Neden sevgilimiz, sırf bizim olduğu için daha kıymetlidir?

Olaylar silsilesi 70’lerde Richard Thaler’in, Prof. R. kod adlı profesöründeki enteresan bir davranışı fark etmesiyle başlıyor. Prof. R. bir şarap meraklısı ve her şaraptan anlayan insan gibi belli bir kalitedeki şarapları tercih ediyor. Prof. R., şaraplarına asla 35$’dan fazla para ödemiyor ancak mesele koleksiyonundaki şarapları satmaya gelince, işin rengi değişiyor. Prof. R., 100$’ın altındaki teklifleri değerlendirmeye bile almıyor. Standart iktisat teorisinin ve insanın akılcı olduğunun savunucusu olmasına rağmen nasıl olur da Prof. R.’nin bir şaraba sahip olmak için ödemeye razı olduğu miktar ile onu satmak için almaya razı olduğu miktar arasında böyle bir uçurum olur?

110901209544572531_ruxegzot_c

Prof. R.’nin kuyuya attığı bu taşla başlayan araştırmalar, bilim insanlarının defalarca hepimizde aynı eğilimin olduğunu ortaya koyması ile devam ediyor (Kahneman ve arkadaşları, 1990). Özetle durum şu: bir şeye sahip değilken ona biçtiğimiz değer ile ona sahipken biçtiğimiz değer arasında dağlar kadar fark var. Bizim elimiz değdikten sonra biçtiğimiz bu fazladan değerin sebebi ise BİZİM OLMASI. Daha ne olsun? Bilim insanları da bu asil duruşumuza yakışır şekilde bu eğilimimize bahşetme etkisi diyorlar.

Aslında böyle davranmamızdaki belirleyici unsur: referans noktasındaki değişiklik. Bir şeye sahip değilken, ona sahip olmanın keyfini, zevkini değerlendirerek, ona bir değer biçiyoruz. Varlığı ile hayatımıza bir artı getireceğini varsayıyoruz. Ancak ona sahip olduktan sonra, onu artı olarak görmek yerine, adeta ezelden beri ona sahipmişizcesine bir tribe giriyoruz. Yani onunla birlikte yeni bir sıfır noktası yaratıyoruz, resmi adıyla referans noktamızı değiştiriyoruz. Hal böyleyken onu satacağımız zaman da hayatımızda var olan bir şeyin eksileceğini düşünüyoruz ve bu vazgeçişin acısını değerlendiriyoruz. Sonrası malum, gözümüzdeki değeri arttıkça, artıyor.

İnsan bu manzarayla karşı karşıya kalınca haliyle düşünüyor; “Belki de sadece sahip olduklarımızın pozitif yanlarına odaklanıyoruzdur” diye. Gerek Beklenti Teorisi’nin – Prospect Theory – ileri sürdüğü, gerekse de nörobilimcilerin kanıtladığı üzere hayır, öyle değil (Knutson ve arkadaşları, 2008). Derdimiz olası kayıplardan kaçınmak çünkü biz fani homo sapiens’ler, kayıpla, kazanç aynı mutlak değere de sahip olsa ikisini eşit algılamıyoruz. Bizim için kaybetmenin acısı > kazanmanın keyfi. Her zaman değil ama çoğu zaman.

Bütün bu olan bitenin altında tabii ki evrimsel geçmişimiz var. Çok sevgili beynimizin fabrika çıkış ayarları bundan 150.000 yıl önce Afrika bozkırlarında yapıldı. Afrika bozkılarında hayat şartları, elbette, oldukça zorluydu. Bu zorluklar içinde canımız atalarımız, öylesine canlarının derdindeydiler ki yarından önce bugünü, sahip olamadıklarından önce sahip olduklarını düşünmek zorundaydılar. Onlarınki gerçek hayat mücadelesi olduğundan bugünü kurtaramazlarsa, zaten onları bekleyen bir yarın yoktu. Hal böyle olunca hayatlarında anlamsız risklere ve kayıplara da yer yoktu; eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan daha iyiydi. Bir yanlış olur da daldakilerin peşinden koşarken eldekinden olurlarsa açlık, ölüm ve sefaletle burun buruna gelme ihtimali yüksekti. Bu durum da o eldeki bir kuşu, nereden baksan en az üç kuş değerinde yapıyordu. Hal böyleyken, atalarımız bize elimizdekinin kıymetini bilmeyi, açgözlü olup anlamsız riskler almamayı miras bıraktı. Boşuna aza tamah etmeyen çoğunu bulamazı da kulağımıza küpe edmediler.

