Neden mutlu olmak zorunda değiliz?

Aslında mutlu olmak eskiden güzel bir şeydi. Öyle kendi çapımızda, kendi içimizde mutlu olurduk, geçerdi. Sonra canı isteyince yine gelirdi filan. Derken etrafımız sarıldı. Herkes, ama istisnasız herkes, mutluluktan bahsetmeye başladı. Artık sürekli 32 diş sırıtan mutluluk uzmanları vardı: bize nasıl, ne zaman ve neden mutlu olacağımızı, olmamız gerektiğini anlatıyorlardı. Mutlu olmak ciddiyetle ele alınması gereken bir görevdi. İçimizden bileklerimizi kesmek bile gelse gülümsemeli ve kendimizi mutlu olduğumuza ikna etmeliydik. Negatifliğe, mutsuzluğa asla yer yoktu, sadece “pozitif titreşimlere” yer vardı. Hep ama hep ama hep mutluluğu kovalamalıydık. Yetmedi. Markalar da bu işten nemalanmalıydı. Onlar da bizi mutlulukla dövdüler, her yerdeki mutluluğu biz görene kadar pes etmediler. Artık yeter. Mutluluğun tatlılığından içimiz bayıldı. Neyse ki artık bunların hiç birine kafa yormamıza gerek kalmadı çünkü aradığımız mutsuzluk ayağımıza geldi. İşte, çünkü bilim. Bakalım şimdi kim gülecek.

screen-shot-2016-09-16-at-21-53-11

Aslında her şey düz bir mantık ile başladı: mutluluğun gerek fiziksel gerek psikolojik o kadar çok faydası var ki ne kadar mutlu olursak o kadar iyi olur. Maalesef efendim, öyle olamıyor çünkü mesele mutluluk bile olsa her şey kararında güzel. Araştırmalar kritik sınır aşıldığında mutluluğun faydadan çok zarar vermeye başladığını gösteriyor. Baumeister ve arkadaşları (2001), aşırı pozitif duyguların çevremizdeki önemli tehdit ve tehlikeleri fark etmemize engel olduğunu ileri sürüyorlar. Mesela biz mutluluktan kendimizden geçerken, dünyayı da pembe gözlüklerle gördüğümüzden olsa gerek riskli davranışlarda bulunma ihtimalimiz de artıyor. Alkol tüketimi olsun, uyuşturucu kullanımı olsun, “binge eating” olsun (Cyders & Smith, 2008; L.R. Martin ve arkadaşları, 2002 aktaran Gruber ve arkadaşları, 2011). Eh çünkü mutluyuz ve bize bir şey olmaz.

Üstelik zaten mutluluğun aşırısı o kadar iyi olsaydı, fazlası göz çıkarmasaydı, hayat hep bayram olsaydı mani diye psikolojik bir rahatsızlık da olmazdı. Özetle, uç seviyelerde pozitif duygulara karşı, ortalığın negatif duygulardan arındırılmış olması gerçekleşmesini isteyeceğimiz bir rüyadan çok psikoloji kliniğine gitme sebebi. Abartmaya gerek yok. Açgözlülük yapmayın.

Bir de mutluluğa aşırı önem verme ve sürekli onu kovalama meselesi var. Mauss ve arkadaşları (2011) araştırmalarında mutluluğa çok değer veren insanlarla, o kadar da önemsemeyen insanları karşılaştırıyorlar. Öncelikle mutluluğu aşırı derecede ciddiye alan gruptaki katılımcılar, düşük seviyede stres yaratan olaylar karşısında kendilerini diğer gruba kıyasla daha mutsuz hissediyorlar. Ayrıca araştırmacılar, bu katılımcılara mutluluk yüklemesi yapmaya kalkınca da pozitif uyaranlara diğer gruba kıyasla daha az pozitif tepki veriyorlar. Garip ama aslında mutluluk peşinde böylesine aşkla koşan katılımcılar, günün sonunda erişilebilir, küçük mutluluklardan daha az mutlu oluyorlar. Yoksa mutluluğa bu kadar önem veren, dert edinen insanlar asla erişemeyecekleri mutluluk standartları mı belirliyorlar? Ve kendi duyguları istedikleri kadar mutluluk dolu olmadığı için hayal kırıklığına uğrayarak, daha fazlasını isterken daha azına mı sahip oluyorlar? İşte buna paradoks denir.

