Yazın da sinemaya gidilir

Hava sıcak, şehir tatsız. Hele bir de evinde klima olmayan talihsizlerdenseniz, leş nemle mücadele etmek yerine buz gibi salonda film izlemeyi seçmek nasıl da kolaylaşıyor. Siz “yazın sinemaya gidilmez” diyenleri dikkate almayın mirim, belli ki ya sinemayı sevmiyorlar, ya kendilerini.

İşte size bu haftanın pek çeşitli seçenekleri…

Café Societywasp2015_day_39-0199.CR2Hemen her yıla bir film düşen bereketli Woody Allen sinemasının bu seneki mahsülü, yıldızlardan oluşan kadrosuyla ilk önce Cannes Film Festivalinde arz-ı endam etmiş, hem seyirciyi, hem de eleştirmenleri mutlu etmeyi başarmıştı. Fragmandan gördüğümüz kadarıyla İtalyan duayen  (Apocalypse Now ile Oscar’a da uzanmış) Vittorio Storaro’nun bal rengi bir ışığı uygun gördüğü 1930’lar Hollywood’undayız, o partiden bu partiye uzanıyor, şampanya kadehlerimizle kahkahalarımızı şuh bir şekilde çınlatıyoruz. Klasik Hollywood ihtişamını alışkın olduğumuz Woody Allen nevrozlarına katık eden Café Society’nin başkahramanını,  Woody Allen’ın yaşı tutsa kendisinden başkasına bırakmayacağı baş rolü Jesse Eisenberg, onun arzu nesnesi karanlık ama pek sevimli Vonnie’yi bu yıl Cannes Film Festivali’ne damgasını vuran Kristen Stewart oynuyor. Midnight in Paris’in Hemingway’i  Corey Stoll, bağımsız sinemanın taçsız kraliçesi Parker Posey, en son bu yazın mütevazi hit’i, Jaws’ın uzaktan kuzeni The Shallows’ta izlediğimiz  Blake Lively ve tanıtmaya ne hacet – Steve Carrell filmin diğer ağır topları. Ben, kendi adıma incelikli kostüm ve set tasarımı için bile kalkıp sinemaya gitmek isterim.

Suicide Squad: Gerçek Kötüler

Meraklısı zaten çoktan biletini almış, gün sayıyordur. Meraksızını da baştan çıkarmak üstüme vazife değil elbet, lakin Suicide Squad, uyumsuzları, kaybedenleri, genelde kaybetmesini istediklerimizi merkezine koyan hikâyesi ve çizgi romandan fırlamış evreniyle benim çok ilgimi çekiyor. Gösterildiği muasır medeniyetler beşiğinde pek beğenilmese de, epey eğlenceli görünüyor.

suicide_sqaud_margot_robbie_still_h_2016_0 Aynı anda hem hikâyenin merkezine kadın karakterleri koymasıyla feminist, hem de onları cinsel objelere çevirmesiyle cinsiyetçi olarak selamlanan filmi nasıl istersek öyle okuyabileceğimiz şartlar oluşmuş durumda anlayacağınız. Hiç bir şey için değilse bile kendi fikrinizi oluşturmak adına, sizde milyonlara katılıp sinema salonlarını ziyaret edebilir, bu renk ve gürültü cümbüşüne teslim olabilirsiniz. Hiç değilse perdeye çok yakışan Margot Robbie’nin muhtemelen yıllarca konuşulacak olan Harley Quinn performansını sinemada izlemiş oluruz, az şey değil.

Veronique’nin İkili Yaşamı

Harika bir işe soyunan normalde sinemada izleme ihtimalimizin bezelye kadar olduğu filmleri vizyon seyircisiyle buluşturan, şehr-i İstanbul’da sürekli esen festival rüzgarının müsebibi Başka Sinema’nın son marifeti, Polonyalı usta yönetmen Veronique’in İkili Yaşamı’nı yapımından 25 yıl sonra sinema seyircisiyle buluşturmak. Dikkatli Mahmutter’lar bundan şurada bahsettiğimizi hatırlayacaktır zaten. Aman, vizyon kalabalığına gelmesin, bu nadide başyapıt gözden kaçmasın. Hem doksanlı yılların sınırsız dijital seçenekle beslenmekten uzak, izlemek istenen film için sokağa çıkıp sinemaya gitmenin gerekli olduğu arthouse sinema âlemini tekrar ziyaret etmek, hem de sinemada bir Kieslowski filmi izlemek için son şansımız bu olabilir.

Başka Sinema’nın bir diğer ikramı; Cannes’da seyirciyi ikiye bölmüş Neon Demon, Drive ve Only God Forgives ile tanıdığımız sansasyonel Danimarkalı yönetmen Nicolas Winding Refn’in son marifeti. Bir model ajansı etrafına kurulu hikâye güzellik takıntımız, başarı hırsımız ve bütün diğer saçma defolarımız üzerine sert bir sinema deneyimi vaat ediyor. Filmi taşıyan Elle Fanning’e Jena Malone, Christina Hendricks ve eski göz ağrımız Keanu Reeves eşlik ediyor. Suspiria ve Black Swan ile benzer sularda yüzen, ihtimaldir ki çok seveceğiniz, ama muhtemelen nefret edeceğiniz Neon Demon, bu hafta sonu da Başka Sinema programında.

Vakti zamanında Metin Erksan’ın uyarladığı Şeytan’ı andırır şekilde İslami öğeler ve anneannelerimizin evinden tanıdığımız ahşap oymalı, minderli koltuklarla süslenmiş, yerli malı Lanetli Anahtar (lütfen 2005 yapımı, kendi çapında başarılı, İskelet Anahtar ile karıştırılmasın) ve 2015 vizyonundan artmış; şiddet mağduru hanım kızımız Eve’in sonu belirsiz intikam ve istiklal mücadelesinin hikâyesi Vahşet Gecesi (Aman, bu da Arınma Gecesi serisi ile karıştırılmasın) haftanın gerilim-sevenlere hediyeleri.

Aman biletinizi almadan Beyoğlu Sineması’nın programına bakmayı unutmayın diyor, minik bir soruyla konuyu kapatıyorum: Pek sevgili Mahmutter’lar, siz ne izliyorsunuz bu hafta sonu?

3 thoughts

  1. Cafe Society’yi izlemeye hiç niyetim yoktu ama Parker Posey’nin oynadığını da bilmiyordum, kendisini 3 dakika görebilmek için ne rezillikler izlemişliğim var, Woody Allen’a küs olsam dahi izleyeceğim galiba.

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s