Sevdik Sevdalandık, 90’lar Türkçe Popuna ışınlandık

Geçtiğimiz haftalarda yakın arkadaşlarımdan biri ile balkonda yemek yiyip, müzik dinliyorduk. Spotify listelerinden birini açmıştık ve artık yirmili yaşlarımızın son demlerini yaşarken (arkadaşım değil aslında, yalnızca ben) bir anda 90’lar Türk popu üzerine konuşmaya başladık. Olay sadece konuşmakla kalmadı tabii, caz dinlerken bir anda Reyhan Karaca- Sevdik Sevdalandık‘a geçiş yaptık. 90’lı yıllar ilkokul ve ortaokul dönemlerime denk geldi ve her ne kadar büyük bir Türkçe pop sevdalısı sayılmasam da, arada bir geçmişe dönüp, “Aaa, bak asıl şu şarkı da vardı!” dedikten sonra Youtube’da klibi aramak hoşuma gidiyor.

Babamın bir tanıdığımızdan ödünç aldığı kamerayla ve evdeki lambaları acayip açılarda tutarak bana ‘şov alanı’ olarak açılan salonda yaptığım dansları bugün bile izlediğimde biraz utanıyorum. O dönem gözdem Yoncimik’ti elbette ve Abone şarkısının nakaratındaki dans hareketlerini her gün 1532 defa yapmazsam içim rahat etmiyordu. “Baba çekiyor musun?” diye başlayan video, benim salonda cıstaka cıstak danslarımın sürekli oynayan bir ışık altında çekilmesiyle devam ediyor, ardından da annem ve ananemden oluşan seyirci güruhu alkışlarıyla beni göklere çıkarıyorlardı. Michael Jackson’ın “Enivicivokke”si de favorilerim arasındaydı.

l-seyyal-taner-1d784ed7

Aile ve çeşitli misafirlere çektirdiğim çileler bitince, sıra anaokuluna geldi. Hâlâ yapılıyor mu bilmiyorum, ama o zamanlar (o zamanlar dediğime inanamıyorum), her sene sonunda bir ‘sınıf günü’ yapılır, çeşitli danslar edilir, şiirler okunurdu, aileler de ufacık sıralara tıkışıp, bir yandan ellerindeki mendillerle alınlarındaki teri silerken, bir yandan da bizi alkışlamaya ya da “Ahmet, oğlum bak buraya!” deyip fotoğraf çekmeye çalışırlardı. İşte anaokulu sınıf gününde playback yapmaya karar verdiğim biricik popstarım, gözümün nuru, danslarına hayran olduğum… Seyyal Taner’di! Şarkı için tık tık. 93 yılında Bodrum’da nasıl becerdik bilmiyorum ama leoparlı tayt bile bulduk ve saçlarımı savura savura, “Baktı ki olmadı öylesine aşkını bana adadı,” diye şarkımı söyledim. O sıralar aşkını bana adayan Engin (yaş 6) fikrini değiştirmiş, aşkını Yaprak’a adamaya karar vermişti, heyhat.

 

Bir sene sonra ise Hakan Peker’in Köylü Güzeli eşliğinde kıvırtıyor (Hakan Peker o zamanlar da, şimdi olduğu gibi 30 yaşından gün alıyordu), Bendeniz gibi kestirdiğim kâküllü kısa saçlarım ve İspanyol paça pantolonumla Ya Sen Ya Hiç isimli, ancak aratarak bulduğum ve hiç hatırlamadığım şarkısına playback yapıyordum. Ne playback sevdasıymış! Aynı yaşlarda Sibel Tüzün’ün hamamda geçen ve nedense her izleyişimde büyülendiğim (çocukken hiç hamama gitmediğim için olabilir) klibiyle Kaçın Kurası’na bayılıyor, İzel’in “Ay amaaaan, denizleri aş da gel kurbanın olam,” dediği, bileğinde prangası ve omuzlarında beyaz peluşuyla İzel’in saçına sürdüğü deniz kabuğunu bir kutuya koyup denize attığı ve yakışıklı denizcinin üzerinde sarı yağmurluğu ile onu kurtarmak için denizleri aşıp geldiği klibi çıktığında zıp zıp zıplıyordum.

