Maestro

Son baharın kendini iyiden iyiye hissettirdiği akşamlardan birinde, genç kadın işten çıkmış ve günün yorgunluğunu biraz olsun silmek için kendini ofisin giriş katındaki tuvaletine atmıştı. Hem birileriyle karşılaşma ihtimali daha düşüktü, hem de bu tuvaletteki ışık kusurları daha iyi gösteriyordu. Şık ama sade siyah çantasından, içinde yalnızca bir tane rujun, nemlendiricinin ve kapatıcının bulunduğu makyaj çantasını çıkardı. Yükünü ağırlaştırmak istemediği böyle günlerde, annesinin babaannesinden öğrendiği gibi allık olarak kullanabileceği renkte bir ruj taşıyordu. Böylece kendini çok solgun hissettiğinde, rujundan birkaç ufak dokunuş konusunda destek alabiliyordu. Tıpkı o gün gibi. Aceleyle rujunu sürdü, tüm gün sımsıkı toplamış olduğu saçlarını açtı ve kafasını öne doğru atıp kaldırdı. Gördüğü şeyden çok memnun olmamıştı, göz altlarına ve çıkmak için tam da gününü bulduğunu düşündüğü yanağındaki sivilcesinin üzerine kapatıcı sürdü. Rujdan allığını ise o an için sürmemeye karar verdi, çünkü önünde sıkışık bir metro seyahati ve koşturarak gideceği kısa bir mesafe vardı. O arada yanakları yeterince kızarabilirdi, fazla sıhhatli ve al yanaklı gözükmek istemiyordu.

Ofisten çıktı, insan seli içinde teması en aza indirmek için kulaklıklarını takıp eşarbını boynuna dolayarak kafasını göğsüne doğru çekti. Hızlı adımlarla metro istasyonuna yürümeye başladı. En son isteyeceği şey, onbeş dakikalık bu seyahati sırasında tanıdığı fakat samimi olmadığı biriyle karşılaşıp; içten olmayan konuşmalar yapmak zorunda kalmaktı. Ter kokusuna, topuksuz düz ayakkabılarının içindeki ayaklarının ezilmesine bile razıydı. Sadece kendine ayırdığı bu akşamı, saklı, gizli, güvenli ve mahrem tutmak istiyordu; hepsi bu. Şansına, seyahati beklediğinden daha güzel geçti. Bindiği vagon, iş çıkış saatinden beklenmeyecek kadar tenhaydı, tanıdık kimseyle karşılaşmadı ve ineceği durağa kadar bu şarkıyı birkaç kere dinleyebildi:

Şarkıyı dinlerken, ona anımsattığı sahne üzerinde düşünürken ineceği durağı kaçırmaktan son dakikada kurtuldu. Aslında bir sonraki durakta inse de aynı mesafeyi yürüyecekti ama 30’lu yaşlarında dikkat çeken bir kadının geçmek istemeyeceği yollardan geçmek günümüzde artık kolay göze alınabilecek risk değildi. Kendini trenden son anda attı, yürüyen merdivenlere yöneldi. Yürüyen merdivende önünde ya da arkasında rahatsızlık verecek birinin bulunma ihtimalini 15 metrelik mesafede gözüne kestirdiği verilerle değerlendirdi ve yürüyeceği yolu da düşündüğünde alınabilecek bir risk olduğuna karar verdi. Son yürüyen merdivenden yerin üstüne çıktığı anda yüzüne çarpan egzozla karışık serin hava, O’nu kendine getirdi. Siyah paltosunun kemerini sıkılaştırdı, çantasından siyah cloche şapkasını çıkardı ve hızlıca taktı. Sahi siyah olmayan hiçbir şeyi yoktu galiba, hakkındaki ve hayatındaki birçok şeyi temsil ediyordu bu.

6e59abb0707dca18357ab014ab8f7803

Yolda giderken çok acıktığını farketti. Bir kahve zincirinin mağazasına girip ufak bir sütlü kahveyle minik bir kek alarak yola devam etti. Kekin kırıntıları boynuna sardığı eşarbıyla paltosunun arasına girmişti. Parmağının ucunu diliyle ıslatıp kırıntıları topladı ve ağzına götürdü. Az sonra filarmoni orkestrasının açılış konserinin verildiği salona vardığında şarap içeceğini düşünerek rahatladı. Hoş, her geçen zamanda hükümetin alkollü içecekler üzerindeki vergi politikası; bütçesini genişletmeyen sponsor için daha kötü şarabın servis edilmesi demekti ama yine de o hafta içi daha kötü akşamları olmuştu.

Konser salonuna yürürken kafasında ertesi gün için alışveriş listesi yapmaya başladı. Peynir, baget ekmek, bir olgun avokado ve hardal alacaktı. Belki biraz da meyve, en son ne zaman meyve yediğini hatırlayamadı. Meyve sanki aşıkken yenilirmiş gibi hissetti. En son ne zaman aşık olduğunu da hatırlayamadı. Eskiden bunu düşünmek ona acı veriyordu, en son ne zaman bunun yokluğundan acı çektiği de hatırlayamadığı şeyler sepetine eklendi. Nişantaşı sokaklarında, mekanların tentelerinden sallanan ısıtıcılardan ara ara üzerine vuran sıcaklıktan hoşlanmayarak yürümeye devam etti. Bu ıstıcılar yüzünden, gün içinde bir başlayıp bir duran yağmur sonucu yerde birikmiş sular, kırmızı ve sarı renklerde parlıyor ve kadına kendini oynak taşlara basmaktan alıkoymasını hatırlatıyorlardı. Bunları düşünürken bir korna sesiyle irkildi. Tabii ki bir taksici ile bir özel araç sahibi tartışıyorlardı ve kendisi de geleceği yere varmıştı. Son derece şık giyinmiş, bir hayli yaşlı insan grubunu yavaş yürüdüklerini onlara hissettirmemeye çalışarak geçti. VIP kapısından içeri girmek üzere, dışarıda sigara içen kalabalığı yararak yürüdü. Kontrol noktasından geçerken, güvenlik görevlisiyle arasında sessiz bir anlaşma gerçekleşti. Ben cebimde telefonla geçmeyeyim, sen de bana nazik davran.

