Tatile kaldığımız yerden devam…

Tatil güzeldi ve bitti. İstanbul’da artık yalnız değiliz. Bir dahaki uzun bayram tatiline dek şehirde köşe kapmacaya devam. Biliyorum, o çok sevdiğimiz gizli saklı mekânları çoktan kalabalıklara kaptırdık ama bu şehirde hâlâ düşmeyen kaleler var. Tuzla Yat Kulübü’nü bırakın keşfetmiş olmayı, henüz adını bile duymamış olabilirsiniz.  Zaten adı Tuzla’yla başlayan bir yer neden keşfedilmeye değer olsun ki? Doğrusu ben de Mercan Koyu’yla tanışıncaya dek içinde Tuzla olan herhangi bir şeye antipatiyle bakıyordum. En insancıl yorumuyla: Tuzla eşittir SANAYİ! İnsanın yolu öyle ha deyince Tuzla’ya düşmeyeceğine göre bu yargının kolay kolay değişmesi de mümkün değil. Ama bir vesileyle şehrin bir ucundaki Tuzla’ya gitmiş bulunuverdim (sormayın neden). O zamandan beridir de Tuzla Yat Kulübü’nde geçirdiğim o iki günün güzelliğini unutamıyorum.

L1130459 2

Size de oluyor mu bilmiyorum ama İstanbul bana çok sık böyle sürprizler yapıyor. Ne yolu yol, ne havası hava deyip lanet ettiğim bir anda öyle bir manzara çıkarıyor ki karşıma, tüm sitemlerim uçup gidiyor. Mercan Koyu’nda yaşadığım da tam olarak buydu. Evet, gitmeden önce dersimi biraz çalışmıştım. Popüler dizilere (Medcezir…) ev sahipliği yapan o meşhur lüks villaların, mekânların bir kısmı buradaydı falan. Ama yine de taksici beni koya bıraktığında bir süre sadece şaşırdım! Koca şehrin içinde kuytuda kalmış bir koy; bildiğiniz balıkçı kasabası gibi. Mercan, diğer adıyla Manastır Koyu, İstanbul’un ilk limanı olarak anılıyor.  Yani sandığımız gibi şehre sonradan eklenmiş uydurma bir semt değil Tuzla… (Açıkçası ben biraz böyle sanıyordum.) Koyun sunduğu manzara o kadar güzel ki bir nevi kurtarılmış bölge. Dizilerin getirdiği popülerlik, bir süre ziyaretçi trafiğini etkilese de doğal atmosferini korumayı başarmış. Tuzla’nın tarihinde Rum nüfusun ağırlıkta olması, bu koyu güzel kılan en önemli faktörlerinden biri belki de. Çok sevgili Rumlar, ellerinin değdiği her köşede olduğu gibi burada da bir iz bırakmayı başarmış; denizle, yaşamla, insanla barışık bir kültürü geriye miras bırakmış.

Mercan Koyu’nda önünüz denize, arkanız yeşilliklere emanet. Koy boyunca sıralanmış birkaç iyi mekân da buraların keyfini çıkarmak için elinden geleni yapıyor. Bana sorarsanız bir gününüzü sadece Tuzla Yat Kulübü’nde geçirseniz bile sıkılmazsınız. Ama bir ihtimal sıkılırsanız da civardaki kafe ve restoranlar (Angel Mercan Balıkçısı, Adriano Adriano Antique Cafe, Cadı Bar…) nasılsa imdadınıza yetişecektir. Daha önce Bozburun Yat Kulübü’nü gördüyseniz, buraya adım attığınızda işin içinde bir yakınlık olduğunu zaten hissedeceksiniz. Tuzla Yat Kulübü’nün mimarı Zeynep Hanım, oradaki konseptin bir benzerini aynı özenle buraya da taşımış. Kulüp, 19. yüzyıldan kalma bir kızlar manastırının kalıntıları içinde konumlanmış. Yat kulübünün ana binası ve restoranın bulunduğu taş ev de vaktiyle manastırdaki kızların yatakhane binasıymış. Bahçe ve iskelede manastır döneminden kalma sütunları hâlâ görebilirsiniz.

 

Adı üstünde yat kulübü; haliyle öncelikli olarak yelkenciler için bir buluşma noktası. Burada 12 kadem ahşap Dinghy tekneleriyle yelken yapmak mümkün, dileyenler bu teknelerle yelken dersi de alabiliyor. Hani diyorum, yelkene ilginiz varsa, gönlünüzden böyle bir şey geçiyorsa bahaneniz hazır! Ama yok benim derdim yiyip-içip etrafı izleyerek keyfime bakmak derseniz, ona da eyvallah, doğru adrestesiniz! Yat kulübünün konsepti tümüyle keyif üzerine tasarlanmış. Bir de benim gibi vintage esintilerden, antika parçalardan ve tabii ki etrafı karıştırmaktan hoşlanıyorsanız sırf bunlar için bile Tuzla Yat Kulübü’nü seveceksiniz. Rahatınızı bozmayacak, gözünüzü yormayacak şekilde yan yana getirilmiş objeler yüzünden oturduğunuz yerde kalmanız pek mümkün değil zaten.

