Ürdün: Rose quartz & serenity

İş için Ürdün’e gitmem gerekiyordu, kabul etmeliyim hakkında tek bildiğim nerede olduğu, komşuları, nasıl yönetildiğiydi. Bir de Ortadoğu’da Azınlıklar dersinden kalan bilgiler var ki onlar da turist yanımı hiç heyecanlandırmamıştı. Ne kadar yanıldığımı Amman’a adım attığım ilk anda anladım. Siz benim yaptığımı yapmayın, bulduğunuz ilk fırsatta gidin. Hem yakın, hem vize gerekmiyor üstelik tam mevsimi. Özellikle Nepal ve Peru rüyası içindekilerin Ürdün’e gitmesini öneririm, ne alaka demeyin, iklimleri, dinleri, rituelleri farklı ama hissettirdikleri çok benzer. En azından benim için öyleydi. 

 

*Ürdün’de asansörde, arabada, Petra’da, çölde çadırda, benzincide mola verirken, restoranda dinlediğim müzikler ve benzerleri için şöyle bir playlist yaptım, hem dinleyeyim hem okuyayım derseniz…

Processed with VSCO with c1 preset

Processed with VSCO with c1 preset

Processed with VSCO with g3 presetProcessed with VSCO with p5 preset

Amman

Amman Havaalanı’ndan çıkıp taksiye biniyoruz. Gece karanlığında arabanın tüm camları açık. İçeri rüzgar doluyor, o an geçmişte kalan bir sürü güzel ana benziyor. Takside kısık sesle çalan müzik de yardımcı. Sözleri anlamıyorum, ud sesini tanıyorum sadece. Pencereden giren rüzgarı da ud sesini de iyice beynime kazıyorum ki Ürdün denince hiçbir şey gelmezse bu ikisi gelsin aklıma. Oysa müzik ve özellikle ud bu ülkede her an her yerde karşıma bol bol çıkacakmış zaten. IKEA, Starbucks gibi tanıdık markaların logoları tanımadığım bir alfabede karşıma çıkıyor. Arap harfleri gözüme çok zarif geliyor, oysa onu da kutsal kitap alfabesi olarak mimlemişim, ne saçma. Işıklarda palmiyeleri görüyorum. Palmiyelerin pek çoğunun üstünde çeşitli parti üyelerinin resimlerinin olduğu afişler var. Seçim dönemi belli ki. Yapılabilecek en ilkel şey; yüzlere bakarak ülke analizi. Resimdeki esmer kadınla göz göze geliyoruz sürekli. İçimi ısıtıyor afişlerde gülümseyen kadın yüzü görmek. Bir kavşakta taksi duruyor, şoför müsaade isteyip açık olan eczaneye giriyor. Eczanenin yanında bir restoran ve onun yanında da bir plakçı var. Hepsi açık. Saat gecenin 3’ü. Kendi halinde yürüyen insanlar görüyorum sokakta, bu şehri seviyorum. 

img_5225
Amman

Processed with VSCO with g3 preset

Nebatiler, Persler, Romalılar, Osmanlılar… Kimler gelip geçmemiş ki. Havaalanından çıktığım andan beri yaşadığım ‘ben bunu biliyorum’ hissi, işte bu yüzden. 

Amman’da Romalılardan kalma kaleden şehre bakarken gözümü tırmalayan hiçbir şey yok. 4 milyon nüfuslu şehir, taksici Osama’nın gururla bahsettiği, kral ve kraliçe yaşadığı için dünyanın en saygın şehirlerinden olduğunu düşündüğü “Amman City” ayaklarımın altında. Tüm şehir krem tonlarında. Tek tek baktığınızda özelliği olmayan, mütevazı yapılar. Hiçbir binayı güzel, ilginç, grotesk ya da çirkin olarak etiketlemedim ama bir araya geldiğinde görüntü rahatsız etmiyor. Biraz zorlarsanız Floransa’yı bile anımsatabilir hatta. Romalılardan kalma antik tiyatro da manzaranın önemli parçası. O ana kadar kafamdaki Ürdün’ün rengi sarı ve ekru; ağacı palmiye. Güneye gidildikçe pembenin en güzel tonlarını ve en inatçı incir ağaçlarını göreceğimden habersizim.

