Peki sizin bebek ne zaman?

“Bebeğini kucağına aldığın an… Öyle bir mutluluk anı ki, tarif edilemez… İşte o an var ya. Her şeyi unutuyorsun…”

Ben hiçbir şeyi unutmadım. 35 yaşındayım, 5 yaşında bir kızım, 2 yaşında bir oğlum var. Kimsenin bana anlatmadığını ben size anlatmak istiyorum: Neden hamilelik korkunç bir deneyim olabiliyor? Neden bebek ilişki için bir tsunami? Neden boşanmaların %70’i çocuğun ilk doğum gününe denk geliyor? Ve en önemlisi: Neden bebek yapmak zorunda değiliz? Hadi yaptık, hayatta kalmak, kendimiz kalmak ve evliliğimizi kurtarmak için ne yapabiliriz? Madalyonun diğer tarafını göstermek, sezgisel olmayan öneriler vermek istiyorum size.

Ve bir de istiyorum ki kadınlar ve erkekler bu konudan konuşsun. Hamilelik süreci, doğum, bebeğin gelişi ve sonraki yıllar… Sırf çok büyük bir mutluluk denizinde yüzülüyormuş gibi gösterilmesin. Yalan. O denize henüz girmemişlere “hadi hadi elini çabuk tut, yıllar geçiyor, sen de gel” denilmesin. Hayatlarının en büyük mutluluğunu kaçırıyorlarmış gibi, sanki çok kolaymış gibi gösterilmesin. Birisi de çıkıp “kral çıplak” desin. Toplum baskısıyla evlenmeye, çocuk yapmaya bir son verilsin. Ben uzun yıllardır Paris’te yaşıyorum ve burada böyle bir sorun yok ama biliyorum ki güzel ülkemde durum farklı, orada herkese kontrat dağıtıp şu maddeler imzalatılmalı:

Madde 1. Bekar insanlar evlenmek zorunda değildir.
Madde 2.
Çocuğu olmayanlar çocuk yapmak zorunda değildir.
Madde 3.
Bir çocuğu olanlar ikinciyi yapmak zorunda değildir.
Madde 4.
Üç veya daha çok çocuğu olanlar çocuklarına nasıl baktıklarını size anlatmak zorunda değildir.
Bu konular kişilerin özelidir ve kimsenin kimseye yorum yapma hakkı yoktur.

Haydi başlayalım:

320032_10150443674472527_2097384941_n.jpg

Bebek yapılmalı mı yapılmamalı mı: Bütün arkadaşlarınız birer birer hamile kalıyor ve minik minik bebeklerinin fotoğraflarını facebook’a koyuyor diye siz de hevesleniyorsanız, ilişkiniz bu aralar monoton ise “bir bebek olsa da oyalansak” diyorsanız, yukarıdaki maddeleri imzalamamış “elalem”in yorumları beyninize sızdıysa ve geceleri sizi uyutmamaya başladıysa, tik tak tik tak sesleriyle geçen yılları hesaplıyorsanız, anneniz içli içli mesajlar gönderiyorsa hemen bebek fikrine sarmayın, önce bir düşünün: Bebek istemeyen kadın olabilir. Siz bu kadın olabilirsiniz. Kimseye açıklama yapmak, hesap vermek zorunda değilsiniz. Bebeğiniz olmazsa eksilmezsiniz. Gerçekten istiyor musunuz (insan çok nadiren tam olarak hazır hissediyor ama) yine de biraz hazır hissediyor musunuz, zaman sizin için doğru zaman mı, bunları düşünüp kararınızı öyle verin.

cee3d68ffb50bb48ffe8769139fe6cf6

Tamam karar verdik, nasıl hamile kalacağız: Ben eskiden sanırdım ki olay bebeğe karar vermekte, karar verdiğin an, bitti. Hayır! Asıl hamile kalmakta sorun. Şanslıysanız yukarıdaki gibi de olabilir ama çoğu zaman kısa ya da uzun bir süreç gerekiyor. (Clearblue markasının en önemli günleri gösteren testleri var, aklınızda bulunsun). Hamilelik romantik bir yatakta da, soğuk bir hastane odasında da başlayabilir. Hazırlıklı olun. Çok zor bir şey bu biliyorum ama hamile kalmaya çalışırken hayatınızı sırf bu hedef doğrultusunda yaşamayın. Dediğim gibi bekleme süresi uzayabilir. Zor bir süreç ama içinizi rahat tutmaya çalışın. Bu dönemde kendinize yeni ilgi alanları yaratın.