Anladığım ve bir süredir takip ettiğim kadarıyla Tuzla Yat Kulübü’nün belli bir müdavim kitlesi var. Onlar da sağolsun yaz – kış mekânı boş bırakmıyorlar. Evet, yanlış okumadınız, yaz bitince kepenkleri indirmiyor yat kulübü, kışın da misafir ağırlamaya devam ediyor. İstanbul soğuğunda kışın da hizmet veren bir yat kulübü, üstelik de Tuzla’da… Şaşılacak şey değil mi? Tuzla Yat Kulübü, özellikle müdavimleri için bir nevi mahalle lokali. Ailesini, arkadaşını, sevgilisini kapıp gelenler ya tüm günü burada geçiriyor ya da konaklayarak ertesi günü de burada karşılıyor. O yüzden bu cool mekânın bahçesinde çocukların da koşturması sizi hiç rahatsız etmiyor. Denizcilerden sanatçılara; iş adamlarından siyasilere, fenomenlerden blogger’lara hemen her kesimden ziyaretçisi var yat kulübünün. Sabiha Gökçen Havalimanı’na 20 dakikalık mesafede olduğu için yabancı ziyaretçisi de oldukça fazla.

L1130606 2

Peki ya mutfağı derseniz? Sabahları doğal ürünlerle hazırlanmış, açık büfe kahvaltıyla başlayan keyif, gün boyu lezzetli yemekler ve atıştırmalıklarla devam ediyor. Belli bir menüsü yok; öğlen ve akşam yemeği için uğramak isterseniz rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Alışveriş listeleri buna göre belirleniyor. Balık çeşitleri ve mezeler vazgeçilmezlerden; karidesli börek ise favorilerden. İsteyenler teknesiyle gelip iskeleye bağlayabilir; isteyenler arabasıyla ulaşabilir.  Bir seçenek de deniz otobüsü. İDO Tuzla Deniz Otobüsü İskelesi’nden yapılan seferlerle Tuzla bir yandan Bostancı’ya, bir yandan Yalova’ya bağlandı. Yani istediğiniz takdirde İDO ile Yalova, Bostancı, Kartal, Pendik üstünden Tuzla’ya rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz.  Bu taze bilgiyi buraya not düşelim hemen. Marmaray ve metro da işinizi kolaylaştırabilir, aklınızda olsun. Plan yapmadan önce Tuzla Yat Kulübü’nün ajandasına bir göz atmayı da unutmayın. Mevzu yelken olunca etkinlikler de eksik olmuyor tabii. Sonrası mı? Sonrası tatil yolu gözlemeden İstanbul’da yaşanacak hafta sonu kaçamakları işte. Yol biraz uzun ama buna değer. Hatta bence biraz da elinizi çabuk tutun; malum burası İstanbul, yarın yine söylenmeye başlarız.

 

 

5 thoughts

  1. oradaki mekanlardan adriano’ya gittik geçenlerde. “çok şirin bir yer, ne de güzel dekore etmişler” derken menünün son sayfasındaki yazıları gördük ve bir daha gitmemeye karar verdik.
    yazılar şöyleydi: “her yarım saatte bir servisin yenilenme zorunluluğu vardır.”
    daha da vurucu olanı: “mekanımıza herkes bir mutluluk getirdi. kimi geldiğinde, kimi gittiğinde.” (müşteriye atarlanmak?)
    ayrıca hizmet berbat, yiyecekler vasattı. üzüldük öyle güzel bir yerin böyle işletilmesine. yazıyı okuyacaklara faydam olsun bari.

    Beğen

    1. aa nasıl ya, ben bir limonatayla 2 saat devirdim, her sorduğum soruya itinayla yanıt aldım, bir şey yemedim ama gördüğüm kadarıyla insanlar memnundu.menüye ise hiç dikkat etmedim, çünkü bir şey yemedim, ama gördüğüm kadarıyla insanlar memnundu. bilemedim, üzüldüm bak şimdi. gidip hesabını soralım :)

      Beğen

      1. Şans demek. Bizim gittiğimiz gün de birkaç masa birden delirdi. Kahvaltı saatinde “hem menemen hem kahvaltı hem de sucuk istenince mutfak kilitleniyor tabii keh keh” dediler yan masaya. Bize pişmemiş ekmek getirdiler falan. Çok ilginçti. =))

        Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s