Üç dönem, üç köpek: Kuçi, Vino, Ezop

“Dogs are our link to paradise. They don’t know evil or jealousy or discontent. To sit with a dog on a hillside on a glorious afternoon is to be back in Eden, where doing nothing was not boring—it was peace.” – Milan Kundera

Çocukluğum Bodrum’da geçti. Büyük bir sitede, ancak tek çocuk olarak. Yalnızlığı seviyordum, tek başıma oyun oynamayı, hayaller kurmayı, yazları parmaklarım ‘dede oluncaya dek’ denizden çıkmayıp, kışın yorganın altında kitap okumayı. Arkadaşlarım vardı, beni çok seven bir ailem de, ama en yakın dostlarım sitedeki hayvanlardı. Bütün sokak köpekleri benim için ‘bizim mahallenin köpeği’ydi, kediler ve evde beslemeye kalkıp bütün odamı donattığım salyangozlar, bahçedeki ağaçların dallarında ötüp günlük hayatımızda hep bir müzik olmasını sağlayan kuşlar da.

Bir bayram öncesi babam eve yavru bir köpekle geldi. Mühendislik yaptığı inşaattaki köpek doğum yapmış, yavruların bazıları ölmüş, bazılarını da almışlar. Bir tek o yavru kalıvermiş. İşçiler de memlekete gidince, babam kapmış onu bize getirmiş. “Yalnızca bayram boyunca kalacak,” dedi. Yine de, öyle olmayacağını o da ben de anlamıştık sanırım. Bayram sona erdi, biz o ufak canlıya bağlandık ve annemle ananemin itirazlarına, “Bu eve ya iki erkek geliriz ya da iki erkek gideriz,” restiyle karşılık veren babam sağ olsun, Kuçi ismini vereceğimiz ev köpeği & sokak iti kırması bizim evin bir ferdi haline geldi. Evin mağrur ama haylaz çocuğu olan Kuçi, bir gece hepimiz uykudayken kokusunu aldığı gaz kaçağını babamı uyandırıp, alt kata indirerek göstermesiyle de ‘kahraman’ ünvanını hak etti. Her canlı gibi çocuk oldu, genç oldu, olgunlaştı ve yaşlandı. Maalesef sitedeki başka bir köpekle kavgasının ardından bir daha toparlanamadı. Lisedeydim, İzmir’de okuldaydım haberini aldığımda. Çok ağladığımı, köpeği kedisi olan arkadaşlarımın beni teselli ettiklerini hatırlıyorum. Yas havası bir süre devam etti, yeniden bir köpek sahiplenmenin sözü bile edilmedi.

tumblr_myjf9hQTZ51s4ha95o10_1280

Gel zaman git zaman, ben üniversiteli oldum ve Bodrum-İzmir ikilisinin ardından İstanbul yolları göründü. Tamamen konumuz dışında ama, İstanbul doğumlu olmama rağmen İstanbul’u o kadar az biliyordum ki, Karaköy’deki yurttan çıkıp Taksim’e nasıl gideceğimi bilemediğim günü hala gülerek hatırlıyorum. Yabancı bir şehir, üstelik uçsuz bucaksız. İlk seneyi yurtta Passiflora sponsorluğunda geçirdikten sonra kendi evime çıktım ve tek başıma yaşamaya başladım. Ve elbette, özgürlüğüme kavuşunca yıllardır beklediğim şeye de sıra geldi: bir köpek! Hayatıma Vino girdi. Sokağa atılan, biri tarafından bitap haldeyken bulunan ancak o kişinin evde başka köpekleri olduğu için birkaç gün içinde yine evsiz kalacak bir American Cocker. Babamla elimizde bir büyük rakı, Vino’yu geçici sahibinden almaya gidişimiz dün gibi. Küskündü Vino, o zaman ona Paspas diye sesleniyorlardı çünkü kıtık olmuş kirli tüyleriyle tam bir paspasa benziyordu. Bakışlarını yerden kaldırmıyor, öylece köşede duruyordu. Ama yanına gittiğimde başını kaldırıp, gözümün içine bir bakışı vardı ki, işte o anda ona vurulmuştum. Rakımızı verdik, köpeğimizi aldık ve mutlu mesut evimize döndük. Birkaç gün sonra traşı, banyosu, aşıları yapılmış mahcup ama şeker bir güzellik vardı karşımızda. O yazın sonunda benimle İstanbul’a geldi ve yıllarca koruyucum oldu. Gece eve çok geç geldiğimde tepkisini göstermek için mutfağın -silinmesi kolay- bir köşesine çişini yapan, parklarda elimdeki poğaçanın peşinden haldır haldır koşan, arkadaşlarımın göz bebeği, ailemin bazen “Benden daha çok seviyorsunuz galiba?” diye isyan ettiğim arkadaşlarıydı. Bir köpeği, bir hayvanı böyle çok sevmek biliyorum ki hayvansever herkesin bağ kurabileceği bir his. O yüzden dallanıp budaklandırmayacağım onu ne kadar çok sevdiğimi.

