“Mülteciyim hemşerim!”

Yanlış hatırlamıyorsam 2015 Eylül’üydü. Şu günlerin aksine Suriyeli sığınmacılar o zaman hemen her yerde karşımıza çıkıyorlardı… Facebook’tan bir arkadaşımın paylaşımıyla Çağan’ın bir çağrısından haberdar olmuştum. Bir hafta sonrası için Süleymaniye’deki sığınmacılara insani yardım desteği götüreceklerdi. Çağrıda yer alan adımları izledim ve derken ben de kendimi Süleymaniye’de buldum. Bu kadar yoğun katılımlı, aynı zamanda bu kadar organize bir yardım etkinliğiyle karşılaşacağımı elbette beklemiyordum. Belki daha önce çok fazla tecrübem olmadığı için… Aralarındaki en şaşkın katılımcılardan biri de galiba bendim. Şaşkındım çünkü bölgeye yapılan düzenli ziyaretlerle ihtiyaçlar tek tek belirlenmiş, listeler yapılmış ve paketler her aileye göre çarçabuk hazırlanmıştı.

Çağan, Zeynep, Deniz, Özlem ve diğerleri… Müthiş bir dayanışma bilinciyle kısa zamanda hepimizi az sonra evlerde gerçekleşecek çok zor bir dağıtım için organize etmişlerdi. Sanıyorum o günü hiçbirimiz unutamadık. Gerçekten kolay olmamıştı o anlara tanıklık etmek.  Sonrasında ben kendi hayatımın telaşına düşüp çok fazla aralarında yer alamadım, ama neler olup bittiğini düzenli olarak takip etmeye çalıştım. İsmini burada saydığım ve sayamadığım daha onlarca arkadaşımız sabah akşam haberleşerek İstanbul’da Suriyelilerin en yoğun olduğu bölgelere gitmeye devam ettiler. Mahalle mahalle, ev ev dolaşıp eğitimden istihdama, sağlıktan barınmaya kadar her türlü soruna çözüm bulmaya çalışarak kocaman işlere imza attılar.

Onların cephesinde değişen bir şey yok, hâlâ aynı dayanışma bilinciyle bir yardımdan ötekine koşturuyorlar. Bizim cephede ise değişen çok şey oldu. Yanı başımızda süregiden bir savaşın kaygısından belki yakın gelecekte bu topraklarda patlak verecek bir iç savaşın üzüntüsüne evrildi duygularımız. Barış, şimdi hiç olmadığı kadar uzak bize. Şu bir yılda insanların kendi yurtlarında bile “göçmen” olabildiklerine tanıklık ettik hep birlikte.

Gidip kurtulmakla – kalıp sıramızı beklemek arasında bir yerdeyiz çoğumuz. Haliyle başka ülkelerin sınırlarında dolaşıp duruyoruz. Üstelik Kanada’nın göçmen kotasında sadece bizim değil Amerikalıların da gözü var artık, mahsus selamımızı buradan Trump’a iletmiş olalım. Yani anlayacağınız durumlar pek parlak değil… Hal böyleyken Suriyelilere sıra gelmiyor tabii. Zaten pek fazla ortalarda görünmedikleri için unutmamız da zor olmadı doğrusu. Oysa bugünlerde belki de en çok dayanışma içinde olmamız gerekenler Suriyeli sığınmacılar aslında. Nereden başlayabiliriz, ne yapabiliriz? Bu gibi soruların yanıtlarını Zeynep Kurmuş Hürbaş ve Çağan Korkmaz’dan almadan önce biraz hafıza tazeleyip durum güncellemesi yapmakta fayda var.

l1090282
Fotoğraf: @simitagaci

Öncelikte şuraya hemen bir kamu spotu geçiyorum: Mülteci olmak bir tercih değil. Hele hele bizimki gibi başka bir ülkede, daha iyi bir hayat kurmak gibi tatlı hayallerle hiç karıştırılmamalı. Savaş ve ölüm gerçektir. Bu nedenle, “kendi vatanı için savaşmaktan kaçanların bizim ülkemize ne hayrı olur” demek, en hafif tabirle vicdansızlık olur. Çünkü kimse savaşı ve ölümü göze almak zorunda değil. İnanmadıkları bir savaştansa yaşamı seçmek, geleceği kurmanın yollarını aramak herkes için temel bir haktır. Ve evet, dünya iyi ki sizin gibilere kalmıyor.