Processed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 preset

Ceraş 

Amman’ın 45 km kuzeyindeki Ceraş, milattan önce 2000’e kadar uzanan tarihiyle önemli bir Roma-Yunan kenti. Büyük İskender eli değmiş, yıllar içinde pek çok defa el değiştirmiş. Persler döneminde tahrip edilen şehre, depremler de acımasız davranmış. Ama günümüze kalan kısmı bile tapınakları, amfitiyatroları ve sütunlarıyla muhteşem. Bu arada burası için tahrip olma şekli değil ama zamanına göre ileri bir medeniyet olmasından ötürü Orta Doğu’nun Pompeii’i de deniyormuş.

Sütunların arasında yürüyorum, belki de öğle saatleri olduğu için kimsecikler yok. Ama unutulmuş, gözden düşmüş bir antik şehir değil burası, Oval Forum’un güzelim sütunlarının diplerinde istemsizce toplamaya giriştiğim onlarca boş pet şişe var. İki metre ilerideki çöp kovası yerine neden yere attıklarını sorgulamıyorum, Amman’dan Ceraş’a gelirken otoyolda stajımı yaptım, biten limonata şişesini, sigara paketini son sürat giden aracın camından atan Ürdünlüler, size bu yüzden kızgınım ama haberiniz yok. Bir gölgede dinlenip suyumu içerken, tripoda yerleştirdiği makinesinin zamanlayıcı özelliğiyle kendi fotoğrafını çekmeye çalışan Uzakdoğulu adamın yalnızlığı canımı sıkıyor. Arkasına Artemis Tapınağı’nı aldığı fotoğrafı beğenmeyip birkaç tane daha çekiyor. Saniyeler geçerken koşarak basamakta yerini alması, alnındaki teri mendiliyle silip, objektife gülümsemesi. Yalnızlığın bambaşka formları var, bu da onlardan biri.

 

 

Processed with VSCO with c1 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with c1 presetProcessed with VSCO with c1 presetProcessed with VSCO with c1 presetProcessed with VSCO with p5 preset

Petra

Dünyanın yeni 7 harikasından biri seçilen “kırmızı gül şehri” Petra, Kızıldeniz ve Ölü Deniz arasında kalıyor. Amman’dan arabayla 2-3 saatlik bir yol. Benim önerim bir gece konaklayacak şekilde plan yapmanız. Mövenpick’i düşünebilirsiniz, antik şehir girişinin hemen yanında, böylece yorgun argın döndüğünüzde kolayca otelde olursunuz. İdeal plan şöyle olabilir (güneşin doğuşuna yetişemeyecekler için): 14.00 gibi biletlerinizi alıp keşfe başlarsınız, Al Khazneh önündeki kafede bir şeyler atıştırıp devam eder, Roma ve Bizans kalıntılarını gezersiniz. Yürümekle sorununuz yoksa klasik Petra turunun içinde olmayan tarafa, tepenin öbür yanına geçersiniz. Petra oldukça geniş bir alana kurulmuş, birkaç saate sığmıyor ama gezebildiğiniz kadarını geziyorsunuz. 20.00 gibi tekrar Al Khazneh önünde olabilecek şekilde ayarlayın kendinizi, çünkü Petra by Night adı verilen gece programı var. Muhteşem Hazine’nin önüyle site girişi ve Hazine arasında kalan daracık kanyon mumlarla aydınlatılıyor, yere serilen halılara oturup müzik dinliyorsunuz ve çayınızı içiyorsunuz. Tek sorununuz sadece birkaç şarkıdan oluşan bu programın kısa sürmesi olabilir. Ama uzun sayılabilecek bir dönüş yolu olduğu için programın kısa sürmesi de anlaşılabilir. Petra’nın giriş ücreti bir hayli yüksek. 50 JOD. Eğer bir rehber eşliğinde gezmek istiyorsanız o da 50 Ürdün dinarı. Gece Petra’sını merak ediyorsanız 17 Ürdün dinarı. Girişten dar kanyona kadar olan yaklaşık 1 km’lik yolu at üstünde gidebilirsiniz, bu da bilete dahil, at üstünde gitmeyi seçerseniz at sahibi Bedevi’ye birkaç Ürdün dinarı bahşiş vermeniz gerekiyor. Benim tavsiyem Petra içinde at, eşek ve develerden fiziksel sağlığınız el veriyorsa uzak durmanız, zira bu hayvancıkların durumu Adalar’ın atlarından farksız.

