Zülfü Livaneli ile 50 yıl

Zülfü Livaneli dinlenen evde büyümek diye bir gerçek var. Yadsıyamayız. Ona eşlik eden Selda Bağcan, Ahmet Kaya, Ruhi su kasetleri de çekmecede. Nasıl bir ev olduğunu da aşağı yukarı tahmin ettiniz değil mi? Ebeveynlerden bir tanesinin (muhtemelen) öğretmen olduğu, hiçbir zaman çok paranın kazanılmadığı ama çocuklar için en iyisinin, güzelinin yapıldığı o kasvetli, o -bazılarımızın- büyüdüğü, kahverengi mobilyalı evler… Cumhuriyet gazetesi de bonus. Genellemeyse genelleme, itirazı olan gelsin beni bulsun. Zülfü Livaneli’den uzun uzadıya bahsetmeye gerek yok; kendisi hem çok iyi ve ünlü bir müzisyen, hem inanılmaz kötü bir şarkıcı, hem bir yazar, hem yönetmen, hem de -bir ara- politikacı olarak bilinir. Tarkan’ın “yakalarsam muck muck” heyecanından belki de daha önemli bir uluslararası görünürlüğü olan birinden bahsediyoruz. Üstelik şarkıları ve yakışıklılığı ile değil; yazdıklarıyla, görüşleriyle, dünya için kıymetli şeyler yapma azmiyle, gönlünü buluşturduğu uluslararası müzisyenlerle yaptığı ortak çalışmalarla elde etti bu görünürlülüğü. Siyasi kariyerindeki bazı hataları ve girişimleri yüzünden Fikret Kızılok gibi sanatçılardan ve bazılarımızdan gelen eleştirilere maruz kalsa da genel olarak Türkiye’nin en değerli sanatçılarından biri olarak addedebiliriz kendisini.

Zülfü Livaneli’nin 50. sanat yılı onuruna bir saygı albümü piyasaya çıktı geçen haftalarda. Basit bir matematik işlemi sonucu 2016’dan 50’yi çıkardığımızda 1966 senesine dönüyoruz. İnternette araştırıp bulduğum biyografilerin hiçbirinde 66 senesine dair bir bilgi olmasa da koca prodüksiyon şirketinin ve Zülfü Bey’in yalan söylemeyeceğini tahmin ediyor ve konuya ikna oluyorum. Kendisine, daha doğrusunu söylemek gerekirse sanat hayatına dair bilgiler genelde 1971 senesinde gerçekleşen darbe sonrası gitmek zorunda kaldığı İsveç anları ile başlıyor. 1973 senesinde “Chants Révolutionnaires Turcs” isimli ilk albümüyle müzik piyasasına adım atan Livaneli, o günden bugüne sadece bizim değil, dünyanın çeşitli ülkesindeki insanların da evine konuk oldu. Birçok şarkısı ezbere söylendi, Türkiye’de yapılmış en kalabalık konserlerden birine imza attı. Seyhan Müzik ise hayatımıza renk katmış bu usta sanatçıya 50. yılında bir hediye vermek istedi ve “Zülfü Livaneli 50. yıl – Bir Kuşaktan Bir Kuşağa” albümünü 10 Kasım’da piyasaya sürdü. Sanatçı, çeşitli röportajlarında albüm çalışmalarına -neredeyse- hiç karışmadığından bahsediyor. Bir tek özel olarak, yakın arkadaşı Sezen Aksu’dan albümde yer almasını istemiş, bunun dışında bütün geri kalan işleri prodüksiyon şirketi üstlenmiş, sadece çok kritik zamanlarda Livaneli’ne danışılmış. Toplam 3 diskten oluşan albümde 50 sanatçı / grubun seslendirdiği 51 şarkı bulunuyor. Şarkıların hepsi Livaneli’ye ait olmadığı için, söz yazarlarından, şairlerden ve bestecilerinden izin alınması uzun sürmüş.

Türkiye’de saygı, yani uluslararası adıyla tribute albüm furyası, benim hatırladığım kadarıyla Bülent Ortaçgil ile başladı. Sonrasında Barış Manço, Aysel Gürel, Onno Tunç, Ahmet Kaya, Kayahan ve hatırlamadığım diğer önemli isimlerin anısına da saygı albümleri yapılsa da hiçbiri Bülent Bey’e yapılan saygı albümünden aldığımız zevki bize veremedi. Hoş, bu tabii ki tartışılabilir bir konu ama genel izlenim bu yönde. Livaneli’ne hediye edilmiş bu 51 şarkılık dev albüm ise bence, hiç fena değil. Müzik adına, basit bir dinleyici olmaktan öteye geçemediğimden çok büyük laflar etmek istemiyorum ama bu kadar farklı şarkıcının, müzisyenin katkıda bulunduğu bu çalışmayı oldukça tutarlı buldum. Birkaç istisna dışında, düzenlemeleri çok beğendim ve yorumcuların tarzına uygun ama aynı zamanda yenilikçi bir şekilde yapıldığını düşündüm. Twitter veya diğer sosyal medya platformlarında çok daha farklı ve albümün beğenilmediğine dair fikirleri düşünceleri de okudum tabii ki. Bir şey diyemem, herkesin kulağına, gönlüne hitap eden şeyler farklı muhakkak. Beğeni zaten kendi başına, tanımını yapabildiğimiz, ortak bir kavram değil. Ben bu yazıda, kendimce, 51 şarkının içinden en çok ilgi çeken 10 tanesini sizlerle paylaşmak istedim. Benim açımdan, ilgi çekmesinin sebebi -sadece- çok beğenmiş olmam değil; farklı bulduğum, yorumu dikkat çeken, dinlerken başka bir heyecan hissettiren şarkıları seçtim. Sıralama yok, en güzel bunlar demek yok, sadece biraz farklı bir açıdan bakmaya çalıştım. Buyrun o zaman!

