Neden aklımıza gelen başımıza gelir?

Aklımıza gelenlerin, başımıza gelmediği zamanlar dışındaki tüm zamanlarda aklımıza gelen başımıza gelir. Yani aslında – çok afedersiniz ama – düşündüğümüz kadar sık gerçekleşen bir hadiseden bahsetmiyoruz. O zaman nasıl oluyor da biz kendimizi böylesine psişik hissedebiliyoruz? Çünkü bizler, kafamızdaki fikir, inanç ya da hipotezleri doğrulayacak bilgilerin peşine düşme, aslında veriler başka şeyler dese bile onları kendi zevkimize göre eğip-bükme, hiç olmadı onları görmezden gelme, hatta bellekten eski bilgileri çağırırken bile işimize geldiği şekilde hatırlama eğiliminden, resmi adıyla onaylama sapmasından muzdaribiz.

Her şey, 1960’ta oynanan küçük bir oyuna dayanıyor. Wason, araştırmasına katılanlara bir sayı dizisi veriyor: 2-4-6. Katılımcıların görevi bu sayı dizisinin altında yatan kuralı bulmak; kuralı bulabilmek için de kendileri sayı dizileri yazarak, kurala uygunluğunu test ediyorlar. Wason, katılımcıları görevlerinin kuralı doğrulamak değil, kuralı bulmak olduğu konusunda güzelce uyarıyor. Üstelik kuralı bulduklarından emin olmadan da kuralı söylememelerini tembihliyor. İlk denemede doğru kuralı katılımcıların sadece %20’si bulabiliyor. Sayının azlığından daha enteresanı, kuralı bulmaya çalışırken izledikleri strateji. Katılımcılar, Wason’ın uyarılarına rağmen kuralı bulmanın değil, doğru olduğunu düşündükleri kuralı doğrulamanın peşine düşüyorlar. Oysa bir kural yanlışlanamadığı sürece doğrudur, dolayısıyla doğruluğunu kanıtlayabilmek için ona iyice işkence etmek gerekir.

Temsili olaylar şu şekilde gelişiyor. 8-10-12? Doğru. Hm 24-26-28? O da doğru. Peki ya 100-102-104? Kesinlikle doğru. Cevap veriyorum: ikişer ikişer artan çift sayılar. Maalesef yanlış. *Kırpışan çipil gözler* Çünkü aslında kural, artarak devam eden herhangi üç sayı.

I-made-a-Postcard-series-for-your-enemies13__880Onaylama sapması bizi böylesine ezip geçince Westen ve arkadaşları (2006) akıllıca bir araştırma ile konuyu beynin içine taşıyorlar. Araştırmada, Demokrat Parti’yi destekleyenlerle Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyenlerin kendi ve karşıt partinin adayları hakkındaki bilgileri nasıl değerlendirdikleri karşılaştırıyor. İki gruba da o dönemin adayları olan George W. Bush ve John Kerry’nin kendi kendileri ile çeliştikleri durumlar gösteriliyor ve katılımcılardan bu çelişkileri değerlendirmeleri isteniyor. Tabii ki herkes kendi adayının çelişkisini, karşı tarafın adayına kıyasla daha “çelişkisiz” buluyor. Ve yine tabii ki herkes karşı tarafının adayını, abartılı bir şekilde “çelişkili” buluyor. İşimize gelen, bizi doğrulayan bilgilerin önemini artırırken, işimize gelmeyenleri görmezden gelmek ve kendi inandıklarımıza tutunmaya devam etmek adeta mutluluğun denklemi olsa gerek.

Westen ve arkadaşları onca masrafa girip araştırma yapmışlar ama bu esnada beyinde olanlar da pek şaşırtmıyor. Kendi adaylarının çelişkilerini değerlendiren katılımcıların beyinlerinin muhakeme yapma ile ilgili bölgelerinde pek bir hareketlenme görülmüyor. Onun yerine nedense duygularla ilgili devreler hareketleniyor. Yani meselenin altında akılcı düşünme değil duygusal meseleler yatıyor. Siz yeter ki birinin ya da bir düşüncenin peşine takılın, ona inanın, ondan sonrasını bünyeniz ve onaylama sapması el ele hallediyor, hiç merak etmeyin.

