Romanslar ve başka sıkıntılar

Berna’nın son yazısı ertesinde yüksek faktörlü bir güneş koruyucusu dışında plaj çantasına ne koymak gerekir diye düşündüm ve aklıma ilk gelen şey şu oldu: insan içinde okumaya utanacağımız bir kitap. Çünkü plajlar, havuz kenarları göbeğimiz, bacaklarımızda yer yer sırıtan unutulmuş kıl tanecikleri ve sonsuzluğa uzanan engin mavi damarlar konusunda eleştiriyi kabullendiğimiz yerler olsa da entelektüel zevkler konusunda dünyanın en özgür mekanları. Yıl boyunca acaba içinde neler yazıyor diye meraktan öldüğümüz kravatlı ve hırslı adamın vintage elbiseli kızla aşkını artık doya doya okuyabiliriz. İtiraf edebilirim ki ucuz edebiyat suçlu zevklerimin en başında geliyor ve daha hala tatile gitmemişler için bir kısım tarihi (yerseniz) aşk romanı önerilerim var.

Önerilerimi sıralamadan önce bu konudaki sıkıntılarımı dile getireyim çünkü pulp sevginizi üstünüzde gururla taşımanız sizi entelektüelliğin basamaklarını hızlı atlamaya çalışan insanların gözünde kolay bir hedef yapıyor. Fena bir okuyucu sayılmam, zamanında bir-iki edebiyat dersi aldım, neyi sevip sevmediğimi biliyorum, iyi edebiyatı takdir etmeyi bildiğimi düşünüyorum. Bunların yanında Westerfield Kontu ile asıl nişanlısının hizmetçisi arasındaki yarı imkansız aşkı okumaktan zevk alıyor olmam tek zevkimin bu olduğunu göstermez. Fakat kısa sürede gördüm ki hala lisede sonunu getiremeden okuduğu Dostoyevski’yi övme aşamasındaki insanlar tarafından “işte bu arkadaşımız da aşk romanı okuyor, hep aşk romanı okuyor, sadece aşk romanı okuyor” şeklinde görülüyor ve tanıtılıyorum. Bir nevi Hababam Sınıfı sendromu. Bu sınıfın ineği, bu güdüğü, bu aşk romanı manyağı ve ben de aşk romanı okumadığıma göre gerçek sanatın tek takipçisi. Lütfen böyle yapmayın, sonra sizleri evdeki Infinite Jest baskısıyla dövmek istiyorum; ne kadar iyi okuyucuyum diye göstermek için değil, acı verecek kadar ağır olduğu için.

Buradan bir başka rahatsızlığıma geleyim, neden aşk romanları bir tür olarak her daim küçük görülmek ve okuyucusuna utanç hissettirmek zorunda? Janr bir eserin kalitesi hakkında fikir vermemeli, eser bir janra ait diye edebi değeri olmadığı öngörülüp kestirilip atılmamalı. Amazon gibi sitelerde polisiye, romans gibi janrların yanında bir de “edebiyat” diye bir tür olması ancak (kötü manada) elitizmle açıklanır. Stephen King Rolling Stone’a verdiği şu röportajda hislerimi çok güzel açıklıyor. Evet, kendisi korku türünün daha ciddiye alınmasını sağladı, evet Raymond Chandler aynı şeyi polisiye için yaptı. Bilim-kurgu türünde çöp sayılabilecek yüzlerce eser var, kimileri saygıdeğer yazarlar tarafından yazılmış fakat o da artık saygı gören türler içinde. Öyleyse aşk romanları neden hala aynı yerde sayıyor? Daha çok kadınlara yönelik olduğu için mi? Çünkü edebi değer konusunda diğer janrlara nazaran daha kötü eserler verilmiş değil. Lisa Kleypas’ın romanlarındaki aşk tanımlarını Chuck Palahniuk yazmış gibi davranıp Tumblr’daki yeraltı edebiyatı düşkünü yetişkin erkeklerden (maalesef bu insanlar gerçek) 100+ reblog alabilirsiniz. Aynı yetenek ve dünya görüşüyle aşk, ilişkiler ve kadınların sorunlarından bahsederseniz ucuz edebiyatçı, şiddet içeren fantezilerinizi gelişigüzel sıralarsanız kapitalizmi ve modern dünyayı eleştiren sivri dilli yaramaz çocuk olursunuz. Bret Easton Ellis ve Will Self’in gösterdiği üzere kesik kadın kafasından bahsedilmeden modern dünya eleştirisi yapılamıyor.

Neyse, şimdilik Huysuz Şirin olmayı rafa kaldıralım ve plaj çantanıza hangi uyduruk hikaye yakışır ona karar verelim.