Bekir Ünlüataer – Sevdiceğim

Livaneli’nin tek bir kez bile dinlemediğim şarkısı, hangi albümde yer aldığını bilmiyorum, belki de  yeni bir şarkıdır, o konuda da bir fikrim yok. Söz ve müziği kendisine aitmiş. Bekir Ünlüataer ise benim için Nilgün Belgün’ün eski sevgilisi, bu konuda da o kadar yüzeyselim. Ancak hem şarkıya, hem Bekir Ünlüataer’in yorumuna, gazel iliştirilmiş o muhteşem düzenlemeye hem bayıldım hem de çok şaşırdım. Albümün en güzel sürprizlerinden.

Kardeş Türküler – Leylim Ley

Sabahattin Ali’nin sihirli satırlarını öyle güzel bestelemişti ki Zülfü Livaneli, yıllarca kulaklarımızda çalındı durdu bu şarkı. Şarkı başladığı an hepimiz biliyorduk ki “Leylim Ley” idi o. Kardeş Türküler, öyle farklı, öyle kendince yorumlamış ki bu şarkıyı, şarkının geçirdiği evrim çok etkiledi beni. Daha güzel diyemiyorum, daha çok sevdim ya da sevmedim de diyemiyorum. Şarkı ağırlaşmış, başka bir tavra bürünmüş, Kardeş Türküler ezgisi olmuş.

Nükhet Duru – Bir Yelkenlim Olsaydı

Nükhet Duru’yu gizliden ve gönülden sevenlerdenim. Bir ara saçmaladığı dönemi saymazsak müzik kariyeri oldukça tutarlı ve iyi bir yorumcudur. Söylediği onlarca şarkıyı büyülenerek dinlerim. Bu albümde ise, muhteşem bir düzenleme ile bu şarkıyı yorumluyor. Şarkı, Livaneli’nin 2013 yılında çıkardığı “Gökkuşağı Gönder Bana” isimli -pek bilinmeyen- albümünden. Açık ara favorim.

Suavi – Saat Dört Yoksun

Bu şarkıyı ilk kez dinlediğimde 11 yaşındaydım, Nazım Hikmet’in kaleminden dökülenleri anlamıyordum, müzik çok garipti, düzenleme biraz da korkutuyordu. Ama çok beğendiğimi hatırlıyorum, tanımlayamadığım, kendime ait tek bir nokta bulamadığım bir şarkıydı ama çok sevmiştim. Kaseti başa sarıp sarıp (albümün ilk şarkısıydı) dinliyordum. Yıllar sonra Suavi’nin tok sesinden dinlerken kendimden geçtim. Bu halini de tanımlayamıyorum, Suavi’yi hayatımda belki 10 kez dinlemişimdir ama şimdi öyle değilmiş gibi hissediyorum. Mükemmel olmuş.

Kenan Doğulu – Özgürlük

Bu seçimimimle biraz topa tutulacağımın farkındayım ama olsun, yine de yazacağım. Kenan Doğulu bu albümün kolejlisi. Adeta İstek Vakfı – Semiha Şakir üstüne Yeditepe Üniversitesi mezunu. Ama çaktırmadan Zülfü Livaneli dinliyor, gizli gizli. O yüzden, kendince yapabileceğinin en iyisini yapmış. İkinci yarıdan sonra “hopçik eller havaya” kıvamında devam eden düzenlemesinden, ilk dinlediğimde, her zerreme kadar nefret etsem de sonrasında garip bir şekilde kabullendim şarkının bu versiyonunu. Yıllarca 10. Yıl Marşı remixi ile Bağdat Caddesi Fener Alayı resmi şarkıcısı olan Doğulu, bu albümden sonra Türkiye’nin modern ve aydınlık yüzü olmaya devam edecek. Hepimiz ıpçış ıpçış altyapılı “Özgürlük” ile coşacağız.