Processed with VSCOcam with f2 preset
Ezop ile Yakaköy’15

Vino’nun Bodrum’da, annemlerle olduğu günlerde, bu defa Instagram vesilesiyle bir erkek girdi hayatıma. Fotoğrafının altında -yine- sokakta bulunan, -şimdilik- veterinerde olan ama ertesi gün maalesef yeniden sokağa dönecek bir köpekten bahsediliyordu. Cevap yazmak istedim, elim gitmedi. Bir köpek daha? Bakabilir miyim? Huyu suyu nasıldır? Vino ile anlaşırlar mı? Sorular geldi, sorular gitti. O geceyi geçirdim ama aklımdan çıkmadı okuduklarım. Sabah erkenden fotoğrafı koyan kıza mesaj attım, akşam üstü ise arkadaşım Gülşen ve yeni ev arkadaşım Ezop Bey ile Nişantaşı’nda oturmuş, kahve içiyordum. Ezop’la ilk zamanlar çok zor geçti. Sokakta ne yaşadıysa, çok tedirgin, zaman zaman asabi ve çok hareketli bir köpekti. İlk gece o da, ben de uyuyamadık. O salonda dışarıdan gelen seslere havladı, ben öylece tavanı seyrettim. İşten döndüğüm her akşam evde bir şeyler parçalanmış oluyordu; en sevdiğim kitaplarım, yastığım, ayakkabım. Bir derdi vardı ve ben ne yapacağımı tam olarak kestiremiyor, kızıyor ama ona sevgi ve şefkat göstermeyi, tasmasını takıp Cihangir’e, Maçka Parkı’na götürmeyi sürdürüyordum. Ailem ilk başta oldukça olumsuz karşılayıp, daha sonra kabullendiler. Ezop da tatilde Bodrum’a geldi, artık ‘abi’ olan Vino ile tanıştı, Vino tüm ağırbaşlılığıyla oyuncaklarını, mamasını Ezop ile paylaşırken, zibidi Ezop arada hırlamayı ihmal etmedi. Ve birkaç hafta bu şekilde geçiverdi. Ta ki bir anda Vino’yu kaybedene kadar.

Bazı ölümler çok hızlı oluyor. Öyle hızlı ki, sindirmen zaman alıyor olan biteni. O öğleden sonra Vino’nun bir anda balkonda onu görmeyeceğimiz bir yere kaçıp, garip garip nefes almaya başlamasının üzerinden on beş dakika geçtiğinde ben sürekli tüylerini okşuyor ve “Dayan oğlum, n’olur dayan,” diye yalvarıyordum, bir saat sonra ameliyata alınmıştı, bir buçuk saat sonra ise hareketsiz bedenini seviyor, annem ve babamla ağlıyordum. Vino’muz gitmişti.

Zordu, ama şimdi düşündüğümde o dönem Ezop’un evde olmasının müthiş bir teselli olduğunu anlıyorum. Garip bir şekilde Vino’nun ağırbaşlı tavırları Ezop’a geçmişti, sanki o birkaç haftada ondan bir şeyler öğrenmiş gibi. Biz onu sevdikçe o rahatladı, uyumlu, sevgi dolu, geceleri yanımızda sarılarak uyuduğumuz, karnım ağrıdığında sıcaklığı vücuduma yayılsın diye yanıma kıvrılıp yatan, hiçbir şey parçalamayan bir köpeğe dönüştü. Bu yıl Ağustos ayında birlikte ikinci yılımız olacak.

Processed with VSCOcam with f2 preset
Vino ile Bodrum’13

Bu kadar şeyi neden yazdığımı kendi kendime sorduğumda, ilk cevabım “Çünkü hayvan ticareti yapanlara, pet shop işletenlere, o hayvanları küçücük kafeslere tıkanlara ve hala böyle yerlerden kedi/köpek/kuş alıp, birkaç ay sonra ‘Ay çok havlıyor,” ya da “Çok tüy döküyor,” diyerek sokağa yollayanlara karşı, her ne kadar nefret yanlısı değilsem de, ona çok yakın hisler beslediğim için,” oluyor. Kim bilir bu yaz sonu kaç köpek, kaç kedi daha evsiz kalacak, sokaklarda itilip kakılacaklar. Canımız Mahmut’umuzda Panter Emel terörü estirmek istemem, ama benim de bitmeyen dertlerimden biri bu. Alnıma “Satın alma, sahiplen,” yazdırıp dolaşacağım pet shopların önünde, “Bir canlının size hissettirebileceği bunca güzel şey varken, neden araştırmadan, okumadan, yaşayabileceklerinizi ölçüp biçmeden eve hayvan ‘satın alıyor’sunuz?” diye soracağım insanlara.

