Bu bir Disney savunması değildir

Çocukluğunuzdan beri kadın olarak doğmanın bütün zararlarını gördünüz, erkek kardeşinizden geride kaldınız, akşamları sokağa çıkamadınız, bulaşıkları yıkadınız, ettiğiniz küfürler “sen hanımsın” diye ayıplandı, daha da fenası tacize uğradınız ve sesiniz duyulmadı artık yeter dediğiniz yaşta feminizmle tanıştınız ve ait olduğunuz yeri buldunuz, ne mutlu size. Ama bununla sınırlı kalmak istemediniz, belki de örgütlendiniz (aferim size!) ve zaman geçtikçe çevrenizdeki diğer kadınları da bilinçlendirmek istediniz, yengeniz sizi dinlemediği, en yakın arkadaşınız 3 yıllık uzatmalı sevgilisinden bahsetmek istediği için kendinizi ifade edecek platform arayışına girdiniz, elbette ki interneti buldunuz, sizi kabul eden sinema ya da feminizm ağırlıklı sitede yazmaya hak kazandınız. Peki ama ne yazacaksınız, en başta konu gerek diye kara kara düşünüyorsunuz. Hah, tamam neden Disney filmlerinden ve tektipleştirmeye yönelik yaratılmış prenseslerinden ve bizi prenses gibi yetiştirmeye çalışmalarından bahsetmeyesiniz ki? Muhteşem bir konu; ırkçılık, body image, sınıf mücadelesi her şey içinde hazır olarak var.

Lütfen durun şimdi, çünkü şaka yapıyorum. Önce bir Google’a danışalım isterseniz. Disney ve feminizm üzerine basit bir arama yapsak mesela kaç tane sonuç çıkar? Cevap veriyorum, çok. Hakkında orijinal bir şey söylemenize pek imkan bırakmayacak kadar çok. Evet akla gelecek her farklı bakış açısıyla ele alınmış bir feminizm ve Disney prensesleri yazısı mevcut. Neden hepsi prenses, neden hepsi ince, güzel (ve şimdilere kadar beyaz), neden hep prens tarafından kurtarılmayı bekliyorlar, prensesler şişman olsalardı nasıl olurdu, lezbiyen olsalardı neler dönerdi, Pamuk Prenses neden siyahi değildi, kariyerleri olsaydı neler yaparlardı ve daha niceleri… Buna rağmen gün geçmiyor ki yeni bir sızlanma yazısı görmeyelim, sızlanma tam da uygun kelime çünkü herhangi bir çözüm önerisi ya da nedenine gösterilen merak tanık olduğumuz şeyler değil. Yüzlerce Disney üzerinden feminizm yazısı olduğu için yine bir feminist olarak ben de karşıt bir şeylar yazmaya karar verdim, çünkü gerçekten aynı şeyleri okumaktan çok sıkıldım.

Öncelikle olur da yazıyı anlamayanlar çıkar diye uyarımı yapayım, hayır Disney çizgifilmlerinin feminist filan olduğunu düşünmüyorum, evet kız çocuklarının gelişimine zararlı olabilecek öğelere yer verdiklerine de katılıyorum, temel sorunum bütün kadınlık problemleri içinde üstüne bu kadar çok yazmaya değer bir konu olmamasına rağmen inatla feministler için rite of passage gibi bir şeye dönmesi ve birçok gerçeğin de bu sırada gözardı edilmesi.

Mesela biraz gerçekçilik hiç de fena olmaz. Daha birinci dalga feminizm popülerlik kazanmaya başladığı sıralarda yapım aşamasında olan Pamuk Prenses için “Kız neden prensin onu kurtarmasını bekliyor, neden ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın değil?” demek sanki biraz garip değil mi? Filmleri kenara bırakalım, uyarlanan masalların yaşları kimileri için bin yılı aşkın, ejderhalara inanıldığı yıllarda kariyer yapan kadın göremiyoruz diye üzülmek biraz da boşa enerji harcamak gibi. Geçmişe kafayı takmanın mantıklı olduğunu düşünmüyorum, şu anda kafa yorulacak onlarca sorun varken. Zaten feminizmin tek temsilcisinin güçlü & savaşkan kadınlarmış gibi davranılması da çok da bayıldığım bir durum değil, Hollywood’dan bildiğimiz güçlü kadınlar evet gerçekten güzel sol kroşe çakabiliyorlardı fakat işlevleri hep erkeği tamamlamaktı. Matrix’in örnek gösterilen Trinity’si tabii ki Neo aşık olsun diye vardı. Başrole konulan nadir güçlü kadınlarsa bazen o kadar kusursuz oluyorlar ki karakterden çok tipleme havası seziliyor, örneğin Bones’taki Bones. Her şeyi biliyor, mantıklı, ateist, esprili, güzel, eyvallahsız. İyi hoş da Mary Sue olmaya iki adım kala feminizmden bahsedilmesi de komik oluyor.

