Şerefine Bahri Abi!

Sahi size Bahri Abi’mden hiç söz etmedim ben. Hani dünya böyle insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor derler ya, Bahri Abi o insanlardan biri işte. Derdi kendine, dermanı hep bize.

Zorda kalan kim varsa soluğu hemen Bahri Abi’nin yanında alır. Bu yaşıma geldim, kimseye hayır dediğini daha görmedim. Bu yüzden de başı az derde girmedi değil; yeri geldi adamcağızı canından bezdirdi hayırsızlar. Ama işte tabiatı böyle; ne usanır milletin peşinden koşturmaktan, ne de söylenir. Siz deyin Hıdır, ben diyeyim Hızır. Uçan kuş bile Bahri Abi’den nasibini alır, gerisini düşünün artık.

Neyse, benim için asıl hikâyesi bu değil. Dedim ya derdi kendine diye, ben işin o tarafındayım.

Çocukluğumdan beri tanırım Bahri Abi’yi; tanıdığımdan beridir de çok severim. Ta o zamanlardan hissederdim yalnızlığını. Hep uzak bir hali vardı. Hiçbir zaman gerçekten aramızda değildi. Bizimle konuşur gibiydi de, esasında hiç konuşmazdı sanki. Aklı hep başka yerlerdeydi… Benim sırnaşıklığımla baş edemedi tabii. Zaman geçti, paçasından düşmeyen ben, rakı masası arkadaşı oldum Bahri Abi’me.

O pek anlatmayı sevmez ama bizim buralarda Bahri Abi’nin derdini bilmeyen yoktur. Hangi rüzgâr onu doğduğu topraklardan alıp buralara kadar sürükledi, hemen hepimiz biliriz. Kıbrıslıdır Bahri Abi; Kıbrıs’ın Karpaz bölgesinden. 1963’ü de yaşamış, Kıbrıs Çıkarması’nı da görmüş. Rumlar ve Türkler arasındaki çatışmalardan en fazla yara alanlardan biri olmuş. İki toplumu gırtlak gırtlağa getiren düşmanlık, Bahri Abi’nin en sevdiklerini almış elinden. Anne-baba razı olmayınca, Maria’sını bile yarı yolda bırakıp atmış kendini bizim buralara. Geliş o geliş işte. Ne aile, ne akraba; bir daha kimseyle görüşmemiş. Sonrası malumunuz; tek gayesi başkaları için yaşamak olan bir garip adam.

Kıbrıs gibi güzelim bir ada ülkesinden sonra gelip bu bozkır şehrini seçmiş olması bile kendine kestiği bir ceza bana göre. Doğru ya, size söylemedim, bizim burası dediğim Kayseri. Kayseri güzeldir güzel olmasına da denizin yeri bir başka. Bir kere kokusu değmesin burnunuza, kolay kolay iflah olunmuyor sonra. Nereden mi biliyorum? Bahri Abi’den tabii. Söz denizden açılınca, bana kıyamayıp hemen merakımı giderirdi. Anlatırken de bir efkarlanırdı ki, sormayın. Denizi gerçekten özlediğini hissederdim… Hayatında hiç deniz görmemiş bir çocuk için adı Bahri olan, mis gibi ada kokan bir adamın ne ifade ettiği de apayrı bir konudur; bunu da buraya not düşeyim.

Yalan olmasın, her iş gelir Bahri Abi’nin elinden. Bilmediği bir beş vakit namaz, onunla da zaten işi yoktu. Toprağa çok düşkündür, en çok da bağ-bahçe işleriyle uğraşmayı sever. Kendi bağında kendi üzümünü yetiştirir, kendi şarabını yapar. Aile bağı diye bir şey varsa, o da bu işte; şarapçılık ata yadigârı bir meşgaleydi Bahri Abi’ye. Bir de eski Rum köylerini gezmeyi çok sever. Mesela kalkar Molu’ya, ya da ta Mustafapaşa’ya, Güzelyurt’a gider; bazen birkaç gün sonra çıkar gelir. Bunlar dışında da kendi için yaptığı pek bir şey yoktur aslında.

