Başka türlü kış romantizmi

Son günlerde şehir içinde yaşadığınız en heyecan verici olay neydi? Kötü heyecandan bahsetmiyorum, yoksa eminim ki hepimiz günaşırı manyak bir sürücü tarafından ezilme tehlikesinden son anda kurtuluyor, kısa mesafeye gitmesini istediğimiz için pasif agresifleşen taksicinin sert frenleri yüzünden burnumuzu kırayazıyoruz. Şöyle güzel heyecanlardan bahsediyorum, insanı biraz da hayran bırakan, kalp atışlarını hızlandırıp fark etmeden salak gibi gülümsettirenlerden. Sık sık aşık olan, aşık olmaya değer birilerini de bulan şanslı kişilerden değilseniz pek olmuyor değil mi? Üzülmeyelim, şimdi gerçek bir boş beyinli manic pixie dream girl gibi sıkıcı hayatımıza heyecan katacak şeyler bulacağım.

Her şeyin tahmin edilebilir olduğu şehir hayatında rastladığımız doğanın kırıntıları size de büyüleyici gelmiyor mu? Cam kenarına, sizin cam kenarınıza konmayı tercih eden, hiç de çekinmeden içeriyi gözleyen kumru gururunuzu okşamıyor mu? Dünyanın öteki ucunda olan olayların haberleri saniyesinde akıllı telefonlarımıza düşerken bir şeylerin de kontrolümüzün dışında olması hayatlarımıza eksik heyecanı, belirsizliği ve hatta tekinsizliği ekleyen şeyler bence. İşte tam da bu yüzden ben bir kış insanıyım. Hayır, o pek hoşlanılan yazcılar/kışçılar tartışmasını açmıyorum, kendimce neden kışı ve sonbaharı çok sevdiğimi, sevmeyenlerin tadını çıkarmak için neler yapabileceğini anlatacağım o kadar.

Klasik kitap, battaniye ve kahve birleşimini bir kenara bırakalım. Islaklıktan eriyecek şeker olmadığımızı, soğuktan donmayacak kadar güçlü olduğumuzu hatırlamanın vakti geldi de geçiyor. Tercihen kaz tüyü olmayan montlarımız, kalın atkılarımız ve gerekirse de eldivenlerimiz bizi hava şartlarına karşı pekala sıcak ve korunaklı tutabilir, katlandığı zaman otuz santimi geçmeyen bir şemsiye kendi taşınabilir çadırımızı oluşturabilir. Hem, hani hayat sokaktaydı? Üstelik şimdi eskisinden de mistik bir halde. Her sabah bambaşka bir sürprizle karşılaşıyoruz eğer hiç dışarı çıkmayan yaşlı amcalar gibi disiplinle hava durumunu kontrol etmiyorsak. Kimi günler iç bunaltıcı soluk gri gökyüzü rüzgarsız bir serinlikle bizleri hiç yormadan, 5 ay peşin fiyatına taksit yapmadan Avrupa filmi tadında bir ambiyans sunuyor. Çamursu renklerde bir kazak giyin ve saçınıza çok da özenmeyin, düşünceli bir ruh halindeyseniz etrafınızın sorgulamayacağı nadir zamanlardan birini yakaladınız demektir. Aklınızı her ne meşgul ediyorsa, köşenize çekilip dilediğinizce surat asarak detaylıca düşünebilirsiniz; gökyüzünün rengiyle kamufle olacaksınız ve sorgucu insanlardan bir nebze de olsa korunacaksınız.

Yağmurlu sabahlarınsa bambaşka bir güzelliği var. Yağışın şiddeti arttıkça kendimi gerçek bir savaşçı gibi hissediyorum mesela. Kalın tayt ve yün çoraplar arasında rüzgarın ve yağmurun girebileceği bir damla boşluk bırakmayıp tenha ve karanlık sokaklarda hedefe yürümenin garip bir özgüven yükseltici yanı var. Su sıçratan arabalardan uzak durduğunuz sürece kafanız dik, doğanın baskılarına boyun eğmeyen, sudan ve soğuktan korkmayan süper birey olarak yolunuza devam edebilirsiniz. Birbirinin tekrarı korku ve gerilim filmlerine saçma sapan paralar ödemeye de gerek yok, ısrarcı gök gürültüleri, aniden odanın içini aydınlatan şimşekler en sıkıcı floresan ışıklı iş yerini bile bir anda sizi içinde bulunmaktan mutlu olacağınız romantik bir yere dönüştürebilir. Birbirine selam vermeye çekinen bir grup insanın sağanak yağışa karşı çaresiz olup bir yerde kapalı kalması son derece ilginç bir tecrübe olabiliyor, bu durumun ilginç bir yakınlaştırıcı yanı var. Her sabah servis beklerken karşılaştığım mor atkılı, pek de tatlı bir kız var örneğin. Öküzden hallice olduğum için ne gülümserim ne de günaydın demeye yaklaşırım ama o, bu sabah çantasındaki şemsiyeyi çıkarmaya üşendiği için ıslanan bana şemsiyesini paylaşmayı teklif etti mesela.