Julia Quinn

En sevdiğimden başladım. Regency döneminde geçen romanlar yazıyor, tarihsel doğruluğu elbette yok. Diyaloglar Bridget Jones’un Günlüğü’nden fırlamış gibi, karakterlerin her davranışı gerçekte skandal yaratabilecek nitelikte. Ama her daim neşeli, kendi türüne göre nispeten daha az cinsiyetçi, mizah anlayışınız çok seçici değilse komik. Julia Quinn Harvard mezunu zeki bir kadın, izleyicinin/okuyucunun kendisini ait hissedebileceği bir çevreye ihtiyaç duyduğunu çok iyi biliyor. “Joey aynı bizim Faruk ya.”, “Bizim arkadaş grubu tıpkı havaymet…” diyen okuyucuyu ısındırmak için seri halinde yazarak karakterlere alıştırıp sevdiriyor. Bridgerton serisi örneğin ailedeki sekiz kardeşin sırayla başgöz edilmesini konu ediyor. Hepsinin aynı güzellikte olduğunu iddia edemem; ikinci, üçüncü ve dördüncü kitaplar kişisel favorilerim. Bir de ayrı bir seriden What Happens in London romanını severim. Daha fazlasına ihtiyacınız yok biraz da yüzün, kumdan kaleler yapın, yanınızdakini rahatsız edin.

Lisa Kleypas

Bu biraz daha ciddi, daha duygusal romanların yazarı. Devil in Winter romanı aşk romanlarının en güzeli seçilir sıklıkla. Türünün hakkını verecek kadar romantik, herkese dondurma ısmarlatacak kadar mutluluk verici; umarım her şey dahil opsiyonunu seçmişsinizdir. Ufak bir uyarı: Seks anlatımı yer yer grafik, bazı romanlarında “Yoksa porno mu okuyorum?” dedirtecek seviyeye gelebiliyor. Hassasiyetleriniz varsa Julia Quinn daha iyi bir seçim olacaktır. Bir başka güzel romanı da It Happened One Autumn, bunları Türkçe’de de bulabileceğinizi sanıyorum. Yoksa da öteki romanları da sizi bronzlaşırken meşgul tutabilecek nitelikte.

Elizabeth Hoyt

Hoyt eğer tarihi aşk romanlarına aşinaysanız size biraz daha farklılık sunabilecek bir yazar. Diğerlerine göre bir miktar daha gerçekçi, erkekler daha fakir, kadınlar daha az bakire, insanlar daha çirkin ve durumlar mükemmellikten uzakta. Merak etmeyin, bütün bunlara rağmen tatil rahatlığınızı bozmayacak kadar hafif. Bir de hani yukarıda grafik anlatımdan rahatsız olabilirsiniz demiştik ya, Hoyt Kleypas’ın bir tık daha üstü.Ne okuduğunuzu dikizleyen bir çocuğunuz filan varsa aklınızda bulunsun. Güzel eserleri yazdığı ilk üç roman olan Prens serisi, diğerlerine harcayacağınız parayla Sözcü gazetesi alabilirsiniz.

Eloisa James

Julia Quinn’in kankası sayılır, romans yazarları arasında sizin lisedekiler gibi gruplaşmalar var. Hatta bazen üç yazar birleşip üç kısa hikaye ile antoloji çıkarıyor, karakterleri birbirlerinin öykülerine konuk oluyor. Bunlara harcayacağınız parayı ufak ufak yırtıp konfeti yapabilirsiniz. Neyse, Eloisa James bahsettiğimiz yazarlardan farklı bir konumda, kendisi gerçek bir edebiyatçı, Shakespeare uzmanı, üniversitede dersler veriyor. Zavallı kadın gençliğinde tutkun olduğu aşk romanlarını yıllarca gizli gizli yazmış, sonra kendince dolaptan çıkıp öğrencilerine itiraf etmiş. Tabii eğitimine uygun olarak dili de farklı, kendini rezil etmeden Shakespeare parodisi yapıyor, daha ilginç konuları oluyor. James’in herhangi bir kitabını tavsiye edebilirim, When Beauty Tamed the Beast hariç. Adından da anlaşılabileceği gibi evet, bir Güzel ve Çirkin temalı roman ama size asıl erkekten bahsedeyim: sakat, huysuz, kaba ve doktor. Şaka yapmıyorum kendisi de söyledi, bu neredeyse 18. yüzyıl kostümlü House fanfiction’ı. Midesi sağlam olmayanlar uzak durmalı.

One to avoid: Judith McNaught

BBC Music dergisinde büyük eserlerin dinlenmesi gereken kayıtları hakkındaki yazılarda böyle bir bölüm olur, ben de özendim ona. En çok bilinen romans yazarı olmasına rağmen kadına psikolojik ve fiziksel şiddeti, tecavüzü romantize eden bir i olduğu için bu yazarla tatilinizi hiç mahvetmeye çalışmayın. Kitaplarını alacağınız parayla Ted Bundy’nin ruhuna dualar okutun.

