Silence – Sükût ikrardan mı gelir?

silence-1

Her şeyi başlatan Büyük Patlama, zamanın ve mekanın ortaya çıkmasının hemen öncesine tekabül eder ve bilenler bilirler, sesin yayılması için havaya ihtiyaç vardır aslında. Büyük Patlama, şayet her şey inanıldığı gibi olduysa sessizce olup bitmiş olmalı yani, başka bir deyişle. Meraklısı için; tık tık.

Konudan uzaklaşıyorum. Martin Scorsese’nin tutku projesi, 30 yıldır çekmek için doğru zamanı beklediği “Silence”ın sonunda, seyirci karşısına çıkmaya hazır olduğu müjdesi, ilk fragmanı ile beraber teşrif etti. Adettendir, baş rollerdeki aktörlerin isimlerini hemen şuraya bırakalım: Liam Neeson, Andrew Garfield ve Adam Driver. Uzayan zorlu çekim dönemi, figüranlardan birinin ölümüyle sonuçlanan talihsiz kaza ve bitmek bilmeyen kurgu süreci yüzünden Hollywood’un pek sevdiği “lanetli” yakıştırmaları gecikmedi. Peki nedir “Silence”ın asıl derdi?

17. yüzyılda geçen hikaye, akıl hocalarını kurtarmak ve Hristiyanlığı yaymak için Japonya’ya giden iki Cizvit rahibi takip ediyor. İhtimaldir ki gittikleri topraklarda başlarına gelecekler rahipleri inançlarıyla yüzleşmek zorunda bırakıyor. Scorsese, kendi tanımıyla “zaman aşımına uğramış” bir Katolik. Gençliğinde teoloji ile uğraşmış, rahip olmayı ciddi ciddi düşünürken Tanrı’sını sinemada bulmuş, ne mutlu biz sevenlerine. Hemen her filminde Katolik inancıyla ve bu inancın çerçevesine sığmayan kendi şeytanlarıyla yüzleşmesi biraz da bundan belki, yine kendi kelimeleriyle “Roman Katolik olarak doğdum ben, bundan çıkış yok”*.

Zamanında ortalığı çokça karıştıran “Last Temptation of Christ”tan yaklaşık otuz sene sonra yine Hristiyanlık inancının köklerine, Vatikan’dan Japonya’ya uzanan iddialı metin, fragmanda bile bir kaç kere gördüğümüz geniş planlar, kuş bakışı (Tanrı’nın bakış açısı?) çekimler sizi yanıltmasın, Scorsese çok kişisel, çok mahrem bir sorunun cevabını arıyor aslında. Din etrafında kopan gürültüye (fragmana da çok yakışan kemanlara selam olsun) inat, asıl inanç / iman denen o çok kişisel zihin hali gece yastığa kafanızı koyduğunuz, sessizliğe teslim olduğunuz anda saklı. İki tarafı sırlı bir ayna inanç aslında, dikkatli baktıkça insanın kendi içini, sessizliğini gördüğü.

İşin bir de ticari boyutu var tabii ki. İhtimaldir ki ödül mevsimi adını sık sık duyacağımız filmlerden “Silence”. Oyuncular ne kadar da zorlandıklarından, çekim koşullarının çetinliğinden, Scorsese’nin nasıl yıllardır filmi çekmeye kendini hazır hissetmeyi beklediğinden bahsedilecek. Muhtemelen hem koyu Hristiyanlardan hem de ateistlerden yığınla olumsuz yorum gelecek. Malum sezon geçip sirk toplanınca, bize kalan yeni bir başyapıt olacak diye umut ediyorum ben. Çünkü, Scorsese’nin şiddete getirdiği yeni yorumla iz bırakmış olmasına rağmen en az gösterişli şiddet sahneleri kadar başarıyla kotarılmış sessiz anlarla dolu kariyerine “Silence”ın çok yakışacağını düşünüyorum.

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s