Stranger Things: Biraz abartmadık mı?

*Spoiler içerebilir

Kafamı nereye çevirsem Stranger Things ile ilgili yorumlara maruz kalıyorum. Lost, Fringe ile kıyaslamalar, yere göğe sığdıramamalar, 9.1 IMDb puanı… Timeline’ın da yeni gözdesi. Korku-gizem-bilimkurgu türünde olunca ve sevdiğim insanlar ayılıp bayılayarak izleyince dayanamadım ben de, çünkü eksik kalmamalıyım. İlk bölüm boyunca ahh ne muhteşem demek, eleştirmemek için çok uğraştım ama olmadı. Asıl mucizeyi sonraki bölümlerde gösterecek, hem Winona da rolüne alışacak dedim ama açıkçası 80’lerden fırlamış hali -80’lerde çekilmiş, derin dondurucuya atılmış ve 30 yıl sonra buzluktan çıkarılmış gibi gerçekten- ve müzikleri dışında bir mucize yok. Kolay izleniyor, sıkılmıyorsunuz ama o kadar. Stranger Things vaadettiği kadar ‘stranger’ mı, yoksa biraz abarttık mı, bunu size bırakıyorum ve kendi yorumlarıma geçiyorum.

Jenerik gayet sıradan, hayır bunu retro minimalizm gibi süslü laflarla yutturmaya çalışmayın lütfen. Tamam, bangır bangır bağırdığınız 80’lere sadık kalınmış ama başroldeki Winona Ryder kadar iddiasız ve doğduğum zaman dilimi olsa da ben pek müptelası değilim. -İçimden ah çekiyorum, Mad Men de bir dönemi tekeline almıştı ama jeneriğini bıkmadan her seferinde izlerdim. DEĞERİNİ BİLEMEMİŞİM. En sevdiğim jeneriklerden diğeri de bir başka dönem dizisi olan Narcos bu arada, neyse konuyu değiştirmeyeyim.-

İlk bölüm başlıyor: Floresan var, koridor var. O floresanlar patlayacak, biliyoruz. Çok yaratıcı bir başlangıç gerçekten. Devam eden bölümler de açıkçası aynı orjinallikte ama işte dizimizin olayı bu: Biz ilhamımızı John Carpenter, Steven Spielberg, Stephen King, Brian de Palma’dan aldık; bir nevi büyük ustalara saygı duruşu diyor yönetmenleri, öyle olunca eleştiremiyoruz, onun yerine genel kültür yarışması gibi “bu hangi filmdendi” diye beyin fırtınası yaparken buluyoruz kendimizi. Sezon boyunca çeşitli sahnelerde hemen herkese selam veriyorlar. Stranger Things’in Kyle Lambert tasarımı afişi bile E.T., Back To The Future gibi filmlerin afişlerini yaratan Drew Struzan ile aynı dile sahip. Kısacası, daha önce yapılmamış olanı izlemek istiyorsanız yanlış yerdesiniz. Bu kötü bir şey mi? Ne aradığınıza göre değişir.

Başrol oyuncusu Winona Ryder’ı en son Experimenter’da izlediğimde iyiydi, bu kadın ne zaman böyle oldu? Keşke hep Autumn in New York’taki Richard Gere’in miniciği olarak kalsaydı. Ya da en fazla Black Swan’daki ex-siyah kuğu olarak sinema belleğimizde yerini alsaydı. 24132 bölüm boyunca “çocuklarım olmadan asla” diyen Aliye rolündeki Sanem Çelik bence daha yerinde bir seçim olurdu, hem İngilizcesi de var.

Başroldeki çocuklar ise pek tatlılar maşallah. Özellikle Eleven rolündeki Millie Bobby Brown çok yetenekli. Natalie Portman’ı anımsatıyor ve hissediyorum ki menopoz yüzünden sıcak bastığı ve uykusuz kaldığım bir gece Millie Bobby Brown’ı en iyi kadın oyuncu Oscar’ı aldığını göreceğim, elimde yelpaze serinlemeye çalışırken “ben demiştim” diyeceğim.

 

 

Görseller: IMDb

 

 

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s