Neden canınız istiyorsa rahat rahat ağlayabilirsiniz?

Ciğerlerimize oksijen gidecek bahanesi ile başlayan ağlama kariyerimiz, konuşmayı ya da en azından işaretle derdimizi anlatmayı öğrenene kadar problemlerimize yegane yaklaşımımız oluyor. Basalım çığlığı anne gelsin, basalım çığlığı mama versin gibi küçük hesaplar bizi güzel güzel hayatta tutuyor. Bu dönemde gözyaşı dökmeden, aynı hayvanlar alemindeki pek sevgili dostlarımız gibi sadece ses çıkararak ağlıyoruz. Biz büyüdükçe genişleyen beyin hacmimiz, gelişen bilişsel becerilerimiz ve derdimizi kelimelere dökebilen konuşma yeteneğimizle artık derdimizi anlatmak için ağlamamıza gerek kalmıyor ama *nedense* kendisinden vazgeçemiyoruz. Hatta hayatımızdan çıkmak bir yana, ağlarken çıkardığımız garip seslere ek olarak akan gözyaşları ile birlikte yerini sağlamlaştırarak tahtında oturmaya devam ediyor. Dın dın dın dın. Yetişkin işi, duygusal sebeplerle ağlamanın alanına hoş geldiniz.

Tıbben ağlamak fiziksel bir acı ve stresin belirtisi ancak gerekli-gereksiz (kime göre, neye göre) bol bol dökülen gözyaşlarının açıklamasının bu kadar yüzeysel olması tabii ki eşyanın tabiatına aykırı. Yaş aldıkça, elbette hala karnımız acıktığı, canımız yandığı için de ağlayabiliyoruz ama mesele giderek derinleşiyor. Keller ve Nesse’in (2005) araştırması gösteriyor ki sevdiğimiz birinin ölümü, aşk ya da sosyal hayatımızdaki bir kayıp, ayrılık, hatta bazen sadece ayrılığın korkusu, dışlanma/soyutlanma, arkadaşlarımızla ya da sevgilimizle yaşadığımız gereksiz gerginlik ve tatsızlıklar bizi hedefe ulaşamamak, stres ya da diğer sebeplerden çok daha fazla ağlatıyor. Bütün bu bizi ağlatan meseleler buram buram sosyallik ve sosyal meseleler kokuyor. SOSYALLİK Mİ? -_-

maxresdefault

İnsan kendine yakıştıramıyor tabii bu yüzden ağlamayı, nasıl desem hiç havalı değil ve çok “ana akım”.  Neden peki ama N E D E N böyle? İşte çünkü evrim. Canımız atalarımızı Afrika bozkırlarında hayatta tutan yegane mesele birlik ve beraberlik içinde, grup halinde hareket etmeleriydi. Ne de olsa seyrek ağaçlı bozkırlarda grup halinde değil de tek başına takılmak demek dımdızlak ortada olmak ve de rahatlıkla av olup gitmek, gidebilmek anlamına geliyordu. Gruptan atılmak/yalnız kalmak = ölüm denklemi ve haliyle sosyallik beynimizin en derin kıvrımlarına o zamanlarda işte böyle yerleşti.

Anladık, sosyallik önemli de yine de başımıza sosyal içerikli bir sevimsizlik geldi diye ağlamaya gerek var mı? Daha temiz yollarla bu işi çözemez miyiz? Elbette çözebiliriz ama gözyaşlarının sözsüz iletişim teknikleri arasında önemli bir sinyalleme özelliği var. Şıpır şıpır akarken çevremizdeki insanlara da bizimle ilgili birtakım açıklamalar yapıyorlar. Öncelikle İNANILMAZ ama karşı tarafa üzgün olduğumuzu anlatıyorlar ve bunu sözlerin ifade edebileceğinden çok daha başarılı bir şekilde karşı tarafa hissettiriyorlar. İşte o yüzden bazen, bazı şeyleri söze dökemeyince, sıkışıp kalınca hop akıveriyor yaşlar. Tabii ki karşı taraf gözyaşlarının gönderdiği mesajları anlamakta zorlanmıyor, içindeki evrimsel mühür mesajı çok güzel dekode ediyor: “Şu anda sosyal anlamda zayıf ve kırılganım, bu da beyaz bayrağım gözyaşlarım, bi yardım ediver.” Bunun üstüne karşı tarafta ağlayan kişinin yanında oluyor, zayıflayan sosyal bağları güçlendirmeye çalışıyor.

Ancak bahsi geçen karşı taraf her zaman sosyal ağların zayıfladığı kişi olmak durumunda değil. Ağlama sebebi sevgili olsa da gözyaşlarının paylaşıldığı ve kol kanat geren taraf arkadaşlar da olabiliyor. Ya da tam tersi. Ya da sevgilisiz bir denklem. Ya da arkadaşsız. Neyse anladınız. Mesele hasar gören, zayıflayan ya da bazı durumlarda tamamen kopan sosyal bağları onarmak ya da başkaları ile sosyal bağları güçlendirerek diğerini telafi etmek. Günün sonunda yalnız olmadığımızı hissetmek, beynimizi, amigdala’mızı ölmeyeceğimize ikna etmek. (Amigdala ve sosyallik ilişkisi için tık tık)