HK2-2

Metin Arolat’ın Dert Değil‘inde Merve İldeniz’in göğüslerinin arasından akan yoğurdu ‘kaşıklaması’ ve klibin bütününe yayılmış seksi Merve İldeniz pozları ise artık 8 yaşında olan beni çok da şaşırtmamıştı. O zamanlar (ah, yine) Bodrum’da çıplak güneşlenenleri bolca gördüğümüzden, böyle kliplere de “ay ne ayıp” demiyorduk, çıplaklık doğal bir şeydi işte. Unutmadan, Hakan -Benjamin Button – Peker’in Uçuk Kaçık klibine de bayılırdım, bana göre dünya böyle bir yer olmalıydı, kavga edilecekse dahi dans ederek edilmeliydi.

Burak Kut – Yaşandı Bitti

Ananemin “Hah, çıktı kurbağa gözlü çocuk,” dediği Mustafa Sandal “Kısseni alan yaşadı, dertlerini de boşadı,” derken, ben de romantik bir balık burcu olarak klipte Duygu Dikmenoğlu’yla atışmalarını seyredip, “Ay ne güzel,” diyordum. 1995 yılı ne bereketli yılmış! Barış Manço müsaademizi istiyor, “El salla, el salla, kol salla, kol salla,” derken klibi o dönemin selebritileriyle dolmuş taşıyordu. Çilli çocuk Emel, müthiş eğlenceli ve beni çok etkilemiş (femme fatale Seray Sever ve sokak çocuğu Deniz Arcak’lı) klibi ve sonunda Emel’in taş atarak camını kırdığı butikten aldığı (parasını bırakmıştı, lütfen) elbiseyle salınmasının bende yarattığı mutlulukla, şu anda yazı yazarken bile sandalyemde kıpır kıpır oynamamı sağlıyor. Tekerleme gibi nakaratı “İçine ata ata ne hale düştün, tuta tuta çatlayacaksın be adam”la ve pijamasıyla bile çok güzel görünen Gülşen de aynı yıl dinlediğim isimlerdendi. Ve tabii ki Bebeto… Nereden geldiğini, nerelere gideceğini bilmeyen, aşkı görse kendine gelecek Burak Kut da, her ne kadar tipim olmasa bile (8 yaşındayım diye hor görmeyin) müziği ile kalbimi kazanmıştı.

sanat-yonetimi-sibel-alas

95 yılından bahsedip, Sibel Alaş’tan söz etmemek olmaz. Türkiye’de yaşayıp, Adam şarkısını ve klibini hatırlamayan, hatta klibi rüyasına girmeyen yoktur sanırım. Müziği ayrı güzel, sözleri ayrı ve hatta klibi de… Bohem ressam Sibel ablam, “Seni bana yâr ederler mi?” derken sandalyesine ters oturup sigarasını tüttürüyor, ‘adam’ının peşinden garip diyarlara gittiği rüyalardan uyanıyor, kırmızı saten geceliğinin içinde, şarabını yudumlarken resmini hayran hayran süzüyor, uykuya teslim olduğunda ise ‘adam’ yine kopup geliyor, “Sen düzgün boyayamamışsın, asıl sanat böyle olur,” dercesine fırçasını kırmızı boyaya batırıp batırıp, ardından kırmızı ayaklı kontes Sibel’i de resmin içine çekiyordu. Şimdi düşününce biraz korkutucu bir klipmiş, ama o dönem okuduğu vampir kitapları (Küçük Vampir Rüdiger’i hatırlayan var mı?) sayesinde vampir olduğuna inanan ve ürpertici şeylere büyük merak besleyen beni yeteri kadar tatmin eden bir klip olmuş anlaşılan.

