FilmEkimi

filmekimi-2016-afis1

Şehr-i İstanbul’un en güzel film festivali, Cannes’ı 5 ay gecikmeyle de olsa ayağımıza getiren İKSV güzelliği FilmEkimi, bu sene de bomba gibi. Hem Cannes Film Festivali’ne damgasını vuran filmlerden hem de sonbahar festivallerinde arzı endam edip Oscar’a göz kırpan, “anında klasik” ilan edilen işlerden nasibini almış 51 filmlik seçki göz alıcı. Öte yandan, hadi dürüst olalım, kaçırılmaması gereken 20 film listesindeki filmleri çoğumuz kaçıracağız. Bir haftada 20 filmlik zamanı ayırmak isteyecek büyük şehir sakinin sayısı bir sinema salonunu dolduracak kadar var mıdır bilinmez. İstese bile gerek yaşam şartlarının gerekse fiziksel koşulların elveremeyeceği bu zorlu maratonda bir sinemadan diğerine koşarken telef olan ne festival gediklileri, Fransız sinemasına tövbe eden ne sinefiller, Rumen Yeni Dalgası’na bodoslama dalan ne cengaverler gördü bu gözler.

Yine de adet yerini bulsun, gelin hızlıca programa da bakalım. “Ben yaş tahtaya basmam”cıları şöyle alalım. Ken Loach’un Cannes’dan ödüllü “I, Daniel Blake”i sosyal gerçekçilik ekolünden yarışmaya katılıyor, mendillerinizi hazırlayınız. Melodrama doyamazsanız, Fransız sinemasının haşarı auteur’ü François Ozon’un siyah-beyaz Birinci Dünya Savaşı hikayesi Frantz’a iki saatinizi ayırabilirsiniz. Amerikan Sineması’na listenizde yer varsa, hem eleştirmenleri, hem de seyircileri memnun etmiş, rivayete göre göz pınarlarında yaş bırakmamış “A Monster’s Call”a göz atabilirsiniz. En sağlamını en sona sakladım, A Seperation ile kalbimizi kanatan Asghar Ferhadi’nin yeni filmi, Cannes’dan En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllü “Satıcı”, festivalin memnuniyet garantili bileti.

Bu yıl, ana-akım sinemada da etkisi görülen güzel bir gelişme var esasen, kadınların merkezinde olduğu hikayeler, her ne kadar onları genelde erkekler anlatıyor olsa da, daha sık karşımıza çıkıyor. FilmEkimi programı da merkezinde nefis kadınların olduğu hikayelerden geçilmiyor. Pedro Almodovar’ın “Julieta”sı, Meryl Streep’e muhtemeldir ki 20. Oscar adaylığını getirecek “Florence”, Amy Adams’ın uzaylıların dilini sökmeye çalıştığı “Arrival” ve Dardanne kardeşlerin son marifeti “Meçhul Kız” erkeklerin anlattığı kadın hikayeleri kontenjanından ilginize talip. Burada bitmiyor, Yine Cannes’da Isabelle Huppert’in Paul Verhoeven ile ortaklığı “Elle” bizi bir intikam hikayesinin göbeğine atıyor, Huppert bizi Fransız kadınlarıyla ilgili türlü efsaneye bir kez daha inandırıyor. Alman sinemasının bu yılki yüz akı, Maren Ade’nin Cannes’ı kahkahadan kırıp geçiren Toni Erdmann’ı ve Andrea Arnold imzalı bir yol ve isyan hikayesi olan American Honey ise kadın eli değmiş kadın hikayeleri olarak festival programını taçlandırıyorlar.

Oscar demişken… Yabancı Dilde En İyi Film dalında iddialı olabilecek birtakım Oscar aday adayları FilmEkimi programının olmazsa olmazı. Meksika’dan açık havada geçen bir klostrofobi hikayesi, Jonás Cuarón imzalı Gael Garcia Bernal’in baş rolünde oynadığı Desierto, İsviçre menşeli, pek sevimli “Kabakçığın Hikayesi” ve Kanada’nın harika çocuğu, gencecik ve çok ödüllü Xavier Dolan marifeti, Cannes’ı karıştıran “Sadece Dünyanın Sonu” Oscar heveslilerinden, bu konuda ahkam kesmeyi seven sinemaseverlerin radarına zaten girmiş olduğunu tahmin ettiğim işler.