İçeride pek çok Bedevi satıcıyla karşılaşacaksınız ama ısrarcı değiller ve rahatsız etmiyorlar. Ufak tefek şeyler atıştırabileceğiniz yerler 17.30 gibi kapanıyor, o nedenle çantanızda yiyecek ve içecek bulundurmanızı öneririm.

Dapdaracık kanyonda yürürken Nebatiler döneminde yapılan su kanalını takip ediyorum. Su, Petra’ya 4-5 km ötedeki Musa Çeşmesi adı verilen yerden geliyormuş. Kanyonun genişliği bazı yerlerde 2 metreden daha az. Gökyüzünün kanyondan görünen kısmı öyle küçük, uzak ve etkileyici ki. Yerde Romalılardan kalma kaldırım taşları var. Biz de buradaydık, diyorlar. Yere, göğe, iki yanımdaki kocaman pembe kayaya bakarken Al Khazneh’i yani Hazine’yi gördüğüm an için bir sürü şey söylenebilir aslında. Sürpriz gibi, mucize gibi. Indiana Jones’ta ilk kez Al Khazneh’i gördüğümde çocuk halimle hissettiklerim özetle. Koskoca bir kaya, ince ince oyulmuş. Bir süre öylece bakakalıyorum. Rengi açık pembe, o sırada tüm Petra, toprağıyla kayasıyla açık pembe zaten. Nebatilerden kalma, yine kayayı oymak suretiyle yapılmış amfitiyatro solumda yürürken güneş de batmaya başlıyor. Pembe kırmızıya dönüyor. Depremlere zar zor dayanabilmiş, yer yer dayanamamış Bizans kalıntılarının ardından Al Khazneh’e geri dönüş başlıyor. Birkaç saatte rengi nasıl da değişmiş. Petra, ‘rose quartz’ ve gökyüzü de ‘serenity’ olmuş. Pantone yılın renkleri. O sırada görevliler sakin sakin yerlere mumları diziyorlar. Acele yok, ses yok. Derken gün iyice batıyor, her yer zifiri karanlık ve biraz da serin. Tepede yıldızlar var sadece. Yine tek tek mumları yakıyorlar. Yüzlerce mum ışığında Al Khazneh’in silueti nefes kesiyor. Yere halılar da seriliyor, oturuyoruz. Çıt çıkmıyor 50-60 kişilik gruptan. Karanlığın içinden bilmediğim bir enstrümanın sesi geliyor. Nefesimizi tutup dinliyoruz, biri sessizce çay servis ediyor. Çaylar şekerli. Ürdün’de çaylar genelde şekerli zaten. Fısıltı halinde ‘şükran’ sesleri geliyor kalabalıktan. İkinci şarkıda kusursuz bir erkek sesine üflemeli bir çalgı eşlik ediyor. Ne söyleyeni, ne çalanı görebiliyorum. Sadece mumlar ve Hazine. Arapça müziğe nasıl da yakışıyormuş… Mumlarla aydınlatılmış dönüş yolu yine de çok karanlık, dar kanyonun izin verdiği ölçüde gökyüzüne bakıyorum ara sıra durup, binlerce yıldız. 