Hâlâ en sevdiğim Türkçe şarkılardan olan ve geçtiğimiz aylarda yeni albüm hazırlığında olduklarını açıklayarak beni heyecanlandıran Cemali’nin Duymak İstiyorum şarkısı ise neden melankolik (ve belki de arabesk) biri olduğumu açıklıyor sanırım. Milyonlarca defa dinlemişim herhalde bu şarkıyı, nasıl olmayayım! Ama çok güzel şarkı değil mi, siz söyleyin sevgili Mahmutterlar?

Deniz Arcak’tan Candan Erçetin’e, Sezen Aksu’dan Mirkelam’a (gerçi o dönem Her Gece şarkısı ve koşmalı klibiyle baya olay olmuştu) pek çok popçunun albüm çıkardığı bir seneydi 1995, ama artık azıcık ilerlemeye karar verdim. Yoksa ilelebet 8 yaşımda kalmaktan korkuyorum.

img-yasarkumralimpowerturklar-194

Ünlü’nün Estarabim cover’ı (her ne kadar pop sayılmasa da) babamla beraber nakaratın sonundaki “Auuu, auuu” kısmını “Maarul, maarul,” diye söylememizle kalmış aklımda. Zaten şarkılara alternatif şarkı sözleri uydurmada üstümüze yoktu. Ayrıca o yaz babam ufak bir tekne almıştı ve hafta sonları Bodrum koylarına gidiyor, yolda devamlı Yaşar dinliyorduk. Divane albümüne bayılıyordum, Ege gibiydi ama ondan daha iyiydi bence. Gitarını dünyanın en kolay şeyiymiş gibi çalıyordu, hep aşıktı, hep “Yâr,” diyordu, romantik prensti adeta.

Bunu size hatırlatıp, melodisini tüm gün mırıldanmanıza sebep olduğum için bana kızmayın ama İstanbul Kanatlarımın Altında’nın bize miras bıraktığı şarkılardan Aşk da bu yazıda yerini alacak. O dönem dinledik mi, dinledik yalan değil. Aynı yıl çıkardığı Aşkperest albümü ve albümde yer alan El Adamı şarkısıyla Yıldız Tilbe de, kendisinden pek hazzetmesem de, o şarkının güzelliği ile bu paragrafa sığışıversin bari. 96’da “Onun arabası var, ‘förü de var,” diyen Mustafa Sandal artık pek ilgi alanıma girmese de, Gidenlerden parçası fena değildi bence. 96 yılı Teoman’ın da ilk albümünü çıkardığı yılmış. Ne Ekmek Ne De Su ve elbette Papatya o zamanlar ben de dahil pek çok ‘ergenliğe beş kala’ grubunu etilemişti. Özlem Tekin ve Şebnem Ferah’ın feyrat figan vokallerini duydukça asi olmak, saçımızı kestirmek ve ilk sigaramızı içmek istiyorduk dostum! (Bunu da hayatında hiç sigara içmemiş biri yazıyor…) Tamam, bu yazı pop’tan sapıyor, toparlıyorum.

artist_129064.jpg

1997 yılına gelmemizle ekrana kilitlenmem(iz) bir oluyor. Süper Baba dizisiyle birlikte sürekli flütle çalmaya uğraştığımız nurtopu gibi bir şarkımız oluyor: Bana Bir Masal Anlat Baba. Sözlerini bilmeyen yoktur sanırım. Oya Bora’nın son albümünde yer alan bu parçayı anarken, ikilinin 93 yılında yayınladıkları “Ara beni, öptüm seni seni, çok özledim, deli gibi,” nakaratlı Ara Beni şarkısını da anmadan geçmeyeyim. 97’de “Kuş uçtu uçacak Ahmet,”le Deniz Seki de radara takılmıştı ama ona özel bir hayranlığım yoktu. Fakat söz konusu ‘yeni sanatçı’ Mansur Ark olduğunda, özellikle biz çocukların dilinden düşmeyen bir şarkıdan söz etmemem imkansız: “İnadı bırak, yanıma yanaşıver aaaaartık!” Of, ne severdim bu şarkıyı. Ali Güven’ın atarlı-giderli parçası Yolcu da unutulmazlar arasında elbet.