trimesters-of-pregnancy-ecards

Tebrikler, hamilesiniz: Tamam o artıyı görünce başınız döndü, gözyaşlarınız aktı ama şunu unutmayın ki sonraki günlerde hamileliği sevmeyebilirsiniz. Her hamile kadın yüzünde bir tebessümle dolaşmak zorunda değil. İki hamileliğimde de ilk dört ay boyunca sürekli kustum, tam bir zombiye dönmüştüm, sonra karnım birden çok büyüdü, ne geceleri uyayabiliyordum ne gündüzleri, yoğunluktan ve hormonlardan çekilmez bir insan olmuştum ve sürekli ağlıyordum. İnternette birbirinden güzel fit ve mutlu hamileleri gördükçe sinir oluyordum, nefes alıp verme kursuna yazılıp bir kere bile gitmedim, ben sadece o ayların bitmesini bekledim. Şu aşağıdaki fotoğraflarda ne kadar mutlu bir hamile görüyoruz değil mi ? Fotoğraftan sadece iki dakika önce karnım ağrıyor bıktım diye ağlama krizi yaşamıştım. Her gördüğünüz fotoğrafa lütfen inanmayın. Çok önemli: Fransa’da jinekologlar anne adayını her ay tartıyorlar ve birçoğu için kilo takibi çok sıkı. Benim de tavsiyem aynı yönde. Sağlıklı beslenin, dondurmalara böreklere saldırmayın, yürüyüş yapın. Aldığınız güzel kilolar bebeğinize gitsin, poponuza değil. Tabi insan her yerinden genişliyor ama kontrolü elden bırakmayın, abartmayın. Doğumdan sonra çabuk verilen kilolar gerçekten artı moral olarak insana geri dönüyor.

297385_10150383146457527_713380088_n.jpg

Bu karpuz bu karından nasıl çıkacak: Her dilden kitap okudum, birinde meyve resimleriyle bebeğin boyu gösteriliyordu ay ay. En son, koca bir karpuz. Simdi bana istediğinizi söyleyebilirsiniz, yok normal doğum, yok epiduralli yok epiduralsiz, sezaryen, su doğumu, hipnozlu doğum… Söyleyeceğim tek şey şu: Karpuz kimin karnındaysa o karar verecek! Normal doğum aşkıyla mı yaşamış, kendisini hazırlamış mı, onun bileceği iş. (Sadece dikkat: Normal doğum diye tutturan arkadaşlarımdan çoğu saatlerce ıkınıp acil ve stresli bir sezaryenle doğurdular, yeni hayatlarına aşırı bir yorgunluk ve başarısızlık hissinden kaynaklanan bir depresyonla başladılar, tutturmayın, her an her şey olabilir, “başaramadım” diye de düşünmeyin, karpuz çıktı mı oradan çıktı, konu kapanmıştır). Ben hamile kaldığım andan itibaren biliyordum ki öyle bir stresi kaldıramam, özel bir sezaryen türü seçtim, iki çocuğum aynı doktorla, aynı şekilde doğdu. Üçümüzün de kortizol oranları gayet normal, mersi.

