Bir cibili hevesi

Kuşçuluk bana hep büyüleyici geldiyse de, kafes (hatta üstü daima örtülü bir kafes) fikri hüzünlü. Kuş ötüşü tanıma kısmı ise kesinlikle daha cazip. Çocukken annemin her ağacı yaprağından tanıması gibi, adeta büyücülük. Ben işte bu büyücülüğe ucundan bulaştım. İlk sihir numarasını öğrenince kendini Merlin sanan çocuk hevesiyle, üstelik.

İngilizlerin park-bahçe merakı malum, bunun bir uzantısı da ötücü kuş sevdası. İspinoz, saka, kızılgerdan, baştankara, aklınıza ne gelirse bolca varlar, hepsine uygun yem itinayla bahçelere asılıyor ve onlar da sevinçle şakıyor.

Büyük bir parka yakın yaşamanın şansı ve ilk dönem işsizliği birleştiğinde, bir ara ciddi ciddi kuş sesi öğrenmeye heveslendim. Müzik kulağım filan hiç yoktur, melodi takip edip de tekrarını fark etmem filan zor. Yine de, 8-9 yaşlarımda bi  hevesle aldığım KUŞLAR kitabını, sevdiğim kuşları tek tek işaretleyişimi ve ötüşlerini kendimce çalışmamı hatırlayınca, bi denemek istedim. Kuşları tanıyorum; ama sadece görünüşlerini. Oysa bir kuşu görmeden önce duyuyorsunuz ve yerini o sese göre buluyorsunuz. Görünce tanıdıklarımı duyunca da tanımak, bir nevi komşuculuk şartı oldu.

BBC bu konuda muazzam bir kaynak. BBC Tweet of the Day mesela, her gün bir kuş ötüşü öğretiyordu, gerçek bir tweet yani. Tüm İngiliz kuşları bittikten sonra küresel örneklere geçtiler. Youtube da ayrı bir delilik. Mesela kuş ötüşlerinin farkları anlaşılsın diye yavaşlatmışlar:

Ev civarında en fazla gördüklerim kızılgerdan, karatavuk, mavi baştankara, büyük baştankara, saka ve çalıkuşu. Onlarla başladım, haliyle. Karatavuk zaten keşfedilmemiş bir assolist gibi her fırsatta uzun uzun öttüğünden, onu öğrenmek zor olmadı. “Blackbird has spoken / like the first bird” diye giden ilahiyi, Cat Stevens şarkısı olarak tanıyanlar vardır. Sahiden de öyle bir şevkle ötüyor. Artık sokakta yürürken en fazla 2-3 bakışla oturduğu dalı bulabiliyorum. Mavi baştankara ise bence çok komik, kikirder gibi ötüyor. Sanki her seferi ilk ötüşüymüş ve birisi gıdıklamış gibi. Çalıkuşu ve sakayı kayıtlardan çalışsam da ya çok nadir denk geldim  ya da tanıyamadım, çalışmalar sürüyor.

Kızılgerdan ise ayrı bir hikaye. Her akşam mutfak camının karşısındaki o cılız dalda durup bana bakan ufaklık sebebiyle. fititittiii – aa gelmiş. Selam. Benden de fitititi. Eskiden daha iyi ıslık çalıyordum ama olsun, mesaj alınıyor. Sonbahar ayazında tüyler kabarmış, kafası görünmeyen bir ponpon. Çam ağacı süsü gibi. Bu sene İngiltere’nin milli kuşu da seçildi, iyice bi havalar. Ertesi gün aynı saatte yine – fitititit? evet, bence de  fitititi bir gün oluyor.

6232-riverside-robin-_2800_14-1-_2800_58_2900_
Kızılgerdan – rsbp.org

Sonra park yürüyüşlerinde duyduğum an tahmin etmeye çalışmak yerine, ötüş aramam gerektiğini fark ettim. Sık çalıların önünde yapraklara bakarak dakikalarca ıslık çaldım. Bu yöntemin bilimselliği şüpheli, kuş arıyordum sadece. Tek amacım ötüşü duymak, ötüşün nerden geldiğini bulabilirsem, tahminimi teyit etmek. Dürbün filan yok, çocuklarınızı “deli galiba yazık” diye uzaklaştıracağınız bir sabit bakış var.