Burası anlaşıldıysa sıradan devam ediyorum. Birincisi: Suriyeliler (yaklaşık 3 milyon sığınmacıdan söz ediyoruz) henüz Türkiye’den vatandaşlık alabilmiş değil. Yani bu ne demek? Bu aslında şu kafaları çokça karıştıran “Ay Suriyelilere vatandaşlık veriyorlar, bizden daha çok haklara sahipler” tepkileri, gerçeği yansıtmıyor demek. Mevcut yasal çerçevede de vatandaşlık almak pek mümkün görünmüyor. Neden diyecek olursanız ayrıntılar için şuradan madde 9, 10 ve 11’e bakabilirsiniz.

Bakanlar Kurulu Kararı ile 3 milyon kişiye sırayla vatandaşlık verilmesi hayli uzun bir mesai; bir gecede topluca vatandaşlık verileceğini düşünmekse torba yasaları çok seven Türkiye için bile zor bir ihtimal, sanıyorum bu konuda hemfikiriz. Suriyeliler bir seçmen potansiyeli ya da Kürt ve Alevi bölgeleri için bir asimilasyon dinamiği olarak birilerinin hayallerini süslüyor olabilir tabii, o da apayrı bir konu.

İkincisi: Ülkemizde yaşayan Suriyeliler, aslında “mülteci” statüsünde de değiller. Şu an sadece hukuki olarak “geçici koruma” adı altında bir “sığınmacı” statüsündeler. Çünkü Türkiye, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin o zamanki koşullar esas alınarak konan “coğrafi sınırlama”şartını hâlâ uyguladığı için sadece Avrupa’dan gelenleri “mülteci” olarak kabul ediyor. Bildiğiniz üzere Suriye Avrupa’ya epey uzak kalıyor!

Peki mülteci statüsünün olmaması Suriyeliler açısından pratikte ne anlama geliyor? Bu soruya en genel haliyle şöyle yanıt verilebilir: İkamet izninden mahrum kalmak, eğitim, sağlık gibi sosyal hizmetlerden yeterince yararlanamamak, ucuz iş gücü olarak bolca sömürülmek… Bütün bunlarla birlikte yabancısı oldukları bir ülkede dışlanma, istismar, psikolojik/fiziksel şiddet ve ırkçılık gibi sorunlarla da mücadele etmek zorunda kalmak demek. Detaylar içinse Zeynep  ve Çağan ile devam edelim…

suriye-8-abu-malik-al-shami
Fotoğraf @Abu Malik Al-Shami, Suriye

Şu soruyla başlıyorum: Son zamanlarda Suriyeli sığınmacıları çok da fazla sokaklarda görmeyişimiz, onlar için her şeyin yoluna girdiğini mi gösteriyor?

Zeynep: Geçtiğimiz yıl bu tarihlerde Suriyeli sığınmacıları hemen her yerde görmek mümkündü. Mendil ya da su satmak gibi geçici işleri vardı. Bir şekilde Avrupa’ya geçiş sürecini bekliyorlardı. Ancak Mart 2016’da AB/Türkiye arasında yapılan ve Avrupa’daki Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye geri gönderilmelerini öngören anlaşmayla birçok sığınmacı kamplara gönderilmek üzere “toplatıldı.” Geçici olmayan yaşam alanlarından da (kentsel dönüşümü bekleyen bölgelerdeki yıkık binalar, viyadük/üstgeçit altlarındaki geçici çadırlar vb barınma alanları) uzaklaştırıldılar. Avrupa hayali ortadan kalkınca kendilerince daha “yerleşik” bir yaşam aramaya başladılar. Barınma şekilleri ve işleri de bu yerleşik düzene ayak uydurmaya başladı. Örneğin bir kısmı yaz aylarını mevsimlik işçi olarak tarım bölgelerinde geçirdi. Bu yüzden de geçtiğimiz aylarda sokaklardaki görünürlükleri azaldı diyebiliriz.

İstanbul özelinde konuşursak daha çok nerelerde yaşıyorlar, hayatlarına nasıl devam ediyorlar?

