Havva’nın üç kızı ya da nasıl ortayolcu oldum?

Merhaba çok kıymetli Mahmut okuyucuları!

Bildiğiniz gibi plaj sezonunun başlamasının hemen akabinde Elif Şafak iki kapak seçenekli ikinci kitabı olan Havva’nın Üç Kızı’nı yayımladı. Kitap Doğan Kitap’tan çıktı ve çeşitli online kitap mağazalarındaki daha uygun fiyatları saymazsak 27 TL’ye satılıyor.

IMG_1916
Olur da Havva’nın üç kızı olduğunu anlamazsak diye kelimenin gerçek anlamı ile enine ve boyuna üç kız gösterilmekte.

Mahmut’taki ferah akşamüstü esintisini bozacağım için çok üzgünüm ama geçtiğimiz cumadan beri içim şişerek kitabı bitirmeye çalışırken sadece bu anın hazzına odaklandım ayrıca kabul edersiniz ki a little çemkirik never killed nobody.

Ayşe Arman Havva’nın Üç Kızı’ndan uzun uzun bahsedilen şu röportajında romanı Elif Hanım’ın başyapıtı olarak nitelendiriyor. Yazarın kendisi ise bu romanda “kendi kendine yazık eden Türkiye’yi anlattığını” belirtiyor. Röportajı didiklemeye geçersem bu yazı hiçbitmeyen hikayeye dönüşür o yüzden orayı hızlı geçiyorum.

Benim tek umudum Elif Şafak’ın bu romanı çok hevesli, çok amatör ve çokça torpilli kişisel asistanına falan yazdırmış olması. Zira Bit Palas’ı yazan birinin bu ziyan metni de yazmış olacağına inanmak beni çok üzüyor. Gerçi Baba ve Piç’ten beri her kitapta aynı hayal kırıklığını yaşamaya devam etmeme rağmen mazoşistlik bende ki okumadan duramıyorum.

Öncelikle kitabın anahtar kelimelerini sunmak istiyorum: mütereddit, kadim, hüzün, kelam, Pericik ve tabii ki her Elif Şafak metninin olmazsa olmazı: ARAF.

Gün geçmiyor ki bir EŞ romanında bir kimse arafta kalmasın. Kitabın üç kahramanından biri olarak lanse edilen (aslında anlatılan tek kahramanı olan) Peri’nin yegane özelliklerinin kararsızlık ve pasiflik olması tabii ki kendisine bol bol arafta kalma imkanı veriyor. Ruhu da beklediğimiz şekilde göçebe ve esrik.

Romanda üç ana kadın karakter olduğunu kapaktan ve romanın isminden anlamamış olabilirsiniz o yüzden “dostluk ve kızkardeşlikle bütünleşen” üç kadına dair kapak resimleri açıklamasını da okumadan geçmeyin lütfen.

Romanımızın ana karakteri olan Peri’nin (her yerde bangır bangır anlatıldığı için spoiler olduğunu düşünmüyorum) anne ve babası çok derin bir metaforla Türkiye’yi temsil ediyor. Annenin bir tarikata üye olduğundan bahsediliyor ama kedicik falan değil, heveslenmeyin. Kızını cin çıkarmaya hocalara götüren son derece tutucu ve muhafazakar bir kadın sadece. Babası ise tam bir Sözcü okuyucusu portresi olsun diye anlatılmış, dine dair her şeyle dalga geçen, her akşam tek başına rakı içen ve oturma odasında Atatürk portresi asılı olan bir adam.

Bu anne ve baba ne hikmetse habire atışıyorlar, yıllar geçmemiş birbirini artık tanıyıp kabullenmemişler, birbirinden nefret ediyorlar ama asla ayrılmak falan akıllarına gelmiyor. Baba geçici hafıza yokluğundan muzdaripmişçesine kızlarını okuluna teslim etmek için gittikleri Oxford’da kadının bira içmesini bekliyor. Kadın ise her allahın günü kocasına Kuran’ı okuması gerektiğini, çok büyük günahlar falan işlediğini tekrarlıyor bozuk plak gibi. Her ikisi de kartondan birer karakter. Ama işte onlar Türkiye’nin bölünen toplumu o yüzden fazla sorgulamadan atın hapı ağzınıza. Dev toplum eleştirisi :((((

Bunlara ek olarak biri devrimci (devletin örgütsüz terörist tanımı gibi, neye inandığını boşverin devrimci işte, kurcalamayın) biri de muhafazakar/milliyetçi (iktidar partisinin baş portresi demek yememiş) iki adet abisi var Peri hanım kızımızın (Yazarın seslemeyi sevdiği şekliyle Pericik). Devrimci abi tabii ki devrimciliğinin cezasını daha hikayenin başındayken hemen çekmeye başlıyor, türlü eziyetlerden sonra hapse giriyor. Sonrasında da uzak bir kasabaya yerleşip hikayeden çıkıyor. Bir de ona karton karakter oluşturmakla mı uğraşacaktı sizin için kadın canım!

