Dizi önerisi: The Young Pope

mv5bztywndyyywytndhmoc00nmq0lwjmyjgtmdc0ntgzztyyzwjhxkeyxkfqcgdeqxvyndaymju2mtm-_v1_

Dizileri dizi oldukları için içimden küçümsesem de bunun demode bir yaklaşım olduğunun farkındayım. Diziler, senaryo, görsellik gibi yönlerden sinema filmlerinin önüne geçti. Sinema filmlerinin en önemli avantajı yönetmen ve oyuncularıydı ama son yapımlarda gördük ki meğer onlar da dizilere heves edermiş. Böyle olunca birkaç ay önce Paolo Sorrentino dizi çekiyormuş haberini ilk aldığımda “Ahh dizi mi?” diye gözlerimi devirmedim, göstere göstere sevindim. Başrolde Jude Law varmış dendiğinde zevkten dört köşeydim ve ne kadar haklıymışım.

Jude Law, yani Lenny Bellardo, “en genç” ve “ilk Amerikalı” sıfatlarıyla papa oluyor ve Pius XIII ismini alıyor. Alışılan papalardan farklı Pius XIII, Vatikan’ı şoka uğratan bir dini lider; makamında sigara içiyor, parmak arası terliklerle geziyor ve 10 bölümlük dizimizde olaylar gelişiyor.

Peki dizi deryasında The Young Pope’u neden izlemeliyim diye sorarsanız benim cevaplarım şöyle:

Yönetmeni Paolo Sorrentino. Sorrentino en başarılı genç yönetmenlerden, bunun bir sebebi, adını aynı cümlede anmazsak kültür sanat ortamlarından aforoz edilebiliriz, Fellini’yi anımsatan sinema dili. Her karesi estetik ve simgeleri de çok iyi kullanıyor. Dolayısıyla güzellik, daha çok güzellik, simetri, elegans The Young Pope’ta mevcut. Sorrentino’nun dünyasında Papa bile Jude Law, daha ne olsun.

Oyuncular. Sadece Jude Law ve Diane Keaton’dan bahsetmiyorum, Almodovar’ın gözbebeği Javier Camara, Ozon’un La Piscine’inden hatırlayacağınız Ludivine Seigner… Kısacası tüm oyunculuklar ders gibi ama müsaadenizle ben yine de en çok Jude Law’dan bahsetmek istiyorum. Çünkü o hep kendisinden bahsedilsin isteyen bir papa. Adını bile Mussolini yanlısı konzervatif Pius XII’nin devamı olmak arzusuyla Pius XIII olarak seçmiş. Bir papa olarak kilisede yapmak istediklerinden nefret edebilirsiniz ama bir yandan da uğraştığı çocukluk travmalarından dolayı ona sempati duyacaksınız. Bu arada Pius XIII’ün kıyafetlerinin gerçek Papa’nın kıyafetlerinden sorumlu Vatikan terzisi tarafından tasarlandığını da ekleyeyim.

the_young_pope_backstage

Bol bol Roma ve Vatikan. Dizi birbirinden güzel Roma sahneleriyle dolu ama yeri gelmişken söylemek gerek, aslında hiçbir bölüm Vatikan’da çekilmemiş. Sistine Şapeli de dahil olmak üzere her yer sıfırdan yaratılmış. Ama tabii ki Sorrentino faktöründen dolayı görsel kalitesi oldukça yüksek. “Ay yok bu set olamaz, vallahi de aynısı, sandalye bile aynı yerde!” diyebileceğiniz bir sürü detay olacak. Keşke setinde olsaydım ve arka planını da görseydim dediğim bir yapım. Kesin çok eğleniyorlar. Gerçi bunun için hala bir şansım olabilir çünkü dizi ikinci sezon onayını almış durumda. Bu da güzel haber.

Bundan sonrası spoiler, diziyi izlemediyseniz sizinle yolumuz şu anda ayrılıyor.

mv5bnzu2nzi4ngetyme4my00nddjlwi1nzmtnja3otuzodmyytu4l2ltywdll2ltywdlxkeyxkfqcgdeqxvymjm2ota5mjm-_v1_

Lenny Bellardo’nun en zayıf noktası kendisini çocukken terk edip Venedik’e giden anne ve babası. Kafasının içinde onlarla yeniden karşılaşıyor, nefret ediyor, seviyor, özlüyor, öfke duyuyor ve hatta onlarla ilgili çözemediği bu içsel çatışma, papalık görevini gerektiği gibi yapmasını bile engelliyor. Kendi babasızken tüm Katoliklerin babası olması muhteşem bir çelişki. Bu noktada akıl hocası Kardinal Michael Spencer’ın Bellardo’ya yani papaya söyledikleri anlamlı: Venedik’e gidip boş iki tabutu toprağa vermesini tavsiye ediyor. Çözemediğimiz ve çözemeyeceğimiz şeyler hayatımızı ele geçiriyorsa onları yok etmek gerektiğinin en yalın anlatımı. Etkilendiğim bir diğer sahne de Kardinal Michael Spencer’in ölümüyle hıçkırıklara boğulan Bellardo. 50 yaşındaki bir papayı değil, omuzlarını çekerek hıçkırarak ağlayan küçük bir çocuğu görüyoruz. Bu Bellardo’nun hayatındaki baba figürüne en yakın kişiyi kaybetmesinden kaynaklanıyor.

Zaten daha önce bu durumu kardeşi kadar yakın Kardinal Dussolier’e açıklarken de “Bir rahip asla yetişkin olamaz çünkü baba olamaz” diyor Bellardo. Kısacası onun varoluş bunalımlarında herkes kendine dair bir şeyler bulabilir.

Dizinin satirik bir dili var ve düşünmeye sevk ediyor, aynı anda dini, kurumları ve tanrıyı hem yüceltip hem de onlarla dalga geçiyor. Bellardo, kendisinin de söylediği gibi hem kötü hem de iyi. Hem tanrıya yürekten inanıyor ve hatta gerçekleştirdiği mucizelerle tanrıyla bir bağlantısı olduğunu gösteriyor, hem de tanrının varlığını sorguluyor. Bu yüzden bunalıma sürükleniyor. Ama tabii ki bu düşüncelerim sezon finaline, yani 10. bölüme kadar geçerliydi. Son bölümde biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. “Vatikan propagandası mı bu Sorrentino, sen de mi?” diye hüzünlendim. Bellardo’yu gerçekten mesih hadi hafif tabirle aziz yapmak gerekiyor muydu, Sorrentino bunu Napoli’deki yaşlı anacığını mutlu etmek için mi yaptı, kiliseden mi korktu, hiç bilemiyorum ama katolik kardeşlerimizin gözyaşlarına boğularak izlediklerini tahmin ediyorum. Umarım iyi bir sebebi vardır ve ikinci sezonda ne iyi düşünmüş diye yorum yapabiliriz.

Ve bu yazıyı Gülşen gibi bitirmek istiyorum, Papa Francis veya Jude Law da isterlerse  yazımıza yorum yapabilir, Konuk Mahmut olarak düşüncelerini paylaşabilirler.

mv5bmthkowm1yzytzdc2mc00nthhltkxmdetmjrmnge5ndcznwvlxkeyxkfqcgdeqxvymjc4mtazotm-_v1_

Jenerikte gördüğümüz, meteorun üstüne düşmesiye kendini yerde bulan Jean Paul II yani “La Nona Hora”, İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’a ait dünyada yankı uyandıran ve çok tartışılan bir enstalasyon.

Set görseli: radioliberatutti.it

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s