 

 

Processed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 preset

Processed with VSCO with c1 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 presetProcessed with VSCO with p5 preset

Processed with VSCO with c1 preset

Wadi Rum

Akabe’nin 50 km kuzeyindeki Wadi Rum, ilginç şekilli kayalıkları, pembe-yavruağzı renginde kumları, çay içilen bedevi çadırlarıyla filmlerde görebileceğiniz türden bir çöl. Filmlerde görmek kısmı abartı değil, Martian’ın Mars sahnelerinden Lawrence of Arabia’ya, Prometheus’tan Transformers: Revenge of the Fallen’a kadar pek çok film burada çekilmiş. Çöl ulusal park gibi, bir giriş kapısı var. Orada arabanızı park ediyorsunuz ve sizi alan rehberle yola çıkıyorsunuz. Rehberimiz ve aynı zamanda şoförümüz de çölde yaşayan Bedevilerden biri, yol boyunca karşılaştığımız diğer tüm Bedeviler birbirlerini tanıyor. Rehberimizin söylediğine göre hepsi akrabaymış. Toyota, Nissan gibi markaların arazi araçlarından birine atlayarak tura başlanıyor. Kızıla yakın kumun üstünde, aracın sarsılarak yol aldığı bir tur bu. Bazen çay molası veriliyor, çay molası verilen yerlerden göz kalemi, sabun, takı gibi küçük hediyelik eşyalar satın alınabiliyor. Wadi Rum’da görebilecekleriniz arasında şunlar var: Kum tepecikleri, tırmanırsanız muhteşem çöl manzarasını seyretmeye hak kazanacağınız kaya köprüler, dapdaracık Burrah Kanyonu, T.E. Lawrence’in yaşadığı yer – daha ziyade harabe, Khazali Kanyonu… Günbatımının en güzel göründüğü yerlere götürülüp beyninizin görseller kısmını eşsiz görüntülerle zenginleştirdikten sonra otelinize götürülüyorsunuz. Otel dediysem modern bir şey beklemeyin. Çölün çeşitli noktalarında bulunan çadır gruplarından bahsediyorum. Tuvalet ve banyo genelde ortak kullanılıyor. Çadırın içinde yatak, nevresim ve battaniye var sadece. Telefonlarınızı şarj edebileceğiniz prizler olması da lüks sayılır. Temizlik konusunda takıntılıysanız zor bir gece sizi bekliyor. Ben hostel anılarımı yâd edip yastığa tişörtümü geçirdim. Sinek, böcek gibi hayvanlarla karşılaşmadım ama neticede çölden bahsediyoruz. Tedbirli olmakta fayda var. Temizlik konusundan emin olamasam da Wadi Rum’daki akşam yemeğinin yediğim tüm yemekler içinde en lezzetlisi olduğunu söyleyebilirim. Tandır kebabı ve bamyadan babagannuşa pek çok güzel yemekle akşam yemeği faslını kapattık. Yemekten sonra isteyen çadırına gidip dinleniyor ama yıldızları seyrederek nargile içmek elbette daha mantıklı. Bu sessizlik ve güzellikte şarap da olsaydı diyorsunuz ama yok. Sünni Müslüman olan Bedeviler alkole ölesiye karşılar, en azından bizim karşılaştıklarımız öyleydi. Wadi Rum ile ilgili daha fazla bilgiye wadirum.jo adresinden ulaşabilirsiniz.

Çölün her anı, her kayası ilham verici. Kayanın içinde dallanıp budaklanmış yalnız bir incir ağacına bakarken böyle bir şey nasıl olabilir ki diyorum. İnat resmen. Koşan develer görüyorum, simsiyah çarşafının içinde sadece gözleri görünen kadınlar, tüm mal varlıkları olan plastik kamyonla saatlerce sıkılmadan oynayan küçük çocuklar. Çocuk gülümsemesi ne güzel. Közdeki ateşte demlenen çayın başında bağdaş kurmuş geleneksel kıyafetli Bedevi erkekleri sohbet etmeyi seviyorlar. Ama ya kedilerinden, ya dinlerinden ya da krallarından konuşuyorlar. T.E. Lawrence’ın yıkıntı halindeki evinin yanındaki çadırda kulplu ince belli bardağa çay dolduran bir tanesi IŞİD konusunda fikrinden bahsediyor. Onlar Müslüman değil diyor, fucking Israel, fucking Iran ve fucking America’nın işiymiş. Müslüman olsalar Suriyeli Müslüman kardeşlerimizi öldürmezlerdi, İran’daki Şiileri öldürürlerdi diyor. Çünkü aslında Şiiler, Yahudilerden bile kötüymüş. Sonra fucking ISIS’in geçen yıl vahşice öldürdüğü Ürdünlü pilota geçiyor. O bir kahraman, diyor. Ama daha büyük kahraman uçağına atlayıp onları elleriyle bombalayan Kral Abdullah’mış. Tüm haberlerde çıkmış, nasıl görmezmişiz! Yabancı kanallar da göstermiş. Atlamış ve yok etmiş onları. Uçağı da kendi kullanmış. Paul Bowles gibi dinginlikle girdiğim yanları açık kamelyavari çadırdan, canlı yayında bunalmış Mirgün Cabas olarak çıkıyorum.  