Disney’in sevdiğim özelliği kadını başrole koyan nadir çocuklara yönelik filmleri yapan bir şirket olması. Merrie Melodies’i ben de çok severim ama Bugs Bunny ve ekürisinde yenilerde eklenen Lola Bunny dışında kadın görmek imkansız. Komedilerde kadın hep karaktersiz, güzel ve yan rol oluyor. Çizgi romanlara ne dersiniz? Teksas benim de okumuşluğum var, alenen yazılmış kızlar gerizekalı, akılları süslenmekte ve evliliktedir kısımlarına şahit oldum. Şiddetsiz, kansız çok sevdiğim Belçika-Fransa yapımı çizgiromanlar da cinsiyetçilikten nasibini almış elbet, Asteriks’te kadınların isimleri bile (itiraf edeyim benim bile güldüğüm) aşağılama içerir: Margarina, Dediğimdediks, Epilasyone, Merdane… Bu nedenle Uyuyan Güzel, Külkedisi ideal olmasalar da bir çıkış yolu sayılabilirler. Düşmanlarının da kadın olması kadınların birbirini çekemediği iddiasına katkıda bulunsa da her zaman iyi ve doğru olan kadın imgesine de güzel bir darbe aynı zamanda. Ayrıca güçlü kadın istemiyor muydunuz, alın sizlere istemediğiniz kadar. Pekala, Pamuk’un üvey annesinin güzellik takıntısı belki çirkefçe fakat Uyuyan Güzel’deki Maleficent’ın prensesin doğumuna çağırılmamasını gurur kırıcı bularak intikam alması bayat B sınıfı filmlerinde bulunamayacak türden karakterli bir kötülük örneği.

Biraz da çocukların algısından bahsedelim, çocuğunuzun Pamuk Prenses izledikten sonra kendini zehirleyip prens bekleyeceğinden korkuyorsanız eğer sakinleşmeye ihtiyacınız var. Çocuklar bizim gibi düşünmezler, evlilik ve romantizm konusunda pek bilgili olmadıklarından gerek tek bir çizgi filmle hayatı boyunca yan gelip yatarak zengin koca bulup sonsuza dek mutlu yaşamanın hayaline kapılmazlar. Hayır hayır ben demiyorum, kaynaklarla konuşuyorum bu sefer, çocuk psikoloğu Bruno Bettelheim’ın masalların çocuk psikolojisi gelişimindeki önemi üzerine yazdığı The Uses of Enchantment kitabında çoğu masal tek tek irdelenmiş. Bettelheim’a göre peri masalları kendimizi tanımamızı sağlıyor, bu masalların yıllardır anlatılmış olmasının nedenini sorguluyor. Külkedisi deyip geçmeyelim, daha Hristiyanlık ortada yokken üvey kardeşlerin eziyetiyle uğraşan kızın hikayesi vardı, çünkü kardeş rekabeti insanlığın başlangıcından beri çocukların kafalarını meşgul etmiş bir şey. Bizler dört yüzüncü defaya Külkedisi neden bu kadar tepkisiz, güçlü bir kadın gibi üvey annesine uçar tekme atıp atına atlayarak prensi boşverip Unilever’ın CEO’su olup kendini bu hayattan kurtarmıyor diye yazılar yazarken Bettelheim diyor ki çocukların kendilerini bir masaldaki kahramanla özdeşleştirebilmesi için karakterin olabildiğince mağdur olması lazım, ona göre çocuklar doğal olarak şeytani olanın tarafına geçmeye müsait, çünkü gösterişli ve eğlenceli olan o, Külkedisi’ni çekici yapan güzel ahlakındansa çocukların kendilerinin de yaşadıklarını sandıkları (mağazadaki asgari ücret değerindeki oyuncak alınmamış mesela) psiklojik işkence. Yetişkin olup hayatın gerçekleriyle karşılaşmamıza rağmen vazgeçemediğimiz o romantik hayal, yeterince eziyet görüp üzülürsek güzel şeylerin mükafat olarak geleceğine dair o inatçı inanç aslında masallarla bize yavaş yavaş enjekte edilen bir şeydense zaten içimizde varolan, masallar sayesinde “Şuram ağrıyor doktor bey” diyecek kadar farkına vardığımız bir yumru.