Artık içeride olduğuna göre şapkasını kafasından sıyırdı, parmaklarını saçlarının arasından geçirerek sol tarafa doğru ayırdı. Elinde tepsiyle gezen genç çocuktan bir kadeh şarap kaptı, sonra çarpık ağzıyla gülümseyerek “belki ikincisine de ihtiyacım olur” dedi ve ikinciyi de diğer eline aldı. O zamana kadar canını sıkan bir şeyler olduğunun farkında değildi, ama bunu farketmiş olması; şimdi düşüneceği anlamına gelmiyordu. Şaraplarını içerken, etrafı izlemeye başladı. Çok güzel kadınlar, yakışıklı adamlar, konservatuar öğrencileri her yerdeydi. Kadınlar orada bulunmanın tadını çıkartıyorlar, adamlar ise daha ziyade yanlarındaki güzel kadınlarla gurur duyuyorlardı. Konservatuar öğrencisi olduğu belli olan gençler ise, henüz gürültü yapmamayı öğrenememişler; yine de herkesin anlayışı ile karşı karşıya olmanın şansını sonuna kadar kullanıyorlardı. Bir de kim bilir belki yarım asırdır birlikte konsere gelen, ancak konserin sonunu uyumadan getirebileceklerinden çok da emin olunamayacak yaşlı çiftler vardı. Onlara bakınca kendi özensizliğinden utandı. “Hiç değilse küpe taksaydım” diye düşündü, “belki inci küpelerimi takabilirdim”. Bir arkadaşına sevgilisinin söylediği sözler geldi aklına: “Çünkü her kadının bir çift inci küpesi olmalı”. Bunları düşünürken, uzaktan birinin kendisine dikkatle baktığını hissetti. Dönüp o tarafa baktığında ise uzaklaşan bir frak gördü. Kim olduğu konusunda bir tahminde bulunabilirdi ama bir tahminden öteye gidemezdi, üstelik gerçekçi de değildi. Anonsu beklemeden yerine geçti, programı takip edebilmek için girişteki kitapçıklardan aldı. Daha önce onbinlerce insanın oturduğu koltuğa yerleşip bacaklarını sığdırmaya çalıştı. Konser başlayıncaya kadar orkestra şefiyle başlayan tanıtımı okumaya koyuldu. Gözleri satırlarda ilerlerken, yıllar sonra denk geldiği ve ona bu güzel yerden davetiye veren eski arkadaşının ismi gözüne çarptı. Her şeyi sakladığı gibi, bu kitapçığı da saklamaya karar verdi, belki köşesine el yazısıyla tarihi ve o güne dair minik bir kelimeyi not alırdı.

Ara verildiğinde, uyuyan insanları uyandırmadan tuvalete gitmek için zıplayarak koltukların arasından geçmeye çalıştı. En az kalabalık olan tuvaleti bulmak için gezerken; kulise çok yaklaştığını ve arkadaşının ismini vererek belki de içeriye bir göz atabileceğini düşündü, heyecanlandırdı. Sahnenin önü çok güzeldi ama onu asıl heyecanlandıran sahnenin arkasında olup bitenlerdi, sergilenen o tutku gerçekse; içeride yaşananları görmek çok güzel olabilirdi. Genellikle simsiyah giyindiği için, oradan oraya koşturan orkestra üyeleri arasında dikkat çekmeden içeriye kadar ilerleyebildi. O esnada, en az 20 sene önceki kadar duru güzelliğe sahip arkadaşını obuasını temizlerken gördü. Saçlarını atkuyruğu yapmıştı, gözlerinde kırmızı far vardı. Kafasını kaldırıp göz göze geldiklerinde, birbirlerini sanki ilk kez görüyorlarmış gibi durup uzun süre bakıştılar ve sonra sarıldılar. Senelerdir aynı şehirde yaşıyor olmalarına karşın; yaşadıkları ilişkiler, meslekleri ve eh işte hayatın akışı yüzünden sürekli yazışıyorlar ancak bir türlü görüşemiyorlardı. Tabii arayı kapatmak için o an hiç de uygun bir an değildi, konser çıkışında görüşmek üzere sözleştiler. Genç kadın arkadaşının alelacele enstrümanının başına gidişini izlerken, gülümseyerek ona doğru bakan biri tarafından izlendiğini farketti ama bu sefer bakmak istemedi. Fazlasıyla utandığı o anda ilgisini yöneltebileceği bir telefonu ya da çantası yoktu. Hızlı adımlarla ortamı terkederek yerine geçmek üzere yol aldı, zaten 2.perde başlamak üzereydi.

Salonun ışıkları karardı, sahne aydınlandı. O anda orkestra şefinin üzerindeki frak dikkatini çekti.

Devam edecek…

foto için: pinterest.com

Yazar: melahatbaykusolsam

hayata karşı çok ilgiliyim.

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s