Screen Shot 2016-10-05 at 13.43.27.png

Karşı taraf, gözyaşlarının mesajını anlamakta hatta hissetmekte zorlanmıyor derken afaki ya da sadece gözleme dayalı bir çıkarımdan bahsetmiyorum. Chun ve arkadaşlarının (2012) araştırması gösteriyor ki karşı cinsin ağlamasına şahit olan herkesin beyninde birtakım empatik hareketlenmeler başlıyor. Ancak bu empatik hareketlenmelerle kimin ne yapacağında cinsiyet belirleyici oluyor. Kadınlar genellikle empatinin dibine vurma eğilimi gösterirken, erkekler daha çok dikkat kesilme, üzüntünün bastırılması gibi bilişsel yöntemlere başvuruyorlar. Peki. *Yorumsuz*

Gözyaşlarının mucizevi etkisi kimyasal olarak da karşımıza çıkıyor. Mesela kadınların gözyaşları, erkeklerin testosteron seviyelerini düşürüyor (Gelstein ve arkadaşları, 2011). Hm ağlarken yüzümüz gözümüz birbirine girdiği için bu kadar mı soğutuyoruz karşımızdakini? Hayır, çünkü aslında mesele sadece seksten ibaret değil. Duygusal gözyaşlarının içinde prolaktin hormonu yer alıyor. Kendisini yüzeysel olarak süt üretimini artıran hormon olarak tanıyoruz ama aslında anaç (tek başına tam karşılığı değil bence lakin babaç da buraya dahil nurturing’den bahsediyoruz) duyguları coşturma konusunda da etkili olduğu biliniyor. Örneğin baba olan erkeklerin prolaktin seviyeleri yükselirken, testosteron seviyeleri düşüyor (Storey ve arkadaşları, 2000). Ayrıca aynı hormonal eğilim, sevinsek mi üzülsek mi bilemedim ama tek eşli erkeklerde de görülüyor (Burnham ve arkadaşları, 2003). Haliyle gözyaşındaki prolaktin ile erkeklerin testosteron hormonları arasında bir ilişki var belli ki. Bu da demek oluyor ki düşen testosteron ile sadece cinsel istek değil, saldırganlık da düşüyor ki bu “nurturing”, merhamet gibi duyguları da beraberinde getiriyor. Ayrıca bu da kavgaları sona erdirebilir, empati kurmaya ortam sağlayabilir. Ağlayan insana merhamet duymak, onu koruma, kollama ve yardım etme isteği tabii ki o insanın acılarını dindirmek ve hayatta kalma şansını artırmak açısından da altın değerdinde. İşte böyle böyle minik gözyaşları sayesinde sadece duygusal değil, kimyasal beyaz bayraklar da çekmiş oluyoruz. Görürseniz, yardım ediniz.

black-and-white-cry-crying-natalie-portman

Her şey bir yana her zaman başka birinin önünde ağlamıyoruz, bazen böyle boş duvarlara baka baka kendi kendimize ağlıyoruz. Sinyal verecek, bizi anlamasını istediğimiz kimse yoksa o zaman neden ağlıyoruz ki? Duygusal gözyaşlarında stres karşısında salgılanan adrenocorticotropic hormonu (ACTH) ve acıyı azaltmak, modu iyileştirmek üzere salgılanan endorfin leucine enkephalin nörotransmitter’ı da yer alıyor. Bu sevgili kimyasallar sayesinde ağladığımızda kendimizi daha iyi hissediyoruz, hissedebiliyoruz. Bonus baş ağrısını saymazsak tabii.

İşte hal böyleyken böyle Mahmutters. Ünlü düşünür Lesley Gore’un da dediği gibi “Bu benim partim ve istersem ağlarım. Sizin başınıza gelseydi siz de ağlardınız.” Kadın haklı, canınız isterse ağlayın gitsin, belki sözlerinizle anlatamadıklarınızı minik küçük gözyaşı kimyasalcıkları anlatır. O da anlatamazsa en kötü ağlar, açılırsınız. Haydi kalın sağlıcakla.

Referanslar:

Burnham, T.C., Flynn-Chapman, J., Gray, P.B., McIntyre, M.H., Lipton, S.F., & Ellison, P.T. (2003) Men in committed, romantic relationships have lower testosterone. Hormones and Behaviour, 44(2), 119-122.

Chun, J., Park, H., Park, I., & Kim, J. (2012). Common and differential brain responses in men and women to nonverbal emotional vocalizations by the same and opposite sex. Neuroscience Letters, 515, 157-161.

Gelstein, S., Yeshurun, Y., Rozenkrantz, L., Shushan, S., Frumin, I., Roth, Y., & Sobel, N. (2011). Human tears contain a chemosignal. Science, 331, 226-230.

Keller, M.C., & Nesse, R.M. (2005). Is low mood an adaptation? Evidence for subtypes with symptoms that match participants. Journal of Affective Disorders, 86, 27-35.

Storey, A.E., Walsh, C.J., Quentin, R.L., & Wynne-Edwards, K.E. (2000) Hormonal correlates of paternal responsiveness in new and expectant fathers. Evolution and Human Behavior, 21(2), 79-95.

Görseller: Tumblr + Problem Child ve Sex and the City filmlerinden.

Yazar: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

One thought

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s