#BenimAnnemCumartesi

Hasan Ocak’ın cansız bedeni Beykoz’daki bir ormanda bulunduğunda (21 Mart 1995), henüz lise öğrencisiydim. İşkence edilip telle boğulmuş bu genç adamın cesedinin kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü tam 58 gün sonra öğrenmiştik. Okul kantininde onun için bir anma eylemi yaparken yorulan sol yumruğumuzu sağla değiştirsek acaba ayıp olur mu gibisinden masumane kaygılar taşıyorduk… Güzel abimizi, en güzelinden uğurlayalım istiyorduk.

Hasan’ın ölümüyle başlayan Cumartesi Anneleri eylemlerinde hep ön saflarda yer alan Emine Ocak’ın yüzü, o gün bugündür hafızamdan hiç silinmedi. Emine Ana’yı en son geçen sene “Oğlumun dosyasını kapatmasınlar” diye feryat ederken gördüm. Oğlunun katilleri yargılansın diye yılmadan sürdürdüğü 20 yıllık mücadelesi, ona “zaman aşımı” tehdidi olarak geri dönmüştü.

Bir de Fadime Ana var, bilirsiniz. Hani kocaman gülüşü ve el örgüsü kazağıyla bir fotoğraftan çıkıp ömür boyu yoldaşımız olan Metin Göktepe’nin  annesi. Metin’in yüzü ne kadar güleçse, onunkisi o kadar kederli. Metin de en acımasızından işkencelere maruz kaldıktan sonra gözaltında hayatını kaybetmişti. Ve ben hâlâ lisedeydim. Bu kez de bize cenazesinin defnedileceği mezarlığa kadar yürümek düşmüştü. Sol yumruğumuz yine havada sıkılı kalmaya çalışıyordu. Bir insan 1 metrelik duvardan düşünce nasıl ölür, devletimiz sağ olsun bunu hepimize öğretmişti.

Morgda yüzü gözü dağılmış bir vaziyette çekilmiş fotoğrafları, Metin’in gülümseyişini bizden almayı başaramadı elbette; ama Fadime Ana’nın solan yüzüne gün be gün tanıklık ettik. Onun bu zalimlik karşısında duyduğu acı, Emine Ana’nınkiyle bir olup bir kez daha içimizi yaktı. Fadime Göktepe’nin çok şükür ki başında ağlayacağı, toprağına yüzünü süreceği bir mezar taşı vardı. Başka annelerin de olsun diye ömrünün kalan yıllarında Cumartesi Anneleri’nin yanından hiç ayrılmadı. Metin’in katilleri ise sadece 6 yıl sonra hayatlarına kaldıkları yerden devam edeceklerdi…

cum-an

Peki, Berfo Ana’yı hatırlıyor musunuz?

Ben hiç unutmadım. Canım Berfo Ana, 105 yıllık ömrünün son 33 yılını, evladı Cemil’in hiç değilse kemiklerine kavuşmak için oradan oraya savrularak geçirdi. Sırf bir gün bulurum umuduyla bu boktan hayata tam 105 yıl direndi. Üstelik de bembeyaz tülbentini başından hiç eksik etmeden… Bir gün ölüm haberini okuduğumda, ekranın karşısında nasıl anlamsız bir şekilde kitlenip kaldığımı size anlatamam. “Evladını göremeden gitti” başlığındaki o büyük ah, o an bütün ülkeyi yaksın geçsin istemiştim. Nedense Berfo Ana hiç ölmeyecekmiş gibi hissediyordum. Onun gözleri gülse, belki hepimiz kurtuluruz diye düşünüyordum. Ama Cemil Kırbayır’ın kapkara gözlerini bize emanet bırakıp gitti Berfo Ana. Belki bir gün çıkar gelir de tanıyamaz diye 33 yıl evininin sıvasını bile değiştirmeyen bu yaralı kadını, bırakın evladının sesine, yüzüne hasret kalmayı, mezar taşına bile hasret bıraktı katiller.

Cemil’den bu yana 30 küsur yıl geçti. Nasıl ki 8 Ekim 1980’e dek bu ülkede faili meçhule kurban gidenler, gözaltında kaybedilenler, işkenceler, katliamlar hep vardıysa, bu tarihten sonra da olmaya devam etti. Cumartesi Anneleri’nin yanına maalesef ki her geçen gün yeni anneler eklendi. Bunca zaman içinde ne çok ölüm gördük, ne çok işkence, ne çok faili meçhul… Üzücü olan şu ki hiçbirinde adalet yerini bulmadı.