mjaxmi0znzezytmynty4ngviy2mx

Anne sütü, inek sütü, badem sütü: Biliyorum ki bu çok hassas bir konu. Beş sene önce kendi bloğuma bir gençlik ateşiyle “ben emzirmeye karşıyım, hazır mamanın o kadar avantajı var ki o zorluğa hiç değmez” diye yazmıştım da ortalık yıkılmıştı.  Emzirmek istediniz, sütünüz geldi, canınız acımadı, siz mutlusunuz, baba (biraz dışlanmış ama gece uyuduğu için) mutlu, size pratik geliyor, gecede iki üç kez kalkmanıza rağmen çok da yoğun hissetmiyorsunuz, o zaman emzirin tabii. Ama emzirmek o kadar kolay bir şey değil, bunu da bilin ve hazırlıklı olun. İnsanın çok canı acıyabiliyor, tek sorumluluk annede, bebeğin ne kadar içtiği ölçülemediği için kontrol etmesi zor, bebeğin başlarda kilosu hızla düşebiliyor, işte o sırada normal doğum isteyip kendini sezaryende bulduğu için başarısızlık depresyonuna düşen anne gibi olmayın. Normal doğum da, emzirmek de bir başarı değil, kimse size takdirname vermiyor. “Ama bilimsel makaleler anne sütü çok iyiymiş diyor”, ben sanırım dünya üzerindeki bütün anne sütü makalelerini okudum. Evet anne sütü çok mucizevi bir sıvı ama günümüzde hazır mamalar da gerçekten çok başarılı ve o mamalarla büyüyen çocukların bağışıklık sistemi zayıf olur diye bir şey de yok. Hazır mamanın en büyük önemi ise şu: Anne zaten doğumdan aşırı yorgun çıkıyor, sonraki günlerde dinlenmesi hem fiziksel hem psikolojik açıdan çok önemli. Baba kalksın ve biberonları hazırlayıp bebeğe versin, anne uyusun. (Hazır mama konusunda çok işe yarayan bir öneri:  oda sıcaklığında su kullanın, boşu boşuna su ısıtmak sadece ekstra yorgunluk, bir de abartmayın biberonları ayda bir sterilize etseniz yeter!)

3IyuIJbaby-marriage-tired-argument-mom-ecards-someecards.gif

İki artı bir gerçekten üç mü: 9 ay karnınızda taşıdığınız minik canlıyı başkasının kollarında görmek tuhaf gelebilir ilk başlarda. Bu kişi çocuğunuzun babası bile olsa. Belki hayatınız boyunca bebekler hiç ilginizi çekmedi ama işte o andan itibaren sezgisel bir şekilde uzman kesilirsiniz. Sanki o minik canlının neye ihtiyacı olduğunu bir tek siz biliyormuşsunuz gibi. Tuzak. Sakin bu tuzağa düşmeyin. It takes two to tango. O bebeği ikiniz yaptınız, şimdi sorumluluk eşit. Bebeği bol bol babasıyla bırakıp dinlenin. Aralarında özel bir ilişki oluşmasına izin verin. Günler geçtikçe, sadece baba değil, aile fertlerinin de bebek bakıcısının da bebekle uzun ve kaliteli zaman geçirmesine izin verin. En büyük tehlike annenin bebekle bir dünya kurması ve o dünyaya başka kimseyi almamasıdır. O anne ne yazık ki yorgunluğa ve depresyona mahkumdur. Ben mesela dadımızı kıskanmıştım ilk başlarda. Bebeği onun kucağında görmek istemiyordum sanki annesi sanacakmış gibi. Neyse ki hızla kendime geldim. Bebeğinizin dadısıyla iyi ve mutlu olması, sizin dışarıdayken içinizin rahat olması demek!

dcc33d04b5a563895878db16ba91a571

Perişan anne olmayın, nasıl mı: En çok babadan ve etrafınızdaki diğer herkesten bol bol yardım isteyerek. Çok zor ama bebeğinizi onlarla paylaşarak. Çünkü şimdi sizin önünüzde bir başka hedef daha var. Kendinize geri dönebilmek. Zaman ve efor gerekiyor ama zor değil. Daha ilk günlerden itibaren dışarı çıkıp kısa yürüyüşler yapın, bir kahve için, ortalığı biraz dumanlı görüyor olsanız bile mümkün oldukça gerçekliğe yaklaşın. Kendinize yaklaşın. (Evet çok acayip bir cümle oldu ama açıklayabilirim: Nina doğduktan beş gün sonra markete gidişimi çok net hatırlıyorum. Boş gözlerle reyonlar arasında dolaşıyordum, sanki her şey fluydu. “Acaba normale dönebilecek miyim” diye sormuştum kendime, korkmayın, donuluyor). Önemli olan şey, birçok kadının ne yazık ki unuttuğu şey şu: Olay “eskiden sen sendin, simdi sen bir annesin” değil. “Sen eskiden neysen hala osun ve bir de annesin”. Bir başka deyişle, sen kendini bir yerlerde unutup anne olma, annelik sana eklensin. Yazması kolay, uygulaması zor, oradan geçtim biliyorum. Yine sezgisel olmayan bir tavsiye: Fedakar anne olmayın, hayatınızın merkezine bebeği degil, kendinizi koyun. Siz iyi olursaniz bebeğiniz de iyi olur aileniz de. Siz merkeze bebeği koyup onun sorumluluğu ve yorgunluğu altında ezilirseniz kale içten çöker, bunu unutmayın. Birçoğumuz bebeğini emzirmeye çalışan anne bir odada, ertesi gün işe gidecek baba uyuyabilmek için bir başka odada modeli yaşar, bu sizi mutlu ediyorsa yapın belki en güzel geceleriniz onlar olacak ama yeteri kadar rahat, mutlu, konforlu değilseniz, tabloyu değiştirmekten korkmayın: bebeği hazır hissettiğinizde odasına koyun, geceleri sarıldığınız kişi bebeğinizin babası olsun.

