Metis Ajanda bir kez daha umudu bize emanet ediyor…

Metis Ajanda ilk olarak nerede, hangi vesileyle karşıma çıktı, hatırlamıyorum. Bu karşılaşmaya sebep olan biri var mıydı, ondan da emin değilim. Zira uzun zaman oldu. Sadece şunu söyleyebilirim ki aradan geçen bunca yıla rağmen Metis Ajanda’ya karşı duyduğum heyecan hiç eksilmedi. Her yeni yıla doğru çıkıp gelişini sabırsızlıkla beklerim hâlâ. Bir kere de olsun beni hayal kırklığına uğratmış değil, aksine her seferinde yine ne güzel düşünmüşler diye sevindiğim, bir parçası olmak için can attığım işler çıktı ortaya.

Bu minicik ajandanın kendisi kadar ona ulaşma süreci de güzeldi benim için. Uğruna ne İstiklal turları atmışlığım var. Bugün yerinde devasa bir KOTON mağazasının yer aldığı binada (evet, nefret ediyorum) çok değil kısa bir süre önce sevgili ADAKİTABEVİ bulunuyordu. Asmalımescit’ten yola çıktığım için de İlk seçeneğim hep Ada olurdu. Kasanın hemen yanında yer alırdı Metis. Ve bu, en kestirme buluşmaydı benim için.

Ada’da kalmamışsa hemen birkaç adımda soluğu biricik kitapçımız Robinson Crusoe’da alırdım. Nasılsa orada mutlaka bulurdum. Yılar yılı kendime ve sevdiklerime hep bir hediye olarak kabul etmemden mütevellit, Robinson’a geldim mi kasadaki arkadaşlara daha kolay nazım geçer, hediye paketi olabilir mi ricasında bulunurdum. (Biraz da bu sebepten galiba buradan daha bir mutlu ayrılırdım. Bildiğiniz üzere İstiklal’deki Robisson’a da birkaç yıl önce veda ettik.  Şimdi yerinde hangi meymenetsiz dükkân yer alıyor, aklımda kalmamış.)

Hani olur da Robinson’dan da elim boş döndüysem bir sonraki durağım Mephisto olurdu. Hava nasıl olursa olsun üşenmeyip ta oraya kadar yürürdüm. Bu uğurda Sıraselviler’deki Metis Yayınevi’ne kaç kez gittiğimi, Aslıhan Pasajı’nda geçmiş yıllara ait bazı ajandaları nasıl bulmaya çalıştığımı da bilirim. Hey gidi hey.

Uzun lafın kısası özenle hayatımda tutmaya çalıştığım birkaç küçük mutluluk kaynağımdan biri Metis Ajanda. Bu ajandaya bağlılığım çevremdekileri de benim kadar mutlu etti mi, yoksa şaşmayan yeni yıl sürprizim yüzünden adım sıkıcı Güler’e mi çıktı, bilmiyorum. Ben hep heyecanla edindim, her yenisini kitaplığımda diğerlerinin yanına eklerken yaşasın diye sevindim. Şimdi bakıyorum, 2005’ten 2017’ye minik bir koleksiyon oluşmuş. Kocaman bir yaşasın da bunun için! Hatırlatmak adına şuraya da ekleyeyim:

2005: Edebiyat / 2006: Doğa İçin Sorumluluk / 2007: Cadılar / 2008: Yaratıcı Direniş 2009: Hayvanlar ve İnsanlar / 2010: İllallah / 2011: Irkçılığa, Ayrımcılığa ve Nefret Suçlarına Karşı / 2012 : Olmayan Kelimeler / 2013: Ayvayı Yedik! / 2014: #Diren Direniş / 2015: Beni Siz Delirttiniz / 2016: Rüyanın Gör Dediği…  

Gördüğünüz gibi bu kısacık geriye dönüş, aslında şu 12 yılda başımızdan neler geçtiğinin de küçük bir özeti gibi. Türkiye şartlarında böylesi bir işin hiç sektirmeden bunca yıl yoluna devam etmesi bence bir çeşit mucize. Hele hele astarı yüzünden pahalıya gelecek şekilde içinde barındırdığı bir dolu emek, satış fiyatının çok çok üstündeyken. Biliyorsunuz çikolata fiyatına satılıyor Metis Ajanda. Bunda biz sevenlerinin (böyle kıymetli bir işi biz sevmeyecektik de ne yapacaktık) küçük de olsa bir payı varsa asıl başarı her şeye rağmen canla başla bu ajandayı her yıl önümüze koyanlara ve bu konudaki kararlılığını sürdüren Metis Yayınevi’ne aittir.