Roboski katliamı benim için artık bir kırılma noktası olmuştu. Bu olayla birlikte kalbim, bir daha kaynaşmayacak şekilde parçalara bölündü sanki. Kendi devletlerinin reva gördüğü bir biçimde hayatlarını kaybeden bu kimsesiz vatandaşları, alıp tek tek içime gömdüm. Daha kötüsü artık ne olabilir ki derken, en güzel arkadaşlarımızın gözümüzün önünde biber gazıyla, copla, tekmeyle, kurşunla, hatta bombalanarak öldürüldüklerini de gördüm.

Biz Roboski’nin, Gezi’nin yaralarını nasıl saracağımızı bilemezken Suruç’un, Ankara’nın, Cizre’nin, Nusaybin’in, Sur’un ve burada sayamadığım, tek tek sayamadığım için bile vicdan azabı çektiğim daha onlarcasının acısıyla kuruduk kaldık. Kokmasın diye cesetleri buzdolaplarında bekletilen çocukların, kara kışta cansız bedenleri günlerce sokakta kalan kadınların, erkeklerin bize kalan yükü bir gün nasıl hafifler, bilmiyorum. Zira çok ağır bir yük, buna eminim.

img_8585-1

Hal böyleyken sadece bir fotoğraf beni kadar üzebilirdi ki? Büyük konuşmuşum, üzüyormuş meğer.

Bir yere yetişme telaşıyla koştururken Beyoğlu’nun arka sokaklarından birinde, Hurşit Külter’in, saçma ilanların arasında sıkışıp kalmış bu fotoğrafıyla karşılaşsaydınız, belki aynı duyguda buluşmamız daha kolay olurdu. Rüzgâr azıcık esse yapıştırıldığı duvardan koptu kopacak bir şekilde bulunduğu yere tutunmaya çalışan bu fotoğraf, unutkanlığın bir insana verdiği en büyük utançlardan birini verdi bana. Bu güzel adam aylardır (120 günü geçti) kayıptı ve ben sadece unutmuştum.

Öfke, çaresizlik, yılgınlık, alışma ve hatta unutma… Evet, sonunda hepimiz bu noktaya geldik. Artık içimizde dev bir mezarlıkla dolaşıyoruz. Bu güzel insanların katledilmelerindeki gaddarlığı, onları içimizde taşıyarak bir nebze olsun yumuşatmaya çalışıyoruz belki de.

Cumartesi Anneleri’nin 27 Mayıs 1995’te başlayan kayıp evlatlarına ulaşma umudu, (kısa bir özeti burada) 600. haftasında Galatasaray Lisesi önünde onları bir araya getirecek bugün. Sayelerinde biz de tam 600. kez, şu topraklarda artık zor rastlayacağımız türden bir insanlığın eşiğinde buluşacağız yine. Bu sefer aralarında Hurşit’in annesi Kerime Külter de olacak. “Oğlumu bana versinler, artık gücüm kalmadı,” diyen bu biçare kadın, bir umutla başına beyaz tülbentini örtecek. Lafı fazla uzatmayacağım. Diyeceğim o ki Cumartesi Anneleri’ni hiç yalnız bırakmayalım ki o tülbentler de bir daha kararmasın. Bu acı hepimizin ortak acısı, bu umut da hepimizin olsun. Hurşit Külter’i geri getirecek bir iyiliğin, çok geç olmadan gelip bizi bulması dileğiyle…

2 thoughts

  1. Kaleminize yüreğinize sağlık.. Milyon kere de okusak yine de Boğaz’ımız düğüm düğüm. Çok ağladık ama çok da direndik .. Bizlerle Yanyana yürek yüreğe her duruş, azim, cesaret veriyor.. Selamlar…

    Liked by 2 people

    1. Canım Aysel Abla, yazının gelip size ulaşmasına, üstelik de böyle bir yorum almış olmasına ne kadar sevinsem az. Hepimiz o eşikte sizinle birlikteyiz. Bugün hala insanca duygular besleyebiliyorsak bu biraz da sizler sayesindedir. Asla yalnız hissetmeyin, bu heroimizin mücadelesi… Seni sevgiyle kucaklıyorum, Cumartesi Anneleri’nin ellerinden tek tek öpüyorum. Selamlar, Güler ❤️

      Liked by 1 kişi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s