Önerilerim burada bitiyor ama şimdi biraz da romantizmi kısıp gerçekçiliğe dönelim. Kitaplar pahalı, orijinal dilinde okumak isterseniz daha da pahalı. Özellikle de elinizde tutmak istemeyeceğinizi, eve gelen misafirlerinizin kitaplığınızda görmesini kabul edemeyeceğinizi göz önüne alırsak. Bir romanın 2-3 saatte biteceğini de düşünürsek ikinci ellere yatırım yapmanızı ya da benim gibi zamanında stok yapmış, ödünç verebilecek bir keriz arkadaş bulmanızı salık veririm. Plajda yanınıza yaklaşıp “Ne okuyorsun? Hahah bu mu, ben hayatta okumam öyle şeyler ben edebiyat daha çok… Şeyi okudun mu? Çavdar Tarlasında Çocuklar. Muhteşem. Pek kişi bilmez, ben İngilizcesinden okudum. Hayatımı değiştirdi benim, mutlaka oku bak ama böyle sana bir şeyler katmayacak şeyler okuma.” diyecek insanlar için de basit bir biber spreyi ya da elektroşok cihazı taşıyabilirsiniz. Şimdiden iyi tatiller, iyi okumalar.

Resim buzzfeed.com’dan. Sarışın bey romans kapaklarıyla ünlü olmuş, güneyli, yaşlı Amerikalı kadınların kalplerinin efendisi Fabio.

6 thoughts

  1. hahahaha, gelmiş geçmiş en leziz giriş paragraflarından biri olmuş. ben de benzer şekilde, deniz tatiline giderken normalde okumaya imtina ettiğim birtakım “bestseller”lar götürüyorum: olasılıksız, da vinci’nin şifresi, fifty shades of gray vs.

    bir de teyzem ve annem, onyıllardır “beyaz dizi” diye tabir edilen ve edebî kast sisteminin en alt sırasında yer alan harlequin romanlarını büyük bir zevkle okuyorlar.
    benim de tadına bakmışlığım var ve gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim: sanırım emeklilik hayatım beyaz dizi, polisiye ve bestseller okuyarak geçecek <3

    Liked by 2 people

  2. Ahh benim türüm, benim insanlarım ^^ Jane Austen’lar tükenince -ki kendisi biraz daha ciddiye alınıyor sanırım edebiyat çevrelerinde (silent ehöm!) ama özde chicklit’in annesi filan herhalde – regency dönemi bağımlılığımı Julia Quinn’le giderip Bridgerton sülalesinin hastası olmuştum <3 Onlar bitince her sene sürekli birşeyler üreten ve okurken bayağı kahkahalarla güldüğüm Sophie Kinsella'cığıma döndüm, derken Mairan Keyes diye çipil gözlü, delice komik bir İrlandalı kadın yazarın müptelası oldum, beklenmedik yerden kahkaha atıp yanımda uyuyan himselfi uyandırmışlığım vardır :) O bitti hop elimde yarı supernatural yazıp her romanında bi tatlı gözyaşı ve benimseme garanti eden alexandra potter'a geçtim. Aa baktım sadece chicklit okuyorum :) İngilizcesinden okuyunca bi miktar daha cool oluyorum, idare ediyorum diye kendimi kandırıyordum ben de ama o pembeli sarılı lilalı kapakları gizleyemiyor insan tabi :) Üniversitedeyken çenesiyle elimdeki Marian Keyes romanını gösterip sırıtarak "bu aralar bunu mu okuyorsun?" diye soranlara "Bugün Vamık Volkan'ın okumalarını bitirdim, 270 sayfa! Kafamı boşaltmaya ihtiyacım var." diyip üste çıkıyordum. O da kalmadı artık.
    Ama 30'u geçince bir şey oluyor insana, yer yer sırıtan unutulmuş kıl tanecikleriyle birlikte insanların edebi zevkim hakkında düşündükleri de daha az önemseniyor. Çavdar tarlasında çocukların hayatını değiştirdiğini söyleyen kişinin fikrini mi önemseyeceğim? :)

    Beğen

    1. Ne kadar harika bir yorum olmuş <3 Kinsella'yı bir türlü sevemedim gerçi, belki daha edebi olduğundan. Romans oldu mu tamamen trash olsun istiyorum sanırım. Bence buradan bir duruş bile çıkar, umumi yerlerde emzirme, örgü örme gibi feminen eylemlerin yanında bir de romans okumayı koyabiliriz.

      Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s