Çağan: Çoğunlukla çeper mahallelerde, mümkün olduğunca kabul gördükleri ve yaşam koşullarına ayak uydurabildikleri bölgelerde barınıyorlar. Esenler, Esenyurt, Avcılar, Bağcılar, Küçükçekmece, Okmeydanı, Sultanbeyli, Sultangazi, Ümraniye, Fatih, Başakşehir gibi. Genelde kayıt dışı atölyelerde veya ufak iş yerlerinde gündelik işlerle geçim sağlıyorlar.

En sık yaşanan sorunlar neler? Örneğin sağlık, eğitim, istihdam sorunlarına nasıl çözüm üretiliyor ya da üretilebiliyor mu?

Zeynep: İstihdam, sağlık ve eğitim alanlarında aslında birçok sığınmacının tanınmış hakkı olsa da bu haklara erişim konusunda büyük sıkıntı yaşıyorlar. Bilgi eksikliği, sağlık kurumlarında dil sorunu, korku ve dışlanma gibi durumlar yüzünden özellikle sağlık konusunda aşamadığımız birçok engel var. Doğum, takibi gerektiren hastalıklar, diş sorunları, cilt sorunları, aşılanma gibi hizmetler konusunda belli başlı bölgelerdeki aile hekimleri, sağlık ocakları ve bazı oluşumların desteğiyle tırnakla kazıyarak çözüme ulaşmaya çalışıyoruz. Ama mesela ilik nakli veya göğüs kanseri veya fizik tedavi… Böyle durumlarda artık çaresiziz. Elimizde bu vakaların toplandığı bir doküman var. Gönüllü sağlık kuruluşlarına, dayanışmaya destek verebilecek doktor ve sağlık emekçisi arkadaşlara ihtiyacımız çok.

Eğitim konusunda bu yıl bizi şaşırtan bir kucaklamayla karşılaştık. Geçen yıl büyük zorluklarla kayıt yapabilen çocuklara, ilçe ve il milli eğitim müdürlükleri ve devlet okulları büyük kolaylık gösterdi. Yine de müfredat, alışma, Türkçe bilme, dışlanma gibi sorunlar devam ediyor, bunları aşmak da çok çok zor. Bunun yanı sıra okula gitmek isteyen ama çalışmak zorunda olan, 8-12 yaş arası çocuk sayısı inanılmaz fazla. Türkçe öğretebilecek gönüllülere, okuma yazma dersi verebilecek insanlara ihtiyacımız var.

İstihdam konusuna gelince… Aslında çok değerli insanları ne korkunç işlere mahkum ettik bu ülkede misafirken… Harita mühendisi, inşaat mühendisi, çevre mühendisi komşularımız var. Ebeler, öğrenciler, üç dil bilen yönetmenler, doktorlar, marangozlar, esnaflar… Depolarda çalışıyorlar. Son ütücülük yapıyorlar. İnşaatta moloz taşıyorlar. Şu anki tablo maalesef bu.

Çağan: Eğitim konusunda bazı okullarda başlayan bir uygulama var aslında. Arapça ve Türkçe bilen öğretmenler için bazı şehirlerde işe alım yapıldı. Şimdi de okul sonrasında birkaç saatlik bir dil eğitimi yapılıyor okullarda. Şöyle bir plan da var: İlk yıl ayrı sınıflarda Arapça öğrenim görüp Türkçe de öğrenecek, ikinci sınıftan itibaren normal sınıflara dahil olmaya başlayacakmış öğrenciler. Bu konuda sağlıklı bilgiye ulaşmak zor ama okul sonrası derslere başlayan iki okul biliyorum ben İstanbul’da. Başka da olabilir.

suriye-5
Sosyal medyada başlatılan “Türkiye’de Suriyeli istemiyoruz” kampanyasındaki nefret söylemlerinden sadece biri, Google’larsanız görebilirsiniz.

Türkiye’de Suriyeliler için sürdürülebilir ve uyum odaklı bir gelecek mümkün mü?