Derken bir gün fitititi – hop, bir bakışta gördüm: kızılgerdan. Göz göze gelip selamlaştık. Ben gülümsedim, o fit fitiiledi. Dalları bile görünmeyen o yaprak denizinin tam ortasında bir kırmızı nokta. Şimdi şehrin herhangi bir yerinde, herhangi bir kızılgerdanı çabucak buluyorum. Koca apartmanda size gülümseyen tek komşunuzun merdivendeki adımlarını tanımak gibi bir şey bu. O yüzden işte, insan diğer komşuları da merak ediyor. Onlarla da tanışmaya hevesliyim.

*

Türkiye’de park bahçe az olsa da yok değil. Hem, Eski Dünya’nın en önemli kuş göçü yollarından bazıları, bize hiiiç takılmadan, binlerce yıldır Türkiye’den geçiyor. Birkaç hafta sonu gezisi, üniversite kulüpleri, Trakuş gibi forumlar bence iyi bir başlangıç. Kuş cennetleri Manyas’la sınırlı değil. İzmir Gediz Ovası dünyanın sayılı flamingo uğrak yerlerinden biri mesela. Bozkırda da şahane kartallar, atmacalar görebilirsiniz. Maksat bir gezi bahanesi, azıcık araştırma, bir de bolca merak. Hepsinin yaşam alanı mega projelere teslim olmadan, bu muazzam yolcuları handa sahipsiz bırakmamak için de bir vesile.

Küçük ötücü kuşlar daha bile kolay; inatla şehirdeler, inatla ötüyorlar; duyup da selam verecek birilerini arıyorlar. Hepsinin kralı da tabii ki serçe. Yani şu pozlara bakar mısınız?

9066
Serçe – trakus.org

Kuşlara fısıldamaktan, cibilileri şakşaklardan ayırmaktan çok uzağım, yanlış anlaşılmasın. Sadece, olur da denk gelirsem, o gün yolu bir kuşla kesişmiş her şehirli insan gibi, kocaman bir gülümsemeyle dolaşıyorum. Yolda yürürken aniden başını kaldırıp ağaçları inceleyen birine hele ki İstanbul gibi gürültülü bir yerde denk gelmeyeceğinizi düşünüyorsunuz; ama o kadar çok kişi var ki. Büyücülerin kendini belli etmemesi gibi bir şey işte. Hiç tanımadığınız biriyle dalda saka aramanın insana iyi gelen bir yanı var. Kuşu bulduktan sonra tek kelime konuşmasanız bile, en azından herkes yoluna gülümseyerek devam ediyor. Bu ufaklıkların farkında olmadan yaptığı büyü de bu işte; gününüzü aydınlatıvermek.

 

Eğer başlıktaki göndermeyi kaçırdıysanız, adres İstanbul’un Kuşçuları filmi. Link burada, şimdi olmasa bile bir keyif zamanınız için.

bir ufak not: kuşlara ekmek vermeyin n’olur. salata rendesi, buğday, mısır, yulaf filan verin. ekmek kırıntısını zaten fazlasıyla buluyolar ama bir faydası yok. ufaklıklara vitamin de lazım. bazısı ise zaten etçil, onlara kuş yemi tek çare.

2 thoughts

  1. Bence kızılgerdan seni arkadaşı olarak bellemiş, tam bir meraklı komşu. Akşam ne yediniz diye mutfak camından fikir edinmeye çalışıyor, kesin gidip karısına anlatacak “seninkiler dışarıdan söylemiş cıkcıkcık” diye.
    Ben besleme kısmına da çok meraklıyım, güvercin/martı/karga dışına çıkamasam da kim ne yermiş diye ona özel şeyler koymak ne güzel oluyor. Sonra güvercinlere koyduğum buğdayı bir sabah betona tak tak diye vurarak karga yiyor. Çocukken kitaplarda hep görürdüm, yüksekçe kuş besleme tezgahlarına asılmış yarım kesilmiş hindistan cevizleri, fileye sarılmış böbrek yağı filan, öyle bir kuş sofra hazırlamak harika olurdu.

    Liked by 2 people

  2. Ben de bu yazıyla evlenmek istiyorum ❤️ Le peuple migrateur da ne güzel bir filmdi, şimdi açıp tekrar izlemek istedim. Yarın gördüğüm bütün kuşları senin için ıslıkla selamlayacağım :)

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s