img_5264Processed with VSCO with p5 preset

Ölü Deniz

İsrail ile Ürdün arasında kalan ve deniz seviyesinin 400 metre altında bulunan Ölü Deniz, yeryüzünün en alçak ve üçüncü en tuzlu gölü. Amman’a bir buçuk saat uzaklıkta Ölü Deniz, bildiğiniz denizler gibi değil. Suyunun ve çamurunun cilde iyi gelmesi nedeniyle dünyanın her yerinden cilt sorunu olanlar kendilerini Ölü Deniz’in asla batmayacağınız tuzlu suyuna bırakıyor, çamuruyla şifa bulmaya çalışıyorlar. Ölü Deniz bu yönüyle iki ülke ekonomisinin önemli kaynaklarından kozmetik sektörünün de baş aktörü. Ayrıca kutsal kitaplarda da bahsedilen göl inanç turizminin de belli başlı duraklarından. Bu nedenle çevresinde Hilton’dan Marriott’a pek çok modern otel ve tesis mevcut. Ancak manzarasıyla da baş döndüren bu doğa harikası kuruyarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Processed with VSCO with g3 preset

Processed with VSCO with m3 preset
Al Maghtas yani Baptism Site. Hz. İsa’nın vaftiz olduğuna inanılan Ürdün Nehri’nin İsrail tarafında (Bethabara) vaftiz olan genç rahipler.

Processed with VSCO with g3 preset

Processed with VSCO with g3 preset

Ölü Deniz yakınındaki Madaba şehrine yakın bir dağ, Tevrat’a göre Hz. Musa’nın bu dağın zirvesinden vadedilen toprakları görmüş ve yine burada ölmüş.

Processed with VSCO with c1 preset

Processed with VSCO with c1 preset
Nebo Dağı’nda kalıntıları bulunan kiliseden kalma mozaik.
Processed with VSCO with g3 preset
Nebo Dağı’ndan Ürdün Nehri vadisine bakış. Hz. Musa’nın da buradan baktığı rivayet ediliyor.

Processed with VSCO with p5 preset

Processed with VSCO with m3 preset
Mozaik şehri olarak da bilinen Madaba’da sıradan bir gün.

 

 


 

Pratik bilgiler: 