Peri ise kitabın kapağında, başında, sonunda, her 10 sayfada bir bahsedildiği üzere mütereddit. Arafta. Annesini de çok seviyor babasını da küçük hüzünlü bir ruh olduğu için. Tanrı’yı arıyor. O da işte bizim küçük Elif’imiz. Tanrı’yı sorguluyor, her gün “Tanrım seni sorguluyorum” diye güncesine yazıp tekrarlıyor ki okuyucu da onun gibi mütereddit kalmasın, Peri’nin olayı neydi diye bir an bile şüpheye düşmesin aman allah muhafaza. Peri’nin duygusal zeka yaşı tüm roman boyunca asla sekizi geçmiyor, karaktersizliği, korkaklığı ve her yola çekilişi bize arayış diye yutturulmaya çalışılıyor.

Peri “kitaplar şehrinin arka sokaklarında defalarca kayboluyor”, “tıpkı bir fidanın ağaca dönüşmesi için yağmur damlalarına ihtiyaç duyması gibi, beyni kendini ifade etmek için kelimelere muhtaç”, “boğazı sonbahar yaprakları gibi kuruyor” ve ayrıca karışık olan her şeyi İstanbul’a benzetmezse ölecek hastalığı var.

Kant’tan çok etkilenmişti. Çok yönlüydü Alman filozof. Peri Kant’ın tıpkı İstanbul gibi olduğuna karar verdi: hercai, katmanlı, karışık.

Hala tam olarak anlamamış olabilirsiniz, kitapta Peri’nin dışında iki kadın karakterimiz daha var. Onlar da birer karton karakter olarak tabii ki belli özellikleri temsil ediyor. Şirin İran’lı ve ateist bir genç kadın. İslam’ı sorgulayan cesur kişileri temsil ediyor. Mona ise başı kapalı, imanlı ve mutaassıp olan. O da İslam dininin sevgi ve barış dini olduğunu savunan, başı kapalı olduğu için aşağılanan ve İslamofobiyle savaşan dirayetli Müslüman kadınının temsili.

Mona Peri’ye Mısır asıllı bir Amerikalı olduğunu, New Jersey’de doğduğunu anlattı.

Annesi de kapalıydı dediğine göre, ama büyük ablasının başı açıktı. “İki kız kardeş farklı tercihler yaptık hayatta.”

“Yani diyorsun ki…başını örtmeyi kendin seçtin, ha?”

“Annemler tabii ki bana seçim hakkı verdiler. Başörtüm şahsi kararım, inancımın ifadesi

….

Sırf bu yüzden kaç kez aşağılandım bir bilsen.”

Kitaptaki inanılmaz derin Türkiye metaforlarını yeterince kavrayamamış olabilirsiniz diye bir de günümüzde geçen bölümü var romanın. Burada Pericik tabii ki çok zengin, ergen kızının neden asabi olduğunu bir türlü anlayamıyor ve gittiği çok zengin akşam yemeği davetinde Zülfü Livaneli’nin en az bu kitap kadar kör gözüne parmağım romanı Konstantiniyye Oteli’nden aparılmış karakterlerle anlamsız ve bir yere varmayan dialoglara giriyor. EŞ bizi 2001-2016 arasında götürüp getirirken metaforları yeterince anlamazsınız diye karton karakterleri temsil etmeleri gereken noktalarla tanımlıyor. Muhalif gazeteci kadın, zengin iş adamı, zengin iş adamının karısı, muhafazakar CEO. Mesela zengin iş adamının karısı bir noktada şöyle bir cümle kuruyor:

Ben artık işadamının karısı değilim, kendi ayakları üstünde duran bir işkadınıyım. Bana böyle seslenin!

