Vicdan azabıyla dolu bir Mahmut yazarının itirafları

En son ne ile ilgili yazmışım, ne zaman yazmışım, bakmaya yüzüm yok. Hatta ikinci cümleden başlayayım itiraf serime: bazen utancımdan The Mahmut whatsapp grubuna bile göz ucuyla bakıyorum, “Acaba beni şutladılar mı?” diye. Boynum bükük, gözlerim yerde, ellerimi önüme kavuşturdum ve Aralık ayının sonunda teslim etmem gereken bir kitap ve henüz çevirmediğim 200 küsur sayfa beni beklerken ufak bir mola verip, dökülmek istedim.

Processed with VSCOcam with m5 preset

Yazmak istediğim milyon tane konu var: yoga ile ilgili yazmak istiyorum, bilhassa hamile yogası üzerine, yediğim şahane bir granolayı tanıtmak istiyorum, şehirde bisiklet kullanan bir kadın olmanın nasıl bir şey olduğu üzerine yazmak istiyorum, apartmanın önünde beslediğim kedim Kıtkıt’ı ve ona yaptığım kedi evini anlatmak, üstüne her akşam ucundan azıcık okuyabildiğim ve bitmesini de pek istemediğim bir kitabı, Henrietta Rose-Innes’in Hep Eve isimli öykü kitabını tanıtmak istiyorum. Bodrum Gümüşlük’te en sevdiğim yerlerden biri olan Kikkula’yı anlatmak, sahiplerinin tatlılığından bahsetmek ve çeşit çeşit kağıttan yaptıkları işlerini anlatmak istiyorum. Fakat olmuyor. Kapandım çeviri yapıyorum. Ve işte, bir yazımda freelance çalışmanın eksilerini artılarını yazmıştım ya, şu sıralar birazcık eksilerini yaşıyorum. Kışın sonu yine bahar diyerek kendimi avutmayı da ihmal etmiyorum.

Processed with VSCO with f2 preset

“Yapmam gerekenler” sarmışken dört bir yanımı, elbette dayanamadım ve uzun zamandır “yapmak istediğim” bir şeye başladım bu arada: seramik. Kadıköy’de oturduğum için bu civarda bir yer olmasını istiyordum seramik dersleri alacağım yerin. Araştırıp soruşturmama gerek kalmadan, tesadüfen buldum o yeri: Dodo Seramik Atölyesi. Çocukluğumdan beri lakabım olan Dodo’yu görünce zaten içim ısınıverdi buraya, yeri de Yeldeğirmeni’nde, birbirinden tatlı iki kadının atölyesi burası. Henüz bir ayı bile doldurmadım, tane tane ilerliyorum ve müthiş zevk alıyorum. Hafta boyunca iple çektiğim bir zaman oldu, yabancıların tabiriyle bu “me time” gelse de gözümü bilgisayardan azıcık ayırıp çamurlara gömülsem, ‘sucuk’ yapsam, üst üste yerleştirsem, orasını inceltsem, şuracığı biraz nemlendirsem, ellerim vıcık vıcık çamur olsa diye bekliyorum. Hocam Gizem hem teknik öğretiyor, hem sohbet ediyoruz arada, çoğu zaman da beni kendi halime bırakıyor, çocuklar gibi şen uğraşıp duruyorum.

image3.JPG

Sosyal medyadan mümkün olduğunca uzak kalıp, akıl sağlığımı korumaya çalıştığım şu günlerde verecek bir güzel haberim daha var. Sağ olsun diğer Mahmutlar da bol bol duyurmuşlardı, Avrasya Maratonu’nda ALİKEV için 10K koştum bu sene. Ve söylemekten büyük bir mutluluk duyuyorum ki, 30 küsur bağışçım sayesinde 5.100 TL topladım. Birkaç gün evvel ise Runatolia’ya kayıt yaptırdım. 5 Mart’ta Antalya’da 10K koşacağım, yine ALİKEV için. Ali İsmail Korkmaz’ın düşlediği özgür dünya için çalışmaya devam.

Processed with VSCO with f2 preset

İşte böyle Mahmutcuğum. Dilerim 2017 daha fazla yazdığım bir sene olur. Ben şimdi çevirdiğim romanın ana kahramanı Malory ile Roma’da ve Vatikan’da koşturmaya geri döneyim. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere, arrivederci.

Save

2 thoughts

  1. Sevgili Dodocuğumuz yazın resmen ‘coming soon’ tadında olmuş, vizyona girmesini sabırsızlıkla beklediğim bir filmi bekler gibi bekleyeceğim yazılarını (özellikle yoga ile ilgili olanı:P) <3

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s