Tamam çok tatlıymışız, atlarımız bize öğütlemiş, kaybetmekten korkuyormuşuz filan da bu iş sevgilimize ne ara, neden bağlanıyor ki? Çünkü çok sevgili Nataf ve Wallsten (2013) bahşetme etkisinin gündelik hayattaki para değeri olmayan, manevi konularda da işleyip işlemeyeceğini merak ediyorlar. Araştırmada, katılımcılardan farazi bir çöpçatan sitesindeki potansiyel partner adaylarının iletişim bilgilerini almak ya da satmak için bir fiyat belirlemeleri isteniyor. İşte, çünkü bilim. Potansiyel adayların fotoğraflarının yanı sıra, okudukları bölüm, ortalamaları ve nerede büyüdükleri bilgisi de veriliyor. Sonrasında da katılımcılar adayları zeka, çekicilik, gelecekteki kariyer beklentileri ve olası ortak zevkler üzerinden değerlendiriyorlar.

Kadın olsun, erkek olsun tüm katılımcılar aynı maddi değeri olan “pazar malları”nda yaptıkları gibi, bu gönül meselesinde de bahşetme etkisinden vazgeçmiyorlar. Üstelik de bunu potansiyel partnerlerin çekicilik ya da zeka gibi kriterlerdeki değerlendirmelerinden bağımsız bir şekilde yapıyorlar. Özetle, mesele manevi de olsa güzel güzel kıymete bindiriyoruz.

Araştırmada kadınlarla, erkekler arasında, küçücük, minicik bir fark da çıkıyor. Kadınların sergilediği bahşetme etkisi, erkeklerinkinin tam tamına üç katı. Rakamla: 3. Pardon da siz kim oluyorsunuz da bir kadının elinden, potansiyel partnerinin telefon numarasını alıyorsunuz?

DCIM100GOPROGOPR2819.

Kadınlar neden söz konusu erkeklerin telefon numarası olunca böylesine abartılı bir tepki veriyorlar ki? N E D E N? Maalesef bilim insanları henüz ona net bir cevap veremiyor, sevgili Mahmutterler. Birkaç olası hipotez var ve bunların başında da kadınların, bazı konularda kayıptan kaçınma konusunda daha iddialı oldukları geliyor (Byrnes ve arkadaşları, 1999) ama bu açıklama da tam olarak kesmiyor, kesemiyor. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.

Hal böyleyken, kim olursak olalım, ata sporumuz olan sahip olduklarımızı kıymete bindirmenin bize verdiği yetki ile BİZİM olan kıymetli sevgilimize bir sarılalım da verdiğimiz bunca değer boşa gitmesin. Yani şimdi ne de olsa eldeki bir kuş, daldaki…

Referanslar:

Byrnes, J.P., Miller, D.C., & Schafer, W.D. (1999) Gender differences in risk taking: A meta-analysis. Psychological Bulletin, 125(3), 367.

Kahneman, D., Knetsch, J.L., & Thaler, R.H. (1990) Experimental tests of the endowment effect and the Coase theorem. Journal of Political Economy, 1325-1348.

Knutson, B., Wimmer, G.E., Rick, S., Hollon, N.G., Prelac, D., & Loewenstein, G. (2008). Neural antecedents of the endowment effect. Neuron, 58, 814-822.

Nataf, C., & Wallsten, T.S. (2013). Love the one you’re with: The endowment effect in the dating market. Journal of Economic Psychology, 35, 58-66.

Görseller: unsplash.com & tomorrowstarted.com

Yazar: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

2 thoughts

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s