Zeynep: Hayır. :) İşe yarayan ve gerçekten fark yarattığını bire bir bildiğim dayanışma ağları paydaşları ve mahalle oluşumları dışında bir şey bulmakta zorlanıyorum. Kimseyi suçlamak değil amacım; o kadar büyük bir kaos ve o kadar büyük bir kriz ki hiçbir STK, hatta hiç bir devletin altından kalkmasını da beklemiyorum zaten.

Çağan: Ben yapılanları yetersiz buluyorum. Az çok bir şeyler yapan insanların da daha çok acıma ve vicdan azabı duygusuyla hareket ettiğini görüyorum. Bir aracı bulup yardım iletmek en yaygın destek biçimi. Bu destekler de elbette müthiş işe yarıyor. Ama göçmenlerle aramıza sistematik olarak konulan bir duvar var. Asıl bunu aşmak için çabalamamız lazım. Çoğunluk, kendisinin göçmenlerle buluşacağı alanlar arama ihtiyacı bile duymuyor. Tek temas alanı mendil satan, trafikte cam silen çocuklar olunca da yerleşik Suriyeli algısı gerçeği yansıtmaktan uzak kalıyor. Oysa asıl önemli olan bir arada barış içinde yaşama iradesini göstermek, çünkü bundan sonra bir arada yaşayacağız.

Genel yaklaşımımız  nasıl peki?

Zeynep: Görmezden geliyoruz. Suçluyor, dışlıyor ve kabul etmiyoruz. Bir nevi inkar, bir nevi kendini koruma refleksi veya, bilmiyorum. Ben de o görmezden gelmeyi kabullenemiyorum.

Çağan: Didaktik didaktik konuşmak iyi değil belki ama, ben en başta “mülteci sorunu” söylemini bile doğru bulmuyorum. Bu söylemleri üretenler, sorunu algılayışımızı feci şekilde yamultuyorlar. Baksanıza, sorun olanın mülteciler olduğuna işaret ediyoruz ama asıl sorun savaş ve sınır devletleri değil mi? “Sınır devletleri sorunu” ya da “göçe zorlanma sorunu” filan demeliyiz belki de. Görmezden gelme aslında üst orta sınıfta var olan bir gerçek evet. Ama toplum genelinde bu sorunun varlığı kabul ediliyor bence ve maalesef nefret söylemi üretimiyle sonuçlanıyor. Kendi gündeminden kafayı kaldırabildiği kısa zamanlarda insanlar gidip Suriyeli mahalleleri ateşe verdi, Suriyeli dövdü. Bunlar aslında çok ağır, ileride sonuçlarını kaçınılmaz olarak göreceğimiz olaylar.

“Neden kamplarda yaşamak istemiyorlar” sorusunu hâlâ sormanın bir anlamı var mı?

Zeynep: Yok, çünkü matematik: 300,000 kapasiteli kamp var. 2.7+ milyon sığınmacı.

Çağan: Kamplar aslında savaş bitene kadar geçici yerleşilen yerler değil miydi? Sınır bölgelerindeki kamplarda kalıp savaş bitince evlerine döneceklerdi. E savaşın biteceği yoksa insanlar ne yapsın? Çadırda mı yaşasın? Ki kampların bazılarında çok feci şeyler yaşandığını da google’layan bilir. Kendine, çocuğuna var olan koşullar elverdiğince bir hayat kurmaya geliyorlar yani. “Kendi ülkesinde kalsın da savaşsın” diyenler de var. Gerçi bu arkadaşların bir kısmı şimdilerde vize başvurusu filan yapıyor da olabilir.

l1150723
Fotoğraf @simitagaci

Siz şu ana kadar neler yaptınız, ne gibi tecrübeler edindiniz?

Zeynep: Eylül 2015’de başladık. Hatta seninle ilk tanıştığımız yer, Süleymaniye’de… Şimdi boş o taraflar. Farklı gruplarla değişik işler yaptık, ben genelde “mercimekçi kadın” olarak takılıyorum. Haziran’dan beri Süreli Destek Projesi’nde aktif beş kadın olarak, yurt dışından aldığımız bir fon aracılığıyla ve Bütün Çocuklar Bizim derneği himayesinde 3 bölgede 120 aileye erzak desteğinde bulunuyoruz. Mülteciyim Hemşerim Dayanışma Ağı paydaşları olan iki mahalle derneği (Yarımburgaz ve Okmeydanı) artı Balat/Ayvansaray’da oturan arkadaşımızın kendi mahallesindeki çalışmaları sayesinde belirli ailelere bu erzak desteğinin yanı sıra çocukların okul ve sağlık hizmetine erişiminin kolaylaştırılması gibi “esas” önemli şeyleri de yapıyoruz.