Hava olaylarının en güzeli kar ise, süresine göre başka başka ruh halleri yaratıyor. Gelişi iki gün öncesinden pembe gökyüzü ile belli olan yağışın kokusu ve hatta tadı bile var. Eflatuna çalan gece göğüne bakıp da “Kar yağacak sanırım” derken kendimi yer yön bilen ve biraz da altıncı hissi kuvvetli olan bilge kabile kadınları gibi hissediyorum. Akşam yatmadan havada nemin varlığı yokken sabah kalkıp da şehri bembeyaz bulmanın da ilkokul günlerinden kalma ayrı bir sevinci var, halbuki artık tatil yok, gerekirse ayağına kayak ya da snowboard takıp o işe gideceksin ama sevinç dalgası bu, mantığına sormadan karnında patlayıp beynine kadar yükseliyor. Kar hala, özellikle de büyük yumrular halinde yavaş yavaş ama sık yağıyorsa romantik bir duruma dönüşüyor, henüz çamur ve buzlar yerleşmeden elbet. Devam ettikçe durum ciddileşiyor. Agatha Christie’nin Üç Kör Fare diye bir kitabı vardır, hatta uzun öykü bile denebilir. 10 Küçük Afrika Kökenli Birey’in bir başka versiyonu gibi, bu sefer de kahramanlar köşkte kar fırtınası nedeniyle mahsur kalırlar. Yağış devam edip de sokaklar sessizleştikçe mantıksız bir korku çökmeye başlar, sanki biz de mahsur kalmışız gibi. Evde battaniyenin altına kedicikle birlikte girip Stevenson okumak çok güzel olur ama hazır önüne bakmadan sağa sola çarpan insanlarla dolu değilken yakınlarda oturan bir dostunuzla buluşup normalde kalabalıklığından şikayet ettiğiniz bir kafenin cam kenarına masalarından birine kurulmayasınız ki? Haftasonu brunchlarının yeri ayrı ama soğuk havalarda, haftaiçi akşam mahalle pastanesinde buluşup bir-iki saatlik sohbet, dedikodu, hava durumu ve ekose desenlerin kullanımı hakkında konuşmak da çok güzel.

Yine uzattığımın farkındayım, söylemek istediğim eğer yaz insanıysanız bu hava olaylarını sosyal hayatınıza bir engeldense sizi daha havalı gösterecek birer Instagram filtresi olarak kabul etmeye çalışmanız, kış insanıysanız da battaniye-kahve ikilisindense dışarı çıkıp araya pimapen camları koymadan soğukla el ele tutuşmanız. Şehrin içinde vahşi kaplanlar, su içmeye giden fil sürüleri, insan yiyen dev bitkiler görmemiz imkansız olduğu için pek de hasret kaldığımız doğayı en güzel gözlemleme şekli mevsim geçişlerine şahit olmak. Sevelim ya da sevmeyelim, gece aniden uyandıran tedirgin edici gök gürültüleri, “Bu seferki çok fenaydı!” diye yorum yapma gereği duyduğunuz düşen yıldırımlar, sonbaharda yavaş yavaş kızaran, ilkbaharda sabırsızlıkla tomurcuklanan yapraklar gittikçe artan bu beton yığınının içinde hala yaşayan bir gezegende nefes aldığımızı hatırlatan nadir şeyler. Meseleyi ille de romantizme bağlamak zorunda değiliz, ancak karşı karşıya olduğumuz beton aşkı ve insandan başka her canlıya düşmanlığa bir tepki olarak, üstüne yeni yağmur yağmış toprağın kokusunu içe çekmek bile bir protesto sayılır.

Bütün bunların yanında bilgiçliği bir kenara bırakmayayım: Soğuk havaların tadını çıkaracağız diye sağlığınızdan olmayın. Ayaklarınızı sıcak tutun, belinizi, boynunuzu, kafanızı koruyun. Kombiyi makul seviyelerde tutun, çok sevgili Deryik’in tasarruf yazısını unutmayın, çevreyi de düşünün, üşüyorsanız kazak giyin, sınırlı enerji kaynaklarımızı hızlı tüketmeyin. Sizin kadar şanslı olmayanları hatırlayın, elinizden geliyorsa kedi-köpek evleri yapın, alın. Ucuzundan bolca mama edinin, sokaktaki hayvanları besleyin; zira uzun süre yemek yemedikleri zaman soğuktan donma ihtimalleri artıyor. Cam kenarına kuşlar için ekmek değil de buğday, çekirdek ve yağlı kuruyemişler koyun.

Tabii yine Mahmut ekibi olarak bu kadarla da kalmadık, artık bir Spotify’ımız da var, aynı isim olan mahmuttheblog‘u kullanıyoruz ve açılışı kışı iliklerinize kadar hissetmeniz için özenle yarattığım playlist ile yapıyoruz. Özellikle empresyonistlerden ve post-romantiklerden seçtim ki klişe romantizmin ağına düşmeyelim, kışın gizemi ve tekinsizliğini sonuna kadar yaşayalım.

Resim bostonbiker.com’dan alındı.

2 thoughts

  1. ve, eğer ağustos böceği değil de karıncaysanız; sonbaharda hazırladığınız domates konserveleri, turşular ve ayıklayıp dondurduğunuz barbunyalarla evde kendi “hüge”nizi kendiniz yapabilirsiniz ;)

    Liked by 4 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s