Küçük kızlar, güçlü kadınlar

İnsan kaç yaşına kadar genç kızdır, kaç yaşından itibaren kadın olur? Türk toplumunun bilinçaltı cevabı hemen kapı dışarı, hayır bir erkekle birlikte olduğu an değil. Belki daha önce, belki daha sonra, ama çok büyük bir çalışmayla.

Bazen düşünüyorum da, bazı yazıları sanki Nina büyüyünce okusun diye yazıyorum. Kızıma geçirmek istediğim fikirler kendiliğinden dökülüyor sanki içimden. Ona şunları anlatmak istiyorum:

Küçük kızlar doğdukları andan itibaren sevimlidir. Çiceklerle süslemek isteriz onları. En sert baba kızının “lütfeeen” bakışı altında erir gider, hayata bir adım önde başlarlar bu küçük kızlar ve bunun çok erken farkına varırlar. İsteklerini kaprislerinden ayırmak zorlaşabilir etraftakiler icin, zaman geçer, yavaş yavaş büyürler, boyları uzar, pembeyi bırakır mora geçerler, genç kız olurlar.

Her genç kız farklı olur. Kendini arar, bulamaz, cevabı başkalarında arar, bulamaz, “ben buraya ait değilim” şarkıları dinler, çekip gitmek ister gidemez, ölmek ister, ölemez, şanslıysa yalnızlığını kitaplarla avutur, erkekleri tanımaya çalışır, annesiyle çatısır, siyah giyer, ona buna “hayır” der, ”kimse beni anlamıyor” der, kapıyı çarpar, ağlar. Ben de öyle bir genç kızdım, Nina benim gibi olmasın.

Zaman geçer hayat genç kızın önünde kartlarını dizer. O işi seç, bu eşi seç, bu ülkeyi, şu patronu, o en iyi dostu, bu komşuyu. Bazi seçimler yapar genç kız, hatalar da yapar mutlaka, yavaş yavaş etrafında dönen hayatı ve tam ortasındaki kendini tanimaya başlar.

Zaman geçer, otuzlu yaşlar kapıdadır. Daha da önemli kararlar kapıdadır. İşte tehlike daha burada başlar: Bazı kızlar hayatı boyunca kız kalır, bazıları cesaretle kadınlığa atılır. Ben sana aradaki farkı anlatayım.

Kim ne derse desin, bir kız için kadınlığa geçiş zordur. Kızları herkes sever, hosgörür, erkekler onları korumak ister, radyoyu açarsin yakışıklılar “my girl, my girl” diye içli şarkılar söyler. Kızlar da küçük kedi yavruları gibi sokulur insana, acıklı gözlerle ilgi bekler. Kız olmak kadin olmaktan çok, çok daha kolaydır. Kızlar kaderlerinin sorumluluğunu almak zorunda değillerdir. Seçimleri etrafındakilerden beklentileriyle sınırlıdır. Beyinlerinin kıvrımları onlara daha çocukken nasıl bir gülücükle istediklerini elde ettiklerini hatırlatır, aynı şekilde devam etmek oh ne kolaydır.

Ama işte, Nina’yla sohbet edebilsem derdim ki ona, işte sorun tam da bu noktada. Sadece etrafımızdakilerden bir şeyler bekleyerek yaşarsak, hayatlarımıza onların belirlediği sınırları koymuş oluruz. Kadın olmanın önemi işte burada. Kadın olmak ne demek? Bazen toplumun bile bizden bilinçsizce beklediği küçük kız gülüşlerini bir kenara bırakıp, kendi hayatımızın iceriğine kendimiz karar vermek ve harekete kendimiz geçmek.

Kadin olmak kolay değil, zor dedik. Ama bu yola baş koymuş kişi, kadın olmayı başardığı an, özellikle iki boyutta çok rahat eder:

1. İlişki, evlilik: Yavru köpek bakışların çok sevimli. Ama sen de en az erkek kadar eşitsin ilişkide. Kadın olmak demek, bir sorun olduğunda (bazen zor da olsa) kaçmadan, oturup, konuşup çözüm bulmak demek. Hatırlıyor musun işine gelmediğinde kapıyı çarpıp, kendini yatağının üstüne atıp hüngür hüngür ağlayan kızı. İşte o kız senin sevgiyle hatırladığın hatıran olsun. Seçtiğin erkekle, küçük bir kız gibi değil, bir yetişkin gibi yaşa. Merak etme, o seni hep korumak isteyecektir ama karşısında ayakları yere basan yetişkin bir kadın olduğunu bilsin. Virginia Woolf’un çok doğru dediği gibi, kendine ait bir odan (ve ben de ekliyorum: bir de banka hesabin) olsun. Genç kızlar küser, kadınlar sorunu çözer, bir erkekle yaşadığın gün, kulağına küpe olsun.

2. İş hayatı: Dünyanin 1000 büyük şirketinin sadece 11 tanesinin patronu kadın. Kadın-erkek eşitliği değil sorun, asıl neden şu: iş hayatında kadınların kadın değil, kız olarak davranmaya devam etmeleri. Nasıl mı? Masan, bilgisayarin cocuklarının fotografıyla doluysa, acıkan kurabiye, başı ağrıyan ilaç için sana geliyorsa, yüzünde sürekli bir gülümseme varsa, herkesten fazla çalışıyor, şirketten her gün en son sen çıkıyorsan, iş arkadaşlarınla yakın arkadas olmaya çalısıyorsan, yumuşak ve sevimli bir ses tonuyla konuşuyorsan, başkaları sırf seni sevsin diye zamanını harcamalarına izin veriyorsan, her projeye ben yaparım diye atlıyor, başarılarında sadece ekibini öne çıkarıyor, başarısızlıklarında bol bol özür diliyorsan, çok sabırlıysan, toplantı odasında ellerin masanın altındaysa veya bir toplantıdan sonra gizlice ağlıyorsan, herkese karşı hep aşırı kibarsan, genç kızlıktan kadinliğa geçişte biraz daha çalışman lazım. Iş hayatında erkek gibi değil, sevimli bir genç kız gibi değil yetişkin bir kadın olarak varolman lazım.

O kadar önemli, o kadar önemli ki bu konu, elime bir hoparlör alıp dünyanin bütün yaştaki genç kızlarına seslenmek isterdim: Zamanı gelince kadın olmaktan korkma. Ayaklarını yere sağlam bas ki hızlı koşasın. İsteklerini yapmak için güç versin sana hayat. Sesin gür çıksın. Başkalarından sana istediğin hayatı vermelerini bekleme, onların seçtiği hayatı yaşamaya mahkum olursun. İçindeki genç kızı unutma, onu hep sevgiyle hatırla. Ama ne olursa olsun, iyi günde, kötü günde, kadın olduğunu unutma.

İste bunlardan bahsetmek isterdim, sadece belki daha kısa, çok da sıkmak istemezdim Nina’yı…

(Bu yazıyı 2012’de yazmıştım, hoş bir sürpriz gibi karşıma çıktı, hala aynı fikirdeyim, hala çok önemsiyorum bu konuyu, paylaşmak istedim…)

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s