pregnancy-in-ecards-humour-funny-blog11

Aslan babalar, zavallı kocalar: Toplamda bir buçuk yıl boyunca kocama çektirdiklerimi düşündükçe utanıyorum. İlk hamileliğimin sonlarına doğru elmalı tart yapmıştım, ilk kez deniyordum. Gururla tartı kocama göstermeye gittim. Bilgisayarında çalışıyordu, şöyle bir baktı ve “aa anneminki gibi olmamış dedi.. O an o kadar sinirlendim ki elimdeki tart tabağını havaya fırlattım, kendisi yere çakıldı ve ben de hıçkırıklara boğuldum. Ben yerde oturmuş (deli gibi) ağlarken, elinde kaşıkla yerdeki tartın tadına bakan ve “gerçekten cok güzel olmus tadı” diye Jean’a hala gülüyorum. Kıssadan hisse. Hamilelikte melek de olabilirsiniz, benim gibi çekilmez bir deli de. Piyango artık, ne çıkarsa. Cok bir şey yapın da diyemiyorum, kontrol hormonlarda çünkü. Ama doğumdan sonra artık o zavallı adama da biraz acıyın. Zaten git gide hacmi büyüyen bir kadının kaprislerine sonuna kadar göğüs gerdi, e yavaş yavaş onun da eski sevdiğini kazanma vakti gelsin. Siz kendinize bebekle bir dünya yaratıp onu dışlarsanız, bebek kilolarını vermeyi beş-on yıla yayarsanız, bir de her yaptığını eleştirip kapıyı çarparsanız, sizi ben bile koruyamam. Aranızda ne zaman kavga çıkarsa cok basit bir gerçeği hatırlayın: The baby is the enemy (Asıl düşman bebek). Siz aynı cephede savaşıyorsunuz, bunu sakın unutmayın.

1286920798085_9549161

Tekrar AŞK mümkün mü: Bebek geldikten sonra sevdiğinizle birçok mutlu anı paylaşabilirsiniz ama şehvetli anlar daha bir süre boyunca kapı dışarılar. Sezaryen yaraları, yok doğumda parçalanmış yerlerin dikişleri, fazla kilolar, yorgunluk, uykusuzluk, değil birkaç ay, birkaç sene bile sürebilir eski romantik hayatınızı geri kazanmanız. Fransa’da seksologlar yeni annelere reçete yazıyor: beş-altı şehvet dolu roman adi. (Yemin ederim). İstediğinizi okuyabilirsiniz ama bence en önemlisi bebeği birilerine bırakıp babayla bir yerlere kaçmak. Yine sezgisel olmayan bir öneri: Evden çok uzak olmayan bir otelde bir oda ayarlamak. Tamam belki ilk seferlerde geceyi birbirinize bebeğin fotoğraflarını göstermekle geçireceksiniz, ya da baby monitor izleyerek  ama ne yaparsanız yapın, birlikte olmanız, alkollü, alkolsüz romantik bir gece yaşamanız size şu hissi verecek: Evet üzerimizden bir kamyon geçti ama başardık, hala hayattayız! İlişki sadece bu şekilde güçleniyor: efor efor efor. Hicbir zaman durup dururken aşk alevlenmiyor, hele çocuktan sonra asla!! Canınız istemese de sürprizler hazırlamak için zorlayın kendinizi. Fake it until you make it hayatın her alanına uygulanabilecek bir tavsiye. Siz de ikili, üçlü anıları çoğaltın, her şeyden önemlisi: Bebek geldikten sonra öpüşmeyi bırakmayın!