Topluluk gerek gündem hakkında, gerek birbiri hakkında gerekli tüm hap bilgileri edinmenizi sağlayacak yorumlar yapıyor, hiçbir zahmetten kaçınmıyor ve biz okuyucuları için bir Onedio listesi dahi hazırlıyor (yazım şekli birebir alıntı):

Diğer konuklar başlarıyla onayladılar. “Zorlu, Kanlı bir Coğrafyada Ölmenin En Popüler On Yolu” listesi çıkarmaya başladılar: 1) Trafik kazaları 2) Kapağı açık bırakılan rögar kapağından içeri düşmek 3) Balkonda otururken, aklınca takımının zaferini kutlayan holigan kurşununa kurban gitmek

Daha fazlasını yazıp da hevesinizi (!) kaçırmayayım. Gördüğünüz gibi EŞ memleketimizin tüm kanayan yaralarına birer birer parmak basar hepsini tespit ederken okuyucusunu trendlerden de uzak bırakmaya gönlü razı olmuyor.

Sayfalarca skandal da skandal diye bahsedilen, Pericik’in geçmişindeki o çok karanlık olayları daha sekseninci sayfadan tahmin etseniz de ulan acaba ters köşe mi yapar diyebilirsiniz. Ben söyleyeyim: YAPMIYOR.

Hele kitabın son bölümlerine doğru müthiş derinlikli ateist vs mutaassıp tartışmalarını ve kitapta herkesin arzuladığı sarışın ve renkli gözlü Tanrı profesörü Azur’un son dakikada eklendiği gün gibi açık olan hayat hikayesini okurken boynunuzda fular belirmezse o da sizin suçunuz. Tanrı profesörü ne diye de sormayın, Oxford’da varmış işte.

Yine son bölümde editörün ısrarıyla eklendiğine adım gibi emin olduğum, 350 sayfa boyunca neredeyse hiç adı geçmeyen bir aile sırrı geliyor. Burada Pericik ile ilgili yepyeni bilgiler ediniyoruz, kızımızın o kırılgan ruhu ve araftaki mütereddit karakteri neden böyle bize bir done daha sunuyor EŞ. Bu bölümde de Buket Uzuner’in Kumral Ada Mavi Tuna romanındaki Meriç karakterinden bol kepçe esinlenmeler bulabilirsiniz.

Romanın sonuna gelmeye sabrınız yettiyse burada da Hollywood klişelerine taş çıkaracak sahnelerden sonra Pericik aydınlanmasını yaşıyor ve fin. Hepimize geçmiş olsun.

Romanı okumaya mecali olmayan ama EŞ erdeminden payını almak isteyen hüzünlü ruhlar için ise hiçbir masraftan kaçınılmamış. Buyrunuz: onedio alıntılar seçkisi.

EŞ bir yazı daha ne şişi ne de kebabı yakmadan ortayolculukla, klişeyle başarıyla atlatmış oluyor.

Peri’nin mütereddit ve arayışta olduğunu belirtmiş miydim??

Fotoğraf kaynak: http://quotesgram.com/elif-safak-quotes/

 

13 thoughts

  1. müthiş bir yazı olmuş, cumartesi sabahım güzelleşti. Elif Ş.fak da okur umarım. İnsan bir farketse keşke istiyor.

    Beğen

  2. Münevver Ayaşlı’nın Pertev Bey’in Üç Kızı kitabının ismini hiç çekinmeden, utanmadan hd çalması da ayrı yüzsüzlük, insan bir esinlendim der ama halk ne de olsa bilmez diye sömür sömürebildiğin kadar.

    Liked by 3 people

  3. şimdi okuduğum bu yazı EŞ nazarında, benzeri kalibre de olan bi kesimi temsil ediyor bence… bunlar yazar/çizer olarak çoğu zaman arz-ı endam ediyorlar yine sinemacı ve müzisyenlerde var bunlara dahil… aslında özü itibariyle yaratıcı olmayan ve bundan da gocunan bi asalak toplum işte ve bu yazı tam anlamıyla adrese teslim olmuş tebrikler…

    Beğen

  4. Daha güzel bir eleştiri yapılamazdı. Tamamen katılıyorum. Kitap pek bi fena. Ayrıca Livaneli’nin son kitabı da paralel kötülükte. Harika bir tespit (Peri’nin katıldığı akşam yemeği ve konstantiniyye’deki açılış zırvası aynı)Zamanıma ve gözlerime yazık. Şafak okumak yerine yapılacak öyle çok şey var ki…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s