Üstelik de “İllallah” ettiren davalara rağmen. 2010 ajandasında yer alan “bizler inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı inanmama hakkına duyuyoruz” ifadeleri yüzünden “dini değerleri alenen aşağılama suçu” işlendiği iddiasıyla yargılandı Metis Ajanda. Bir sonraki yıl ise Nezih Kitabevi’nin gazabına uğradı. Gerekçe bu kez de Irkçılığa, Ayrımcılığa ve Nefret Suçlarına Karşı temasıyla çıkan 2011 ajandasındaki Atatürk’e ve milli değerlere aykırılıktı! Kitabevi üşenmemiş tüm bayilerinden Metis Ajanda’yı toplatmış, üstüne de övünerek  bunu kamuoyuna duyurmuştu… Bir düşünce özgürlüğü cenneti olan ülkemizde payına düşeni böylece almış oldu Metis Ajanda, aksini beklemek zaten haksızlık olurdu.

Neyse, geldik 2017’ye… Etrafımızdaki pek çok şeyin “buradan çıkış yok” diye bağırdığı şu günlerde Metis Ajanda ekibi sağolsun yine gönül telimizi titretecek bir iş koymuş ortaya. Daha sunuş yazısını okurken boğazımın düğümlendiğini itiraf etmeliyim…

İşin garibi bunca kötü şey oluyor, hayat durma noktasına geliyor falan, ama birileri bir köşede sessizce üretmeye, bunu yaparken de umudu mümkün kılmaya devam ediyor. Sanki onların durmak, pes etmek ya da hayata küsmek lüksü yokmuş gibi… Bugün bazı güzel şeyler hâlâ yerli yerindeyse, sanıyorum bu en çok da her koşulda sorumluluk ahlakını elden bırakmayanlar sayesindedir. Sizi bilmem ama ben kendi adıma onlara bir teşekkür borçluyum.

Son sözü, bu yıl bize “Hiçbir Yerden” başlığıyla seslenen Metis Ajanda’ya bırakıyorum ve ben müsaadenizle huzurlarınızdan ayrılıyorum. Çünkü sevgili Tomris’in de dediği gibi dostlar ajanda bekler. Bize emanet edildiği üzere umudu yeniden elden ele çoğaltmak gerek!

img_2316

“Filler tepişirken çimenler ezilirmiş… 

Ama çimen deyip geçmemeli. Tek tek cılız görünür belki; böğürüp duran, gövdelerini oradan oraya savuran dev yaratıklar ezip geçiveririz sanırlar; oysa yeryüzünün her yanını kaplayan, birlikteyken okyanus dalgaları gibi salınan, kolay yok edilemez bir türdür çimen.

Yersiz hissedersiniz bazen kendinizi, yersiz yurtsuz ve çaresiz. Sözünüzü duyan yoktur, sözünüzü koyacak yer yoktur. Kendi ülkenizde sürgün gibisinizdir, “kış ruhu” ele geçirmiştir sizi. “Aklımı henüz kaçırmadım, canımı şimdilik kurtardım,” deyip avunmaya çalışmak beyhudedir.

Madem böyle bir çağ düştü kaderimize, hüznümüzde boğulmak yerine birbirimizin hayallerinde bir ülke aramaya girişelim dedik, biz de. Yılların ötesindeki, kilometrelerin berisindeki hayalperest akılların peşine düştük. Dehşet de çıktı karşımıza hayret de. Günün zulmünün karanlığı geleceğe yansıdı, geçmiş mücadeleler çatlaklardan ışık sızdırdı. Terravenenum ve Terradulcium’da dolaştık, korkunun yanında umut zerreleri bulduk: Ajandayı hiçbir yerden getirdik.

Evet, dünya barbarlık belgeleriyle dolu; evet, donmuş ütopyalar tehlike taşır; ama günün dertlerini aşıp yeni imkânlara açılmak da ancak hayal kapısını açık tutmakla, aklın ümitsizliğine yüreğin ümidiyle yanıt vermekle mümkün. 

Hem Edip Cansever “Umudu dürt / Umutsuzluğu yatıştır,” diye vasiyet etmiş bize.

O halde gelin “cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var” arayalım bu yıl, ve yaşatalım bulduğumuzda.

Güzel bir yıl dileğiyle…”

8 thoughts

  1. canım güler, ellerine sağlık.
    bugün bazı güzel şeyler hâlâ yerli yerindeyse, bence de bu en çok her koşulda sorumluluk ahlakını elden bırakmayanlar sayesindedir.
    ne güzel demişsin.

    Liked by 1 kişi

      1. Seninki bende, Mahmut görüşmesinde hepinize elden vericem diye romantik triplere girmeseydim vaktinde sana gelirdi :( ama olsun, hep çantamda çünkü sürpriz buluşmalar ❤

        Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s