Bettelheim’a katılmak zorunda değilsiniz, Freudian olduğu için zaten katılmıyorsunuzdur. Mesleği psikoloji olanlar zaten fikirlerini son kullanma tarihi geçmiş buluyorlar. Mesele Bettelheim’ın haklı olup olmaması değil, başka bir düşünce yolunun da varolabileceğini farketmek. Masallardaki ya da Disney filmlerindeki prenses vurgusunun bir kız çocuğunu şımarık, aristokrasi manyağı tembel bir kadına çevirebileceği fikrine karşılık belki de bir kız çocuğu olarak hayat ona her alanda ikinci sırada olduğunu gösterirken kendi değerini farkettirebileceği fikrini de dikkate almak gerek. Çocuğuma asla okumam dediğiniz Andersen masallarından Kibritçi Kız belki de bir şekilde yakılıp kıvılcımlandırmaya ihtiyacı olan acıma duygusunu küçük bir çocukta harekete geçirecek hikayedir. Masallar bir şekilde anlatılmak zorunda değildir, Tina Fey kitabında kızına masallardaki sarı saçları ballandırılarak anlataılan prensesleri kızına esmer olarak anlattığını söylemişti. Kontrol ebeveyn olarak sizin elinizde. Sarı saçlı ve pasif Uyuyan Güzel yerine kitapkurdu Bella’nın hikayesini izletir, Grimm Kardeşler’in Kaz Çobanı’nı gönlünüz isterse siyahi olarak anlatırsınız.

Disney’in eleştirilecek çok fazla kusuru var fakat günah keçisi haline getirmek kimseye faydası olmayan bir hareket. Truman Capote’nin güzelim hikayesini romantik komedi olarak sunan Breakfast at Tiffany’s dokunulmaz bir kültken Mulan’ın sonundaki aşk iması kıyamete benzer bir şey yaratıyor? Sorularım retorik, asıl neden elbette belli; kolay av taze yazarlar için bulunmaz fırsat çünkü. Düşman olduğu bellenmiş, zararı tescillenmiş hedefler hakkında bininci yazıyı yazmak yeni bir düşünceyi üretmekten çok daha kolay. İsteyen Disney filmlerini eleştirmeye devam etsin, kârlarından yüzde almıyorum beni ilgilendiren bir durum yok fakat bir feminist olarak başka feministlerle feminizm hakkında konuşmak gibi muhteşem bir uğraşı cansıkıcı bir şeye dönüştürdüğümüzü düşünüyorum. Aynı konuları mikrodalgada ısıtıp tatsızlığa eriştirmemek, başka dertler hakkında konuşmak ve belki de kendimize feminist diyorsak hiç olmazsa vajina kelimesini kullanmaya çekinmemek zorunluluğumuz gibi geliyor. Aranızda cıkcıklayarak “Madem başka şey konuşulsun sen yaz bari.” diyenler varsa kendimi feminizim konusunda başkalarını eğitecek kadar yetkin görmediğimi söyleyeyim, yetkinliğim sadece bu konularda “Disney bizi mahvetti kahrol prensesler!” demekten fazlası olduğunu söyleyebilecek konumda.