Not: Bu konuda yazacak o kadar şey var ki aklımda, saatler boyunca devam edebilirim. Ama içeriden ağlama sesleri geliyor, “iki yaş kabusları” diyor psikologlar. Bu saatte bir çocuğun ağlaması ona mı kabus bize mi bilemiyorum ama gidip bir bakmam lazım.

Not2: Çocuklarını çok seven, onlarla bol bol gülüp eğlenen bir anneyim. Bir de bu yazı boyunca hiçbir çocuğun canı yanmadı. Lütfen yanlış anlaşılmasın.

32 thoughts

  1. O kadar o kadar evet katılıyorum,oha aynı ben ki!!! Ay gece iki saat uyudum 20 kere uyandım ama sabah berkesu bi güldü,her şeyi unuttum! Yok yaaa,yalan dolan!

    Beğen

  2. Yazı gerçekten o kadar güzel ve o kadar insanın içini rahatlatıyor ki. 29 yaşımı doldurmak üzereyim ve 20’lerimden bu yana hiçbir zaman “ay keşke bebek yapsam” demedim; bunu demediğim için de gizliden gizliye suçluluk hissediyordum. HAYRET BİR ŞEY ben bunu yapmak zorunda değilim ki? Devlete ucuz işgücü sağlamak için neden çocuk yapmak zorunda olayım ki? Annelik dünyanın en kutsal şeyiymiş. Ben kutsal olmak istemiyorum? BU YAZIYI BASTIRIP AİLE BAKANLIĞININ MERKEZ BİNASININ ÜZERİNDEN HELİKOPTERLERLE FIRLATICAM.

    Beğen

  3. Genel olarak guzel yazi. Fakat en az o “yalanci” mutlu anneler kadar kisisel ve marjinal bir yazi. Adeta onlarin her duzlemde simetrigi bir annelik deneyimini yazmissin. Toplumun tabanindaki muhafazar insana yonelik “bebek” kavrami icin guzel bir elestiri yazisi fakat bu site ve hitap ettigi kesim icin gereksiz karamsar ve yonlendirici. Hos, ben burada ne desem bos, herkes bu yazidan kendi diledigini alacak/gormek isteyecek.

    Beğen

    1. Yorumunuz icin tesekkur ederim. Cok kisisel bir yazi, kendi yasadiklarimi yazdim. Karamsar degil de tam tersine umut verici cozumler onermeye calistim, en azindan bende ise yarayanlari. Belki birilerinin isine yarar!

      Beğen

    2. iki çocuk annesi ve yazarı 10 yıldır ilgiyle takip eden biri olarak size katılıyorum. çok güzel ifade etmişsiniz.

      çok mutlu ve fedakâr görünen, çocuğu için en en en iyisini yapan, varlığını çocuğuyla özdeşleştiren ve en kötüsü de dijital ortamda bunu insanların gözünün içine sokmaktan tuhaf bir zevk alan sözde mükemmel annelerden hakikaten usandık.

      ben simiole’nin annelik-gebelik yazılarını tasarımın en tipik unsurlarına abartılı vurguların olduğu “gerçek hayatta bunları mümkün değil giyemezsin” dediğimiz bir defiledeymişim gibi okuyorum. o kıyafeti giyemesem de alternatif bir anneliğin olabileceği ümidini verdiği, sözde mükemmel annelerin yarattığı vicdan azabını epey hafiflettiği için seviyorum. :)

      Liked by 1 kişi

  4. Simiole, o anne sutu yazisini hala hatirliyorum! Tepkileri dusundukce aklim yerinden cikiyor. Ve sen o zaman bisey yazmistin bana, Fransa’da butun hastanelerde bir poster olur: “bir bebek anne sutu olmadan da buyur, ama onun icin en onemli olan sey annesinin mutlu olmasidir” diye. Simdi sezaryendi anne sutuydu epiduraldi vesaire konusan herkese bunu soyluyorum. Bir de tez icin son iki yilini bir kadin dogum hastanesinde geciren biri olarak, o sozunu aklima nasil kazidigimi anlatamam! (ek: hatta o afisin bir resmi olsa ve gondersen ne kadar minnettar olurum!)

    Son bir soru: o ozel sezaryen teknigini yazdigini da hatirliyorum, neydi farki kisaca aciklayabilir misin?