I-made-a-Postcard-series-for-your-enemies11__880Kötü haberler henüz bitmedi. Kafamızın içindekileri onaylayan bilgilerin peşine düşmemiz yetmiyor, bir de onları onaylayan bilgiler biriktikçe kendi doğruluğumuzdan daha da emin oluyoruz. Binlerce bilgi içinden sadece kendimizi doğrulayanları cımbızla çekip, sonra kendimizden daha da emin olmak. Hm. Mükemmel. Bu kısırdöngü ne zaman bitecek?

Henüz değil, çünkü konunun bir de topluluk ayağı var. Belli bir inanç ya da düşünce sahibi bir grup insanla oturup, konuyu tartışmaya başlayınca, bireysel olarak alınacak kararlardan, varılacak yargılardan çok daha uç noktalara varmak gibi de bir eğilimimiz söz konusu. Adı da grup kutuplaşması. Şekerin sağlıksız bir şey olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bunu bir de grupça tartışmayı deneyin, böylece şekerin sizi öldüreceği konusunda rahatlıkla ikna olabilirsiniz. Herkes çantasındaki onaylayıcı bilgileri iyice ortaya döküyorsa demek ki. Hani o uyuyamadığınız 22 Ağustos gecesi vardı ya, onaylama sapması ve grup kutuplaşmasının size selamı var.

Bütün bunları okuyunca insan haliyle merak ediyor neden diye. N E D E N? İşte, çünkü evrim. Çok sevgili, canımız atalarımızın yaşadığı Afrika bozkırlarında hayatta kalmak oldukça zorluydu. Günlerdir aç bir şekilde av peşinde koşarken ya da son hızla av olmamak için kaçarken belli bir konuda yargıya varabilmek için saf gerçekliğin peşine düşerek, 1001 tane bilgiyi eni konu değerlendirmek son derece lükstü. Önemli olan olası yanlışları minimuma indirerek, genel bir yargıya varıp, hızlıca harekete geçmekti (Friedrich, 1993). Örneğin, daha önce bir aslanın saldırısına uğramış birinin, her dört ayaklı ve sivri dişlinin tehlikeli olduğu sonucuna varması gibi. Bu yargısı ile köpeklerden de korkarak manevi anlamda çok şey kaybetse de hayatta kalmayı garantiliyordu. Malum hayatta kalmanın getirisi, ölmenin götürüsünden çok daha kıymetliydi. Tabii ki evrim de, tüm iyi niyetiyle, atalarımızı hayatta tutmaya yarayan bu eğilimi bize miras olarak seçmeyi atlamadı.

I-made-a-Postcard-series-for-your-enemies18__880Hal böyleyken böyle. Onaylama sapması sağolsun aklımıza gelenler başımıza geliyor. Aklımıza gelip de başımıza gelmeyenlerin kaydını zaten yapmaya gerek yok, gözümüze inen perde onu görüş alanımızdan çoktan çıkardı bile. Eksik olmasın, sayesinde “Secret” diye de bir felsefe var: iyiyi düşünüyoruz, o şekilde hayal ediyoruz ve evren onu bizim için gerçekleştiriyor. Hm yanlışınız var evren değil o, kadim dostumuz onaylama sapması. Ve yine onaylama sapması sağolsun sayesinde her konuda haklı, her kavgada galibiz. Tamam da yani biz ne yapalım tüm veriler buna işaret ediyor. Yalnız umarım onaylama sapmasının peşine takılıp da aksi verilere rağmen koyduğu teşhisin doğruluğunu savunan bir doktora denk gelmezsiniz sevgili Mahmutters.

Referanslar:

Friedrich, J. (1993) Primary error detection and minimization (PEDMIN) strategies in social cognition: A reinterpretation of confirmation bias phenomena. Psychological Review, 100(2), 298-319.

Wason, P.C. (1960) On the failure to eliminate hypotheses in a conceptual task. Quarterly Journal of Experimental Psychology, 12(3), 129-140.

Westen, D., Blagov, P.S., Harenski, K., Kilts, C., & Hamann, S. (2006) Neural bases of motivated reasoning: An fMRI study of emotional constraints on partisan political judgment in the 2004 U.S. presidential elections. Journal of Cognitive Neuroscience, 18(11), 1947-1958.

Görseller: Bored Panda

Yazar: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

5 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s