Yeşil giyme, söz olur

“Clothes make the man” der Mark Twain, şakayla karışık. Pek çok oyuncu da canlandırdığı karakteri bulmasında en çok yardımı dokunan şeyin kostüm olduğunu söyler. Seyirci için de biraz öyledir ya zaten, bazı karakterler ikonik sıfatını hak eden kostümlerle yer eder zihnimizde. Bugün size onların üçünden bahsetmek istiyorum. Birbirleriyle uzaktan yakından hiç bir bağı olmayan bu üç filmi örümcek ağları gibi görünmez, ipeksi ipler birbirlerine bağlıyorlar benim zihnimde. 

Kronolojik sırayla ilerlersek ilki çok eskilerden bir gişe devi. Vizyona girdiğinde taş üstünde taş bırakmayan 1939 yapımı Gone with the Wind’in en kritik sahnelerinden birinde esas kızımız Scarlett O’Hara yeşil, kadife bir elbiseyle arzı endam eder. Esasen Scarlett’in kostümleri ve karakterin geçirdiği dönüşümdeki kritik önemleri üstüne yazılabilecek çok fazla şey var, ama benim asıl bahsetmek istediğim elbise Rhett Butler’ı baştan çıkarmak niyetiyle yola çıktığı, evdeki perdeleri de karanlık emellerine alet etmekten çekinmeyerek yarattığı yeşil, perdeden bozma elbise. Filmi izleyenler hatırlayacaktır, Scarlett her şeyin yolunda olduğuna dair bir yanılsama yaratmak için yola çıkar. Tara’nın eskimiş perdelerinden dadısı Mammy’nin yardımıyla kendisine şık bir elbise yaptırır. Pelerinli üst kısmı, püsküllü şapkası ve cazibesine cazibe katan kabarık eteğini kuşanıp karanlık şöhretiyle toplumda dalgalar yaratan Rhett Butler’la pazarlık yapmaya gider. Scarlett ile Rhett’in tehlikeli dansında önemli bir dönemeci işaret eden sahne Scarlett’in fena halde aldatıcı sevimliliğiyle Rhett’e yaklaşmasıyla başlar. Bir önceki sahnede kesif bir çaresizlik hissiyle perdelere saldıran kadının bir sonraki sahnede sevimli bir kediye dönüşmesi ne seyirciyi ne de Rhett’i kandırabilir. Bir çeşit sinir atağıyla biten sahneden elimizde çaresizlik halinde yaratıcılığımızın ne kadar gelişeceğine dair bir ipucu niteliğinde yeşil kadife elbise kalır.

İkinci film, doksanların sonundan. Kıymeti az bilinen bir modern klasik, gümbür gümbür bir edebiyat uyarlaması Alfonso Cuaron imzalı Great Expectations. Charles Dickens’ın aynı adlı, Sanayi Devrimi sırasında taşradan Londra’ya uzanan hikayesini Florida ve New York’a taşıyan yönetmen romantik bir aşk hikayesi kisvesinde derin bir sınıf çatışması hikayesi de anlatıyor. Artık çifte Oscar’lı Emanuel Lubeszki’nin Alfonso Cuaron ile birlikte yeşilin en gönül çelici tonlarıyla kutsadığı filmde yeşil rengin kullanımıyla ilgili söylenecek çok söz var, ama biz bu seferlik hikayenin kadın kahramanı Estella’nın ikili yeşil takımına odaklanalım. Gwenyth Paltrow’un zambağı andıran narin fiziğini zarifçe saran yeşil renkli ikili takım doksanlar sineması adına önemli bir moda anı. Aynı anda hem mütevazı hem de iç gıcıklayıcı olmayı başaran kıyafet filmin yine önemli bir sahnesini işaretliyor. Birbirlerini en son yıllar önce Florida’da gören Fin ve Estella New York’un göbeğinde karşılaşıyorlar. Hem de ne karşılaşma… Başına geleceklerden habersiz umumi bir çeşmeden su içmekte olan Fin’e samimi bir öpücük vermekten çekinmeyen Estella hem Finn’i, hem de seyirciyi hazırlıksız yakalıyor. Kalp meselelerinde ciddiyetten uzak büyütülen Estella, Finn’in kalbinde ve hayatında dev bir delik açıyor.

Gelelim Cecilia’ya… Fena halde trajik bir hikayenin baş kahramanlarından biri kendisi. Joe Wright imzalı Atonement’ın başkahramanı Cecilia ile evin bahçıvanı Robbie arasındaki oyunbaz gerilim sayesinde pek eğlenceli başlayan film sert bir kırılmayla trajedi sularına savruluyor. Savrulmadan önce ise, hakkında sayfalarca övgü düzülmüş yeşil elbiseyi bize sunuyor. Filmin pek mühim kütüphane sahnesine ve hemen arkasından gelişen geri dönüşsüz olaylara damgasını vuran yeşil elbiseyi bir görenin kolay kolay unutmayacağı aşikâr. İlham kaynakları arasında filmin uyarlandığı kitap ve modern moda efsanelerinin yanında Tippi Hedren’in the Birds’teki yeşil tayyörü de var. Kitapta Cecillia’nın elbiseyi giyip aynaya baktığında kendini bir denizkızıyla karşılaşmış gibi hissettiğinden bahseder Ian McEwan. Filmde de elbisenin Cecilia suyun altında hareket ediyormuş gibi dalgalandığına şahit oluruz. Cecillia’nın küçük kız kardeşi Briony’nin gözünden takip ettiğimiz filmin masalsı tonuna da, hem de kostüm tasarımcısı Jacqueline Durran’ın kariyerindeki önlenemez yükselişe de yeşil elbisenin katkısı yadsınamaz.

Üç filmin de erkek karakterlerinin sınıfsal / toplumsal olarak dezavantajlı konumlarının görmezden gelindiği, kadın karakterin erişilmez arzu nesnesi konumundan ulaşılabilir gerçek bir kadına evrildiği sahnede sinema tarihine geçecek kadar iyi yeşil bir elbise giyiyor olması, sinema tanrılarının ölümlü gözlerimize bir ikramı değilse nedir? Sizin de dikkatinizi çekmek, bu vesileyle üç filmi de ayrı ayrı yad etmek istedim.

3 thoughts

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s