Yaz

IMG_4380

İstanbul yazlarım güzeldi. Asmalımescit’te çalışıp Teşvikiye’de oturduğumdan toplu taşıma kullanmam gerekmiyordu, çoğunlukla yürüyordum. İşe gidiş ve dönüş saatleri de güneşin merhametli olduğu saatlerdi. Daha da önemlisi terlikle, şortla çalışabiliyordum. Dolayısıyla sıcakta daha da sıcaklayarak yazlık iş gömleği ütülemem gerekmedi, babetler ayağımı vurmadı…

Asmalımescit’te meyhanelerin arasında çalışmanın bir diğer avantajı da öğle yemeğinde karpuz-peynir, imambayıldı, deniz börülcesi, kalamar tavaya yakın olmaktı. Havaların ısınmasıyla beraber öğle menüsüne Lokal’de sürahi sangria da girerdi Flavio’da soğutulmuş şarap da. Yemekten sonra kayısı, üzüm… Ajansta klimaya ihtiyaç yoktu, camları açmak genelde yeterli olurdu. 17.00 gibi ne içsek derdi başlardı, gitmeden birer Tuborg veya aşağıdaki meyhaneden buz istemek kaydıyla rose… Öyle olunca mesai yapmak da sorun değildi.

İş çıkışında yürüyerek gittiğim Teşvikiye civarlarında buluşacak birileri mutlaka çıkardı. Yoksa da telefonla yalvarır yakarır birilerini tuzağıma düşürürdüm. Canım arkadaşlarım hiç de kırmadılar beni. Demediler ki ya bir gün sen de Kanyon’a gel, Moda’da buluşalım. Mekanların bahçe veya kaldırımlarında, yine rose, votka limonlu güzel akşamlar. Aklını çeldiğim kimse yoksa Caffe Nero’nun bahçesinde kitap okurdum ya da Touchdown’da merdivenlere oturup bira içerdim. Touchdown’a en son iki yıl önce gittim, hala yerinde mi bilmiyorum bile ama merdivenleri gerçekten aranan rüzgar için en uygun yerdir. Hep eser. Di.

Evimde de yaz güzeldi, balkon kapısı hep açıktı, cephesinden dolayı günün her anı serin bir rüzgar içeri dolardı. Apartmanın önünün açık olmasını severdim, perde kullanmam gerekmezdi. Yazın heybetli hale gelip sanki içeri girecekmiş gibi görünen kocaman ağacı severdim. Balkondaki fesleğeni severdim. Müzik zevkinden illallah dediğim bir komşum yoktu, birisi sürekli piyano çalardı. Pazar günleri tüm gün Chopin. O da sağ olsun. Bilmeden yüzümü güldürdü. Beni tanıyan herkes o evi ve balkonu mutlulukla hatırlar diye düşünüyorum. Çok küçük ama kurtarılmış bölge. Herkesin bir anısı var.

Bazen de ıhlamur kokusuyla sarhoş halde Çarşı Balık’a giderdim. Çarşı Balık gecelerinde sıcaktan şikayet etmek yapacağım son şey olurdu herhalde. Yemyeşil salataya saygısızlık. Bir de o kadar kalabalık bir cadde, çirkin binalar sıralı ama bazı zamanlar yoğun bir ıhlamur kokusu alırdım. Bu bana hep inanılmaz gelir bu arada. Zaten fesleğenimi de Ihlamurdere Caddesi üstündeki seyyar satıcıdan alırdım her yaz.

Yaz demek konser demek bir de, arkadaşlarım, erkek arkadaşlarım da oldu ama çoğuna tek başıma gittim. Leonard Cohen’i hiç unutmam, konser Harbiye’deydi, yalnızdım, tam zamanında sahneye çıkmıştı, dance me to the end of love ile başlamıştı ve tepsi gibi bir dolunay vardı. Topuklu espadriller giymiştim. Ayağım acıdığı için yalınayak döndüm eve. Kalabalık gittiğimiz Morrissey de vardı ama yok Cohen en güzeliydi.

 

 

 

 

 

 

 

 

2 thoughts

  1. leonard cohen’e yalniz basima gittim ben de. Hayatimin belirsizliklerle dolu bir donemiydi ve bileti birkac ay evvelinden alirken acaba o gun nerede olacagim diye dusunmustum. O yuzden cok anlamliydi benim icin. Benim de gittigigim en en guzel konserlerden biriydi. Ve dolunay harikaydi. Leonard cohen sahneye girip bizleri selamladigi an gozlerim dolmustu.

    Sevdigim insanlarin evlerini genellikle merak ederim nedense. Senin eski evini de hep merak etmisimdir. Hayalimde huzurlu ve guzel bir ev canlaniyor.

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s