Feminizm hakkında en sevdiğim şey insanı düşünmeye zorlaması, bir kere bulaşınca izlediğiniz filmi, okuduğunuz kitabı, içtiğiniz kahvenin üreticilerinin adil ticaretle çalıştırılmadığını irdeliyor, cinsiyetçiliklerini sorguluyorsunuz. Böyle muazzam bir ideolojinin savunucularının dönemin makyaj bloggerları gibi her ay ağızbirliği etmişçesine aynı ürünleri övüp, nötral tonlardan başka makyaj yapmayıp, yerlilerin yabancılardan çeviriyle iki hafta sonra aynı şeylerden bahsetmesi batağına düşmesini görmek korkunç olur. Yaşadıklarımızın aynı olduğunu biliyorum, ama hepimizin farklı olduğunu düşünürsek en azından hissettirdikleri yazıya döküldüğü zaman farklı olabilmeli. Kadın olmak profesyonsel olduğumuz bir alan, çoğumuz 20 yıldan fazla süredir kadınız, eminim ki hepimizin “Kıllarımızı almak zorunda mıyız, bence değiliz.” dışında söyleyecek şeyleri olduğuna eminim.

Further reading: Bettelheim’ın The Uses of Enchantment kitabı, bilimsel olarak kabul edilmediği, eğlence olarak görüldüğü sürece okunsun. Grimm Kardeşler’in masallarının orijinal ve mümkünse annotated versiyonları bulunsun. Daha yetişkinlere yönelik masallar için Angela Carter ve Türkçe’ye yeni çevrilen Prokopiev’in Homunkulus’u da mutlaka edinilsin.

Resim SNL’nin ünlü Real Housewives of Disney skeçinden bir kare, hollywoodreporter.com sitesinden alındı.

4 thoughts

  1. yazıda gözüme çarpan iki tane sıkıntılı nokta var; birincisi disney de birçok sektör gibi adaptasyon iş yapıyor, masallar güncelleniyor, günümüze daha yakın hallere getiriliyor vs. o yüzden pekala bunu ‘cinsiyetçi’ olmadan da yapma imkanı var.
    İkincisi, “disney kadın karakterleri başrol yapıyo diğerleri yapmıyo ayy hep yan karakter” demek biraz saçma (ve en basitinden baya yüzeysel), çünkü sıkıntılı olan yapmış halinin çarpık olması zaten. o yüzden o eleştiri yazısı yazanların çoğu böyle başrol olmaz olsun kafasında.
    açıklık getirmek için söylüyorum; yazıda disney savunmadığını gayet anladım. ama senin yaptığın eleştiri, başlı başına “ay o kadar da eleştirmeyin bakın iyi yanları da var” kıvamında.

    Beğen

  2. Bilkent üniversitesi öğrencisiyim ve günlerdir Eng 101 dersimizde, Disney ve Grimm Brothers versiyonlarını inceliyoruz. Öncelikle iki versiyonu karşılaştırarak okuduğunuzda Disney versiyonlarının olumlu yönlerini görüyorsunuz. Eleştirmeyi herkes sever ve sizin dediğiniz gibi eleştirilecek çok şey bulunur. Jack Zipes incelemesine göre, Disney’in sektöre tek amacının para kazanmak olmasıyla başladığını öğreniyoruz ama bunun yanında kendi versiyonunu oluşturup tamamen yeniden yazmış olması fazlasıyla olumlu yön bulabileceğimizin ispatı. Bu konu üzerine bir essay yazmam gerekiyor ve türkçe research yaptığımda ta ki bu yazıya kadar “olumlu” bir yazıyla karşılaşabilmem mümkün olmadı. Yazınızı ilgiyle okudum ve üzerine daha çok şey de katılabileceğini düşünüyorum. Disney’in kendi Amerikan kültürünü olumlu bir şekilde aktarmasından tutun kadın figürlerin Grimms’de olduğu gibi yalnızca ev işi yapan bir karakter olmaktan çıkıp dans eden, şarkı söyleyen, gitar çalan, resim yapan bir karaktere dönüştüğünü de görüyoruz. Bu konu hakkındaki bilgilerinizi ve fikirlerinizi benimle paylaşmanızı rica ediyorum ve ödevime çok katkısı olacağına inanıyorum. (mail üzerinden irtibat kurabiliriz.) Teşekkürler…

    Beğen

    1. Merhaba,
      Kusura bakmayın geç cevap yazıyorum hafta içinde unutmuşum yazmayı. Profilinizde görünen mail adresinizi kullanıyorsanız oradan iletişime geçiyorum? Pek bir katkım olacağını sanmıyorum, umarım yardımcı olabilirim. Kibar sözleriniz için de ayrıca teşekkür ederim.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s