Zeynep: Bir yıla neler sığdırmışız, neler yapmışız diye baktığımızda, aslında incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler. Ama nelere şahit olmuşuz, nasıl harika insanlar tanımışız kısmı daha yüreklendirici aslında.

Bir şeyler yapmak isteyen ama nereden başlayacağını bilemeyenlere önerileriniz?

Zeynep: Dayanışma ağlarına gidip gönüllü olsunlar. Hayırseverlik bazlı değil, Mülteciyim Hemşerim ve Göçmen Dayanışma Ağı gibi dayanışma odaklı oluşumlara destek olsunlar. Eski kıyafetleri paylaşmak, tüketim toplumunda aslında çok doğru bir adım, tabii ki ziyan olmasın, ama kıyafet verip vicdan rahatlatmaktansa, bir aileye bir yıl boyunca sadece sağlığa ulaşım ihtiyaçları olduğunda destek olmak çok daha anlamlı. Mesela, yakın bir zaman içinde görme engelli olacak iki sığınmacı kadını, bu sürece hazırlamak için x mahalleden y semtine götürmek gerekiyor, haftada bir gün. Veya fizik tedaviye gidecek bir çocuğun yanında durmak, iki haftada iki saat. Veya mahalle derneğine raf çakmak, kıyafet tasnifi yapmak. Veya erzak dağıtımlarında araç desteği vermek. Veya x bölgeden ikinci el çamaşır makinesinin nakliyesine el atmak…. Zor işler değil ve hepimizin inanılmaz yoğun hayatlarında birkaç saatini ayırabileceği işler. Hep aynı sayıda gönüllüyle bu işleri yürütmek çok zor. İnsan gücüne, omuz omuza olabileceğimiz iyi yürekli insanlara çok ihtiyacımız var bu günlerde.

l1150715
Fotoğraf @simitagaci

Destek olmak isteyenler size nerelerden ulaşabilir?

Çağan: Önemli bağlantıları hemen şuraya ekliyorum.

Süreli Destek Projesi

Mülteciyim Hemşerim Dayanışma Ağı

Yarımburgaz Mahallesi Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği / Altınşehir Çocuk Atölyesi

Okmeydanı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

Son olarak eklemek istedikleriniz?

Zeynep: Yapılacak çok şey var. Hafta sonu 1 saatinizi ayırın, bir çocuk atölyesine gelin. Doktorsanız, sağlık konularında devlette çözemediğimiz şeylere destek olun. Öğretmen olmanıza gerek yok, Türkçe okuma yazma dersi veya okula giden çocuklara akademik destek verin. Üretime katılmak isteyen kadınlar için el işi dersleri ve materyalleri bulun. Atölyelere kırtasiye ve boya desteği verin. Çocukları tiyatroya götüreceğiz, servisimiz yok, bulmamıza yardım edin. Çamaşır makinesi nakliyesine el atın. Matbaanız varsa poster ve etiketlerimizi basmamıza destek olun. İnanın bunlar bizim bir haftada yaptığımız işler. Ve o kadar azız ki. Çağan’la her konuştuğumuzda “ya başka bir şey konuşalım” diyoruz ama konu bir şekilde kimliği güncellenecek birinin yanında gidecek birini bulmaya veya reçellere etiket basmaya veya başka bir mülteci konusuna gidiyor. Çünkü çok azız. Bize katılın. Hatta Allahını seven dayanışmaya gelsin! :)

tammam-azzam-freedom-graffiti
Graffiti @Tammam Azzam, Suriye

4 thoughts

  1. Zeynep’e, Çağan’a; onların çabalarını ve bizim de neler yapabileceğimizi öğrenmemize vesile olan sana Gülerciym, çok çok ama çok teşekkürler.
    Dünya sizler sayesinde azıcık daha katlanılabilir bir yer oluyor.

    Liked by 1 kişi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s