hqdefault

Bu yazı sonsuza dek sürecek sanırım. O yüzden bölmeye karar verdim sevgili Türkçe popsever Mahmutlar. İşte böyle sonu gelmiyor kırk yılda bir Türkçe pop muhabbeti yapmaya başlayınca, bir şarkı bir şarkı daha, eklenip gidiyorlar. Bu nedenle bu yazıyı ‘to be continued’ halde sonlandırıyor, size Zuhal Olcay’ın İyisin parçası ile veda ediyorum.

 

 

 

 

19 thoughts

  1. ooh mis gibi upuzun 90’lar turkce pop yazisi gelmis, hemen damladim. simdi acikcasi 90’lar turkce pop’ta taniyacagim tek rakip @ozanako‘dur. bunca yil nice iddiali yigitleri youtube basinda 90’lar turkce pop tahmin oyununda nakavt etmisligim, belgeleriyle mevcut. demisken, bol takipcili spotify listemi de paylasayim, genclik faydalansin.

    Liked by 2 people

  2. ben büyüyüp de “ara beni”nin sözlerine dikkat edince şaşırmıştım. töbe est. neler demişiz biz öyle?
    şu anda youtube sayesinde hatırladığım “ay inanmıyorum” da az vaktimizi yemedi ve tabii candan erçetin’in dans edemediği için sandalyeye ters oturduğu klibi de bir mihenk taşı. gerçi hangi yıllarda çıktılar bilmiyorum. biraz ileri tarihlere gitmiş olabilir.
    son olarak bugün dahi sevdiğim bir klip ile yorumuma son vermek istiyorum. dans tiyatrosunu pek severim zaten: yıldız tilbe – havalım https://www.youtube.com/watch?v=bD7tk6zpAX0

    Beğen

  3. dayanamadım yine geldim! mustafa sandal’ın ilk albümlerini ve yaşar’ı yılda birkaç defa anıp dinliyorum mutlaka. mustafa sandal’ın sakin sesi pek hoşuma gidiyor. yaşar, zaten yaşar. <3 hüzüğğnler!

    Liked by 2 people

  4. melaba! valla son bir şey söyleyeceğim. 23 nisan’da bir sınıf “köylü güzeli”ne çalışmıştı. köylü güzeli olacak kızın üstünde basmadan uzun etek vardı. sonra kız bir döndü atıverdi eteği üstünden. altından moderen kıyafetli ex-köylü kızı çıktı. tabii hepimiz ağzımız açık izlemiştik. (bir miktar da fesatlanmış da olabiliriz.) sanırım sustum artık. ay yok susamadım. seden gürel’in bum bum bum daldan hop dala konması. o çirkin şapkadan diktirip seden gürel olmuştu beşinci sınıflardan biri. tabii biz yine hayran…

    Liked by 1 kişi

    1. ay köylü güzeli’nin sahne şovunda pembe güllü eteğini atarak modern elbisesiyle kalan kuzenimi (11) yazacaktım ki bu yorumu gördüm!

      ya kuzenimi izledin ya da köylü güzeli koreografisi hakikaten o dönem anadolu ateşi gibi bir şeydi?

      Beğen

  5. Fayton vardi bi de, gokhan kirdar. Bu playlistler arkadaşlarla her toplaşmada bi tur çalınıyor sanırım. Oya-Bora sevgimiyse soyle izah edeyim: last.fm’deki top artistim. Loopa alip uyuyakalmisim. Hâlâ duruyodur. Favorim Tango Istanbul adli tatli sarkilari ^^

    Liked by 2 people

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s