Geleni gideni de hiç olmaz Bahri Abi’nin. Ben küçükken ara sıra ziyaretine gelen bir arkadaşı vardı. Ne zaman yanlarında olsam, bilmediğim bir dili konuşurlardı. Büyüdüğümde anladım ki o dil Rumcaymış; o renkli gözlü abi de yakın dostu Aleksis. Uzun süre devam etti ziyaretleri. Aleksis çok geldi de, Bahri Abi’nin bir kez olsun gittiğini hiç görmedim.

Hatırlıyorum, bu ziyaretlerden birinde az kalsın kaybediyorduk Bahri Abi’yi. Günlerce kendine gelemedi; yorgan döşek öylece yattı. O günlerden sonra da aramızda bir hayalet gibi dolaşmaya başladı zaten. Çok sevdiği bahçesiyle bile uğraşmaz olmuştu. Biraz zaman geçince anladık ki Aleksis, Maria’dan haber getirmişti. Benden duymuş olmayın ama anladığım kadarıyla bir çocukları bile vardı ve Bahri Abi bunu henüz öğrenmişti.

Çok peşinde dolandım laf almak için; ağzından girip burnundan çıktım ama ne yaptıysam daha fazlasını öğrenemedim. Yine de peşini bırakmadım tabii. Bulduğum her fırsatta onu yoklamaya devam ettim. Belki biraz cesaretlenir diye aklına sık sık Kıbrıs’ı düşürmeye çalıştım. Hatta kalktım Kıbrıs’a bile gittim…

Bir gün yine dertleşirken bu kez neye içiyoruz bakalım diye takılmıştım Bahri Abi’me. O gün başka bir hali vardı. Her zaman gözlerinde beliren keder, bu kez aramızda yoktu sanki. Pek belli etmiyordu ya, içten içe hissediyordum kendini bir şeye hazırladığını.

Kadehimi ona kaldırdığımda neredeyse ilk kez gülümseyerek karşılık vermişti bana: “Kaybederek kazandıklarımızın şerefine içelim be evlat!” demişti.

Bu son görüşmemiz oldu zaten. Sonra işte ortadan kayboldu Bahri Abi. O zamandan beri civarda ne kadar yer varsa, tek tek hepsi soruşturuldu, ama nafile… Onu bir daha gören olmadı. Başlangıçta ben de merak etmedim değil; ama herkesler gibi kaygılanmadım pek. Ortadan kaybolmuşsa bir bildiği vardır dedim kendi kendime. Nitekim de yanılmadım. Kısmet Abla sabah elime bu postayı tutuşturduğunda, zarfın üstünde adını görür görmez anladım ne olduğunu. Haklı çıktığıma nasıl sevindim, size anlatamam.

Şimdi de oturmuş bir güzel ona içiyorum.

Vay be Bahri Abi’m, demek sonunda gittin.

Kolay olmadı evlat demişsin bir de; ifade verir gibi uzun uzun anlatmışsın.

Kolay olmadığını bilmez miyim canım abim benim? Bana mı söylüyorsun?

Kim bilir günlerce nasıl eziyet ettin kendine; kaç kez kararından döndüğünü ben bilmeyeyim de kimler bilsin? Ah güzel abim benim.

Hem kolay olsa ne yazar… Dert ettiğin şeye bak alla sen! Yetmedi mi başkaları için yaşadığın..

******

Görüyorsunuz ya, rakı masasında bir başımayım artık.

Sevda böyle bir şey işte, sönsün diye üzerine attığın toprakta yıllar sonra filizleniyor, yeniden yaşama sebebin oluyor.

Darısı benim ve Kısmet Abla’nın başına. Onun da kısmetsizliği bir başka. Bir gün hatırlatın da onu da anlatayım.

10 thoughts

    1. Hikaye bu ya Elif, biraz öyle olmuş. Yıllar sonra kızının olduğunu öğrenmiş, ama bir türlü cesaret edememiş bu hayatıyla yüzleşmeye, gel zaman git zaman derken kendini hazırlamış ve bir gün gitmiş diyelim… Çok sevgiler ❤️

      Beğen

  1. nasıl güzel bir öykü bu, Bahri Abi’yi de çok sevdim ben, tanışsak iyi anlaşırdık gibime geldi :) ortadan bir anda kaybolan insanların hikayesi hep ilgimi çekmiştir, neyse ki bunun sonu güzel bitti

    Liked by 1 kişi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s