Ata Demirer – Akdeniz

Ata Demirer, sanırım rakıları gömüp gömüp, şarkı söylemeyi seven bir insan. Rakı gömmeden de söylüyordur büyük ihtimalle. Çeşitli dizilerde, tv programlarında kendisini şarkı söylerken gördük, duyduk. Belli ki nağme yapmayı, bir şarkıyı yorumlarken biraz arabeskleşmeyi seviyor. Bir albüm yapsa, -en azından- ben onu bu yorumla baştan sona dinleyemem ama arada tek şarkılık yorumlarını çok beğeniyorum. 2005 yılında Livaneli’nin “Hayata Dair” albümünde yer alan bu şarkıyı Ata Demirer, biraz alaturka, biraz rakı sofrası şarkısı yapmış bize. Güzel de olmuş, teşekkür ederiz.

Aynur Aydın – Sürgün

Aynur Aydın’ın kim olduğunu bilmiyorum. Hiç dinlememiştim, belli ki yüzünü batıya dönmüş ya da çoktan batıda doğmuş büyümüş bir şarkıcı, yorumcu. İngilizce, popüler bir şarkıyı, coştura coştura söyleceğinden eminim. Tertemiz bir ses derler ya, öyle bir sesi var. Sürgün’ün Aynur Aydın yorumu, ki bence Sürgün, Zülfü Livaneli’nin en en en en güzel şarkısıdır, kendisinin tüm prozodi hatalarına (duuuuurak….uuuuuyku….yuuuudum….) rağmen bir kereden fazla dinlettiriyor kendisini.

Göksel – Karlı Kayın Ormanı

Canımın içi Göksel; bu sigara dumanı altında boğulmuş, bu bas sesli erkeklerin marşını o kadar güzel, o kadar zarif bir hale getirmiş ki, bu listeye girmese haksızlık olurdu. Göksel’in sesi çağıl çağıl, kendi ateş topu. Karlı Kayın Ormanı, bir insanın sesinde bu kadar nazik hale dönüşebilir bu kadar ince bir melodi haline gelebilirdi. Onlarca kez dinledim, onlarca kez daha dinleyeceğim.

Mehmet Erdem – Mektup

Mehmet Erdem duvar gibi bir adam. Kolunu kaldırması 17 saniye falan sürüyor muhtemelen. Düz, hiç nağme yapmaya çalışmadığı, o kalın sesi de öyle çok etkileyici değil. Ama garip bir şekilde, bazı şarkılar Mehmet Erdem’in sesine öyle yakışıyor ki. Mektup da onlardan biri olmuş. Şarkıya baskın bağlama ve özenle yapılmış düzenleme en az Mehmet Erdem kadar dikkat çekiyor. Gülmeden, donuk suratınla, pek güzel söylemişsin Mehmet Bey, ağzına sağlık.

Funda Arar – Zor Yıllar

Sezen Aksu Söylüyor albümünde B-5 şarkısı, zamanında kaset alanlar B-5, A-3 falan ne demek biliyordur. Zülfü Livaneli’yi biraz da Sezen Aksu sayesinde bilenlerin şarkısı aynı zamanda. Dünyanın en güzel nakaratına sahip, en dert veren şarkılardan biridir. Funda Arar, o donyağı sesiyle, hakkını vereyim çok güzel söylemiş şarkıyı. Zülfü Livaneli şarkıları söylecek profilde olmadığına inanılsa da Funda Arar belli ki zevkle, iştahla söylemiş bu şarkıyı. Albümün en ilgi çeken çalışmalarından biri olmuş.

****

Albümde Leman Sam’ın, Moğollar’ın, Sabahat Akkiraz gibi halk müziği yorumcularının eksikliğinden bahseden bazı yazarlar, eleştirmenler var. Doğrudur, benim de, benim dışımda birçok insanın da aklına gelmiştir sanırım. Bu kadar büyük bir prodüksiyonu, herkesin beğeneceği ve onaylayacağı şekilde kotarmak zaten neredeyse imkansız. Benim gibi, 30 yaşlarının ortalarında dolanan; gençliğine, çocukluğuna, ailesine dair bazı güzel anlara eşlik eden bu şarkıları dinlemek isteyenler için oldukça tatmin edici bir albüm olmuş bu. Bu benim fikrim. Ben seneler sonra Zülfü Livaneli şarkılarını yine aynı zevkle, bu sefer başka insanların ağzından, başka müzisyenlerin elinden dinledim.

Dile kolay 50 yıl. Albümde emeği geçen herkese teşekkürler. Albüm için yapılan saygı konserinin sonunda Zülfü Bey’in de dediği gibi, bir sonraki 50 yılda buluşmak üzere. Öyle ya da böyle, şarkılar  hep yaşayacak sonuçta.

2 thoughts

  1. Canım Ozan, biraz çekiniyordum bu albümü dinlemeye, hani şarkılara küserim falan diye, ama elimden tutup beni içeri aldın, bu kadar tatlı yazmana ayrıca kocaman bir kalp.

    Liked by 1 kişi

  2. Livaneli konusunda cahilmişim, tatlı tatlı öğretmen için seni beklemişim gibi. Ne güzel yazmışsın, hem albümü hem de memur çocukluğunu. Senin güzel hatrın ve kalemle sarıp sarıp geri aldığımız kasetlerin gücü adına…

    Liked by 1 kişi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s