Annem, babam ve Ganj

Her şey annenle babanın çocuğu olmanla başlar, bir süre sonra dengeler değişir, sen annenle babanın annesi babası olursun, biliyoruz tamam. Biliyoruz da biz Türk çocukları bazen biraz abartıyoruz bu anne babalık işini. Genlerimizde var çünkü, bizi büyütenlerden bize geçmiş: beklentiler, fedakarlıklar, hayalkırıklıkları, dramalar. Hinduizme göre asla kirlenmeyeceğine inanılan Ganj nehri gibi aile ilişkilerimiz, kuşaklar boyu atılmadık şey kalmamış içine, yine de büyük bir sevgiyle giriyoruz ve yıkanıyoruz sularında, bize iyi geleceğine inancımız tam. Arada mikrop kapmıyor muyuz, sistemimiz çökmüyor mu? Çöküyor, hem de nasıl. Ama bir trene atlayıp uzaklaşamıyoruz.

Uzaklaşmayalım da zaten. Anne babasını ayda bir kere arayan yabancılardan olmayalım. Avrupa’da evlerinde tek başına ölen ve kimsenin haberinin bile olmadığı yaşlılar bizim ülkemizde asla olmasın. Ama kalacaksak Ganj’ın sularında, artık bir temizleme operasyonu şart.

Bu satırları hem Türk hem Fransız olmanın verdiği yakınlık ve uzaklıkla yazabiliyorum. Her şey annem ve babamın kendi hayatları için aldıkları kararları kendi doğru bulduğum şekilde değiştirmeye uğraşırken (ve başaramazken), kendime eziyet ettiğim bir dönemde, Fransız kocamın ağzından çıkan bir cümleyle başladı. “Neden rahat bırakmıyorsun onları?” dedi Jean, kırmizı şarabından bir yudum aldıktan sonra, “Seni izliyorum haftalardır, onlara çocuk gibi davranıyorsun. Biliyorsun değil mi onlar birer yetişkin. Eğer bir karar aldılarsa, onların kararı, değiştirmeye çalışmak yerine saygı duymalısın”.

Türk tarafım hüngür hüngür ağlamak istedi: “Sen o Ganj nehrinde yıkanmadın benim gibi, senin bilmediğin ağır hikayeler var, ruhsal yorgunluklar, beklentiler var. Herkesin birbirine dair gizli sitemleri, gizli suçluluk duyguları, gizli yorgunlukları var. İyi gözüktüğümüz anlarda bile iyi olmadığımız anlar çok ve ben bütün bunları bir matematik problemi gibi kağıda döksem hayatımın sonuna kadar o kağıdın bulunduğu odadan çıkamam, yere oturur ağlarım tamam mı çünkü ben çok yoruldum (..buraya ekstra drama eklenebilir)”

Fransız tarafımın ise gözleri parladı. Evet dedim. Evet, ben deli miyim? Yeter bu eziyet. Temizlik çalışmaları başlasın. Onlarla ilişkime bir detoks lazim. Bana biraz kamera zoom out, biraz ferahlık lazım. Onlara saygı duymayı öğrenmem, onları ve kendimi biraz rahat bırakmam lazım.

Denedim ve başardım da. Zaman aldı ama oldu. Aylar geçti, bir gün annemle Paris sokaklarında yürüyoruz, bir nefes aldım, cesaretimi topladım ve bu yazının ana fikrini ona anlattım. “Anne” dedim “ben artık sizi ve kendimi rahat bırakmaya karar verdim. Artık neyle ilgili ne karar alırsan al, ben senin önünde değil arkandayım. Sana yol gösteren değil, seni destekleyen olacağım. İkimiz de yetişkiniz, bunun keyfini çıkaralım.”

Sandım ki benimle gurur duyacak. Kızım ne kadar modern diyecek. Annemden ses çıkmadı, bekledim, hiçbir şey demedi, yürümeye devam etti. Başımı çevirdim ve gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm. Mutluluktan değildi o yaşlar, hissettim, annesini kaybetmeye korkan küçük bir kızın bakışlarıydı.”Beni bırakma, sakın bırakma” diyordu o bakışlar.

Ve ben bir süre daha Türk kalmaya karar verdim. Ganj’i temizleme projem devam ediyor ama uzun yıllara yaydım, çok yavaş ilerleyeceğim.

One thought

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s