    Cok sevgiler.

    Nilay (nehirli bir blogger nicki olan, hani)

    Beğen

    1. Nilay merhaba!!! Eskilerden birinin buraya yorum yazdigini gormek beni cok mutlu etti. O afisi bir arastiricam bakalim bulabilir miyim.

      Ozel sezaryenin adi, extra peritonealle. Az kisinin yaptigi bir teknik, daha az kesiliyor kaslar, idrar torbasini kenara cekip bebegi aliyorlar, cok daha az agresif bir islem. Ayni gun yemek yiyip kalkip yuruyorsun. Normal sezaryene gore daha cabuk toparliyorsun..
      Ingilizce bulamadim ama surada fransizca bilgi var, belki google translation dan bakabilirsin:
      https://www.idkids.fr/grossesse-adoption/grossesse-et-accouchement/preparer-l-accouchement/la-cesarienne-extraperitoneale-la-cesarienne-du-futur

      Sevgiler !

      Beğen

  5. “Bebeği emzirerek mi uyutmalıyım emzirmeden mi”li bir akşamda bir saat meme-emzik, bir saat salıncak olduktan, arada uyu artık kızım diye söylenip, uyutabildikten sonra onbeş dakika “çok kötü bir anneyim” diye hıçkırarak ağlayan bir kadına, arkadaşının paylaştığı yazı ancak bu kadar denk gelebilir. Ellerinize sağlık “tüm kötü analara” sevgi ve selamlarımla..

    Liked by 1 kişi

    1. Eylem, benim de yorgunluktan aglayarak bitirdigim geceler cok oldu, ama “cok kotu bir anneyim” den cok, “annelik gercekten cok zormus” deyip uzerime bir de sucluluk duygusu almayi reddettim, lutfen sen de oyle yap. Bebegi nasil denk gelirse oyle uyut ve sen de yataga kos, en onemlisi bu :) Bir de bana guven, yavas yavas daha kolaylasacak ozellikle bu uyku ritmleri. Onu da bir gun yazarim! Sevgiler!

      Beğen

  6. Ya ben de blogundaki sezaryen linkini izleyip tansiyonumun dusup koltuga kendimi zor attigimi hatirliyorum. Sen cok zen bisi bidibidi diye yazmistin ben de bana da oyle gelmesi kesinmis gibi tiklayip izlemistim. O yuzden cok ciddiye alamiyorum tavsiyelerini, ne desen tersi olacakmis gibi geliyor… =D Saka bir yana, boyle yazilar insanin icine bir ferahlik getiriyor.

    Beğen

  7. yazınız güzel gibi gözükse de çocuk sahibi olmak gerçekten çok güzel bir şey. bu güzellikleri yaşarken zorlukların da üstesinden gelebiliyorsunuz, ama gerçekten sevmeniz ve istemeniz gerek. ben gerçekten isteyerek çocuk sahibi oldum, iyi doktorlar seçmeye çalıştım., eşim de destek oldu. sonuçta aile olmak ve evlilik zaten sabır işi. yani hiç çocuğunuz olmadı diyelim eşiniz kanser oldu, gene hayatım kısıtlanıyor ah vah diye üzülecek miyiz?* bunlar tamamen bakış açısı. burda tamamen katıldığım tek şey toplum baskısı , evet var ve saçmalar. ama bunlar her zaman var zaten, onları hiç dinlememek lazım. parka çıkın senin çocuğun daha yürüyemiyor mudan tutun neler neler.insanlarımız keşke annelerin yazdıklarını eleştirene kadar devlet politikasını eleştirseydi de çocuk kavramı son derece normal ve hayatın akışında bir durum olsaydı.
    o zaman anneler de bu gel git duygularını, işe yaramıyorum ben, ev hanımı olmak istemiyorum duygularını yaşamasaydı.

    Beğen

    1. Cocuk sahibi olmak, istediginiz birsey ise tabii ki cok guzel. Zorluklarin ise sadece severek ve isteyerek cozumlenebilecegine inanmiyorum, ihtiyacimiz olan sey basit mantikli ve pragmatik tavsiyeler bence. Boylece o zorluklarin cozumleri daha somut ve gerceklestirilebilir, surdurulebilir bir hal aliyor. Tesekkurler mesajiniza.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s