  • Türkler vizeden muaf, yabancı ülke pasaportu olanlar ise 40 JOD (Ürdün dinarı) ödeyerek vizeyi havaalanında alabiliyorlar. 1 JOD yaklaşık 1.25 Euro. Ağustos gecesi, serin ama üşütmüyor. Eylül-Kasım ve Mart-Mayıs ayları Ürdün’e gitmek için en ideal zamanlar.
  • Ürdünlüler sempatik ve iyi niyetli. Ayrıca pek çoğu iyi derecede İngilizce ve hatta Fransızca konuşuyor. Turistlere son derece nazik davranıyorlar. Mısır veya Fas gibi turistten şımarmış bir ülke değil burası. Kral Abdullah ve Kraliçe Rania’yı çok seviyorlar, gururla karışık bir sevgi bu. Konu her seferinde kral ve kraliçeye geliyor. Çölde yaşayan Bedevilerden de çekinmeyin, kendi hallerinde ve gayet kibarlar.
  • Her yerde güvenlik var. Her zaman üstünüz, çantalarınız kontrol ediliyor. Kadınsanız büyük olasılıkla bir kadın güvenlik perdelerle çevrili bir bölmede üstünüzü arıyor.
  • İstediğiniz gibi giyinebilirsiniz ama bunu yaparken abartıp İbiza’da olduğunuzu varsaymayın. Eminönü’ne giderken ne giyiyorsanız Ürdün’ün geneli için uygun olabilir. Petra ve çölde bol bol yürüyecek, yer yer kayalara, kum tepeciklerine tırmanacak, belki deveye bineceksiniz, o nedenle uygun kıyafetler seçin.
  • Otomobil kiralamak isterseniz tereddüt etmeyin; şehir içi ve şehirler arası yollar son derece düzgün. Diğer sürücüler saygılı. (Gece trafiği nasıldır bilmiyorum.) Navigasyon kullanmasanız bile yolunuzu zorlanmadan bulabilirsiniz. Takıldığınız yerlerde de karşınıza çıkan insanlar son derece yardımsever, genelde takip edin diyerek yardım ediyorlar, şaşırmayın. Benzin çok ucuz, 20 JOD’luk benzinle Amman’dan Suudi Arabistan sınırındaki Aqaba’ya gidip geri dönebilirsiniz. Levhalar hem Arapça hem de Latin alfabesi, o konuda da zorlanmayacaksınız. Kısacası road-trip seviyorsanız çok doğru bir yerdesiniz.
  • Yemekler Türk yemeklerine yakın, humus neredeyse her yemekle geliyor ve çok lezzetli. Patlıcanlı mezeleri beni ihya etti. Amman’da dünya mutfağından yemekler de bulabilirsiniz ama ne gerek var? Çölde daha çok çay, Amman’da ise kahve tüketiliyor, kahve istediğinizde genelde bir kocaman bardak içinde Türk kahvesi geliyor. Alkollü restoran yok denecek kadar az, Amman’ın Beyoğlu’su olduğu iddia edilen Rainbow Street’te bulabilirsiniz ama gayet sıkıcı bir cadde, gitmeye değer mi emin değilim. Bir de içki satılan, bizdeki tekel benzeri yerler var. Şarap seviyorsanız Ürdün şarabını denemenizi tavsiye ederim. Gayet kolay içilen, lezzetiyle şaşırtan bir şarap.
  • Alışveriş yapmak niyetindeyseniz Ölü Deniz çamurundan yapılan kozmetik ürünlerine şans verebilirsiniz. Tadı damağınızda kalacağı için Wadi Rum’dan özel karışım çay almak iyi bir fikir olabilir. Halı ve kilim merakınız varsa yolunuzu Madaba’ya mutlaka düşürün, el dokuması halı ve kilimlerle ünlü bu yerde fiyatların da çok uygun olduğunu söyleyebilirim.

6 thoughts

  1. Su gibi aktı yazı. Fotoğraflar zaten film karesi gibi. Eline sağlık. Ve canım Petra ❤️ Bu yazıya sık sık bakacağım ki Ürdün’e doğru yollarım açılsın :)

    Liked by 1 kişi

  2. Yazınızı ayrı, fotoğraflarınızı ayrı, seçtiğiniz müzikleri ayrı sevdim. Seveceğimi sanmam diyeceğim müziği keyifle dinletip, aklımın ucuna getirmediğim yerler için ‘görmek ne keyifli olur aslında’ dedirtti yazınız. Elinize sağlık, sevgiler.

    Liked by 2 people

  3. Ürdün görmek istediğim ülkelerden biri, hatta birkaç yıl içinde yolumun düşeceğinden de neredeyse eminim nedense?
    Önce bir Lübnan’ı göreyim de oraya da sıra gelecek elbette.
    “Eminönü’ne giderken ne giyiyorsanız Ürdün’ün geneli için uygun olabilir” önerisi çok hoş :)
    Gayet keyifli bir yazı olmuş.
    Teşekkürler

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s