tumblr_no7e5kT8F31s4ha95o4_1280

Çocukluğum en az Bodrum’daki günlerim kadar özgür ruhlu Kuçi ile, gençliğim utangaç ama sahiplenen Vino ile geçti, otuzuma gelirken Ezop ile yine bir sürü şey öğreniyorum kendimle ilgili. Bu bayram evde tek başıma oturmuş çalışırken, bundan yirmi beş sene kadar evvel o bayram günü Kuçi’nin gelişini hatırladım, Vino’nun, Ezop’un bilgisayardaki fotoğraflarına baktım ve bu üç farklı karakterdeki köpek hayatıma girdi ve sevgilerini bir gün bile eksik etmediler diye bir kere, bir kere daha şükrettim.

 

 

7 thoughts

  1. Ne garip, benim için bile senin İstanbul günlerin Vino, Bodrum günlerin Ezop. Petshopları da devrim yapınca kapatacağız. Hayvanat bahçeleriyle birlikte.

    Liked by 2 people

  2. Güzel Vino, benim korkmadan yerlerde yuvarlandığım ilk tatlı köpek bey idi. Ezop’un da nasıl beyefendileştiğini, nasıl akıllı olduğunu gözlerimle gördüm, görmeye devam ediyorum. Eminim Kuçi de en az onlar kadar tatlı idi. Yaşasın köpek bireyler, yaşasın onları böyle muhteşem yazılarla onurlandıran dostları!

    Beğen

  3. Bu saatte oturmuş tekrardan bu yazıyı okuyorum. Duygusu, bu mesafeden bile o kadar iyi geldi ki, bi ara boğazım düğümlendi ❤️

    Beğen

  4. Ben de hayatımın bir dönemini iki hafta önce kapattım. İlk kedimiz Hardal daha yaşlanamadan, hiç beklemediğimiz bir anda öldü. Daha beş yaşındaydı. Biz de barınaktan almıştık, ertesi hafta alerjim olduğundan şüphelenip testlerle onaylatmamıza rağmen geri verememiştik. Taşınırken önce Amerika’nın doğu yakasından Türkiye’ye, oradan da California’ya gelmişti upuzun uçak yolculuklarında gıkı bile çıkmadan. Yazdığınız gibi, o kadar hızlı oldu ki, sindiremedim ama yine de iyi ki hayatım(ız)a girmiş diye şükrediyorum. Bambaşka bir sevgi gerçekten.

    Liked by 1 kişi

  5. benim de ilk hayvan arkadaşım, sokakta bulduğumuz -muhtemelen- kurt kırması bir hanımdı. birinci katında oturduğumuz apartmanın bahçesinde, ona yaptığımız kulübede değil de benim odamın altındaki camda uyurdu ya da ben hep öyle hatırlıyorum.
    bir gün, daha sonra belediyeden olduklarını öğreneceğim- kötü adamlar kurt’u zehirlediklerinde neye uğradığımı şaşırmış, günlerce günlerce günlerce ağlamıştım.
    artık ne kadar ağladıysam, birkaç sene boyunca tekrar hayvan beslemem söz konusu bile olmadı.
    şimdilerde, 3 sene kadar önce kendi gibi beyaz annesinin doğurduğu dört kedi yavrusundan biri olan ve yuva arayan küçük izmirli kızla beraber yaşıyoruz. hem izmirli, hem beyaz olmasından, hem de barış manço’nun çok sevdiğim şarkısından sebep ismi sakız hanım.
    kendisine talip olmadan önce kitapçıdan 3 kedi kitabı alıp, kendimi tartıp, kararımı öyle vermiştim. iyi ki de öyle yapmışım.

    tek çocukluğun laneti yalnızlık, onu da ancak kitaplarla ve hayvanlarla dindirmek mümkün bence.
    senin şanslı olduğun kadar kuçi, vino ve nihayet ezop da çok şanslılar!

    Beğen

  6. Bu yazıya yorum yazmak ve tekrar okumak için evde olmayı bekledim. Sana kocaman sarılmak istiyorum. Ezop’a da.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s