Benim şahsen en merak ettiğim filmlerden biri ise fragmanından tam bir acayiplik feriştahı olduğu anlaşılan “Swiss Army Man”. Neo-noir ile vücut mizahı arasında bir yerlerde varoluşçu bir terbiyesizlik gibi görünen Swiss Army Man, Türkçe adıyla “Çakı Gibi” sadece ve sadece sinema konusunda risk almasını seven cesur-yüreklere bizden tavsiye.

swiss-army2

Listeyi yapmak başlı başına eziyet zaten, Ken Loach’a bilet alsanız Rumen Yeni Dalgası’nın hatrı kalır. Xavier Dolan’ın son filmine gitmeye kalksanız Kim Ki Duk rahat bırakmaz. Zor, çok fazla iyi film, çok az zaman. Ben film seçerken vizyon tarihi belirli olanları sona bırakma yolunu seçiyorum genelde, Aralık bitmeden vizyona giriyorsa çok da aceleci davranmıyorum. Sosyal medyanın icadından beri bir çeşit madalya yarışına döndü film seçmek, kim daha çok film izleyecek, o kimsenin bilet bulamadığı filme kim son dakikada bilet bulup da girecek? Tüketim kültürünün bir tezahürü belki, içerikten çok biçime takılan, işlevdense sayıya odaklanan öyle çok sinemaseverle karşılaştım ki on-küsur yıllık festival kariyerimde, bazen ben de kendimi skor hesaplarken buluyorum ve şaşırmıyorum. Yalanım yok, bazen ben de bütün filmleri, hem de hepsini dev bir lokma yapıp yutmak istiyorum. Oysa ki, filmlerin bazıları vizyona girecek, Başka Sinema sağ olsun, tekrar ayağımıza gelecek, bazıları dijital platformlarda (legal olan platformlar da var, hemen celallenme sinefil kardeşim), DVD / Blu-Ray formatında seyrimize bir kere daha talip olacaklar. Paniğe ve Lale Kart’a yatırım yapmış arkadaşlarımıza küfür etmeye hiç gerek yok gerçekten de.

Festival havasını almak, sinemadan çıkmış insanların arasına karışıp dünyanın derdini unutmak, nefis şey, doğruya doğru. Öte yandan, sinema epeydir karanlıkta tanımadığımız insanlarla birlikte film izleme deneyiminin ötesinde bir şeye dönüştü. Lojistik dertler sizi sinema salonundan uzağa savurmuş, gerçek hayat filmlerle aranıza girmiş olabilir, türlü fobiden herhangi biri sinemaya gitmenize engel oluyor olabilir, şehrinize değil festival, film gelmiyor olabilir. Nasıl ki çikolatayı sevdiğimizi kimseye kanıtlamak zorunda değilsek, filmleri sevdiğimizi de kimseye kanıtlamak zorunda değiliz. Hangi filmi, hangi mecrada, ne şekilde izlemek istersek öyle seyredebiliriz.

Bilet almayı başarmış, her yıl Eylül ayında film seçme, bir şekilde bilet edinme, hatta gerekli vakti ayırıp filmleri peş peşe izleyebilme ayrıcalığına sahipseniz ne mutlu size. Değilseniz de kendinize çok yüklenmeyin isterim ben, 2016 yapımı olmasa da binlerce film var ilk kez ya da tekrar izlenmeyi bekleyen. “Julieta”ya erişiminiz yoksa “Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar”ı izlerseniz siz de. Azıcık hazzı geciktirmenin zararı olmaz kimseye.

İyi seyirler herkese.

Film afişleri impawards‘tan.

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s