Kötü haberler servisi henüz bitmedi. Birtakım bilimsel manipülasyonlar sağolsun, araştırmacılar, katılımcıların mutluluğa normalde verdiklerinden daha fazla değer vermesini sağlıyorlar (Mauss ve arkadaşları, 2012). Bunun sonucu olarak düz mantık katılımcıların kendilerini daha iyi hissetmesini beklerken onlar kendilerini sosyal anlamda kopuk ve yalnız hissediyorlar. Üstelik bu durum hem kendi ifadelerinde hem de hormon düzeylerinde kendisini gösteriyor. Araştırmacılar, mutluluk gibi kişisel kazanımlara düşkünlüğün diğer insanlarla olan bağlantımızı zayıflatarak, kendimizi daha yalnız hissetmemize sebep olabileceğini ileri sürüyorlar. Dın dın dın işte karşınızda mutluluğun, mutsuz ve yalnız yüzü.

hysteria-women-history-400x400

Diğer bir taraftan eğer pozitif olacağım diye böylesine çaba harcamak çok da iyi sonuçlar doğurmuyorsa bunun tam tersini yapsak nasıl olur? Araştırmalar hiç de fena olmayacağını söylüyor. Birçok araştırma da negatif duygularını kabul eden kişilerin, uzun vadede endişe ve depresif semptomlarının azaldığını gösteriyor (Kashdan, Morina, & Priebe, 2009; Orcutt, Pickett, & Pope, 2005). Levitt ve arkadaşlarının (2004) panik bozukluğu olan katılımcılarla gerçekleştirdiği araştırma ise panik bozukluğu kabullenen kişilerin, panik bozukluğu harekete geçirebilecek durumlar karşısında, bozukluğu baskılamaya çalışan kişilerden daha az endişe duyduğunu gösteriyor. Özetle negatif bir şeyler hissetmeye başladığımızda, onları görmezden gelerek, anında mutlulukla değiştirmeye çalışmak yerine onlarla yüzleşmemiz ve kabul etmemiz gerekiyormuş sevgili Mahmutters. Terk etmeyin, sahiplenin.

Peki, bütün bunlar nasıl oluyor da oluyor? Neden sadece mutluluk gibi pozitif duygularla yaşayamıyoruz? N E D E N? İşte, çünkü evrim. Öncelikle bir konuda anlaşalım, evrimin derdi bizi iyiliklerle çevrelemek, mutlu etmek, güzel bir hayat yaşamamızı sağlamak filan değil. Evrimin derdi bizi, üreyebileceğimiz kadar uzun süre hayatta tutmak. Yani o etrafta dolaşıp mutluluk saçmıyor, kendisi bir nevi besicilikle meşgul. Hal böyle olunca duyguların da bir misyonu, adaptif birtakım görevleri var. Duygular, etrafımızı nasıl gördüğümüzü, ilgimizin neye kayacağını, zihinsel süreçlerimizi, analiz yapma ve düşünme kabiliyetlerimizi etkilemeye ek olarak bizi fizyolojik olarak da alacağımız aksiyonlar için hazırlıyor.

Örneğin havadaki tehlike ya da tehdidi fark etmek, doğru şekilde değerlendirerek, aksiyon almak hayatta kalabilmemiz açısından oldukça önemli. Bu yüzden korku ya da öfke gibi negatif duygular çevredeki tehlikenin farkına varabilmemizi sağlarken aynı zamanda kan basıncımızı ve kalp atışlarımızı yükselterek bizi kaçmaya ya da onunla savaşmaya hazırlıyor. Yani aslında negatif duygular da içimize düştüklerinde bize çevremizle ilgili bir şeyler demek istiyorlarmış. Öcü değillermiş, sadece yorumlanmaya ihtiyaçları varmış, hm? Etrafta tehlikeler cirit atarken, kadın atalarımızdan bir tanesi kocacığına akşam mağaraya hep suratsız geldiği için trip atıp, onu sürekli mutlu ve pozitif olması için zorlasaydı ve adamcağız da bu tavsiyeye uysaydı ne olurdu? Büyük ihtimalle soyumuz çoktan tükenirdi çünkü “Aslan değildir o, kedidir, kedi”. Ortalıkta bir tehlike yokken tabii ki pozitif duygular içinde olmakla ilgili ne evrimin ne de benim bir derdimiz yok ama yanlış yerde anlamsız mutluluğun peşine düşmenin adaptif açıdan da pek bir faydası yok (Gruder ve arkadaşları, 2011). Canım evrim.

Hal böyleyken böyle Mahmutters. Şimdi biraz da mutluluk elçileri düşünsün. Biz mutluluk, mutsuzluk hepsi bir arada kendi yağımızda kavrulur gideriz.

Referanslar:

Baumeister, R.F., Bratlavsky, E., Finkenauer, C., & Vohs, K.D. (2001) Bad is stronger than good. Review of General Psychology, 5, 323-370.

Gruber, J., Mauss, I.B., & Tamir, M. (2011) A dark side of happiness? How, when and why happiness is not always good. Perspectives on Psychological Science, 6(3), 222-233.

Levitt, J.T., Brown, T.A., Orsillo, S.M., & Barlow, D.H. (2004) The effects of acceptance versus suppression of emotion on subjective and psychophysiological response to carbon dioxide challenge in patients with panic disorder. Behaviour Therapy, 35, 747-766.

Mauss, I.B., Savino, N.S., Anderson, C.L., Weisbuch, M., Tamir, M., Laudenslager, M.L. (2012) The pursuit of happiness can be lonely. Emotion, 12(5), 908-912.

Mauss, I.B., Tamir, M., Anderson, C.L., & Savino, N.S. (2011) Can seeking happiness make people unhappy? Paradoxical effects of valuing happiness. Emotion, 11(4), 807-815.

Görseller: gettyimages ve google

Yazar: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s