Lozan’da bir gün

İsviçre dünyanın en zengin ve aynı zamanda en pahalı ülkelerinden biri olduğu için pek turist dostu bir ülkemiz sayılmaz ne yazık ki. Yarım litre suyun 3,5 CHF’ye satıldığı Lozan’da da gezgin hayallerimizi paramparça etmek yerine azıcık güneye İtalya’ya ya da birazcık doğuya Slovenya’ya gitmek çok daha bütçe dostu seçenekler olabilir. Yine de olur da iş gezisi, öğrencilik, olimpiyat komitesinde mühim bir görev almış olmak gibi sebeplerle bu ufak şehre yolunuz düşerse diye mini bir rehber hazırlamak istedik.

NEREDE KALIYORUZ?

Fransa – İsviçre sınırı olarak da görev yapan Leman gölünün kenarındak Lozan’a gelmek için en çok kullanılan seçenek tren. Cenevre Cointrin Havaalanı’ndan 28 CHF tutarındaki biletinizi alarak şehrin göbeğindeki Gar’a 35-40 dakikada ulaşıyorsunuz. Gar aynı zamanda ülkedeki tek metro olan (daha çok bir füniküler diyebileceğimiz) Lozan metrosunun da bir durağı. Şehri dikey olarak (sahilden tepeye doğru) kesen M2 hattının Lausanne-Flon durağı aynı zamanda yatayda devam eden M1 hattının da başlangıç istasyonu. Bu iki hat ile Lozan içinde gidilmeyecek neredeyse hiçbir yer yok.

img_7523
Leman gölü ve anlamsızca fotoğrafı işgal eden YOL.

Ne Lozan ne de diğer İsviçre şehirleri turistik amaçla gittiyseniz otelde kalınacak şehirler değil. İki gece oda kahvaltı konaklama 350-400 CHF civarında ve gerçekten bu kadar para vermenizi gerektirecek bir hizmetleri de yok. Bu yüzden Airbnb’den paylaşımlı ev ya da komple ev seçeneklerinin en mantıklı olduğu ülke İsviçre olabilir. Biz en son geçen haftaki seyahatimizde Perulu bir Fransızca öğretmenliği öğrencisinin evinde kaldık. Düşünsenize, hayatınızda kaç Perulu insan tanıma fırsatınız olabilir ki?

NE YİYORUZ?

Kalacak yerimizi seçtik, başımızı bir çatının altına soktuk. Peki ne yiyip ne içeceğiz? Tüm Orta Avrupa ülkelerinde ve İsviçre’nin genelinde olduğu gibi Lozan da lezzet konusunda pek parlak değil. En kuvvetli yönleri süt ve süt ürünleri, kısaca peynir. Özel bir akşam yemeği yemek isterseniz şehrin biraz dışında kalan ama 16 numaralı otobüs ile rahatça kapısının önüne kadar ulaşabileceğiniz Le Chalet Suisse fondü için müthiş bir seçenek. Geleneksel İsviçre mimarisinde, orta büyüklükte şalenin içindeki restoranda fondünün envai çeşidini seçebilirsiniz. Bazı dönemlerde canlı müzik de oluyormuş diye duyduk denk gelmesek de. Tabii günün sonunda peynir – ekmek yiyip yanında iki bardak şarap içmek için iki kişi 80 CHF vermiş olacaksınız bu da işin diğer yüzü. Ama değmiyor diyemem.

IMG_7697.JPG
Beliz’ciğimle Le Chalet Suisse’de bordo ruj ve fondü queyfi

Diğer bir seçeneğimiz ise Türkiye’deki contextinin oldukça dışına çıkan krep. Lozan’da krep anlayışı aslında biraz pizza gibi. Tuzlu çeşitleri de en az tatlı çeşitleri kadar zengin ve hatta daha da lezzetli. Peynirler, şarküteriler, baharatlar, otlar, aklınıza ne gelirse, kreple eşleşiyor ve önünüze geliyor. Ouchy’deki Crepery d’Ouchy gluten içermeyen krepleriyle gönlümüzü çalmayı başardı. Porsiyonlar kocaman olduğu için tatlı krebe yerimiz kalmadı ama gelenek bu şekilde olsa gerek ki servislerimizi aldıktan sonra şüphe etmeksizin menüyü bir kez daha getirdiler masamıza. Ailenizin Tahtakale esnafı yine fiyatları vermeden geçmeyecek tabii ki. Bir tuzlu krep tabağı ortalama 20-22 CHF arasında değişiyor.

dsc00135_1482242539765
Italian ünvanlı krebimiz.

Çikolataya da değinmeden geçmek olmaz, Lozan Katedrali’ne doğru çıkan merdivenlerde (Escaliers du Marché olarak haritadan bakınız) hemen basamakların solunda kalan Le Barbare şehirdeki en iyi en rustik sıcak çikolatayı yapan mekan. Dışından bakınca eski moda, karanlık bir pub görüntüsü verse de içerisi Harry Potter ekibinin Kaymakbirası içmeye gittiği Üç Süpürge gibi sıkış tıkış ve çok şeker bir yer. Şeker komasında ısrarcı olanlar için üzerine krem şanti de sıkılabilen ve puding kıvamındaki nefis sıcak çikolata sadece 5 CHF!

IMG_7682.JPG
Havanın buz gibi olmadığı zamanlarda bu bahçede masalar olduğunu tahmin ediyorum

NERELERİ GEZİYORUZ?

Lozan’ın tamamı yüzölçümü olarak Kadıköy’den hallice. Ancak yokuş yukarı giden bir şehir olduğu için bir günde her yeri gezebileceğinizi gönül rahatlığıyla iddia edemiyorum. Ouchy bölgesi, marina ve Olimpiyat Müzesi yarım gününüzü alabilir mesela.

Olimpiyat Müzesi

Ouchy’de göle karşı dev bir müze burası. Ben de gittiğimde öğrendim, Lozan dünyanın Olimpiyat başkenti imiş. Bizim katılmak için Lozan’da bulunduğumuz şirket toplantımız da müzenin toplantı salonunda düzenlendiği için toplam 3 günümüzü burada geçirdik. Müzenin ara giriş kapısında yüksek atlama dünya rekorunu gösteren atlama çubuğu (?) bulunuyor. İnsan azminin çıkabileceği noktayı daha net bir örnekle gösteremezlermiş. İnsanın vücudundan başka bir ekipman kullanmadan üstünden aşabildiği 240 santimetreyi önümde görünce çıkmadığım bütün koşular, yarım bıraktığım tüm spor salonu üyelikleri azap gibi üzerime çöktü.

1894 yılında Fransız Baron de Coubertin beyefendi antik Yunan geleneği olimpiyatları yeniden hayata geçirmeye karar vermiş ve bu konuda başarılı olabilmek için varını yoğunu ortaya koymuş. Olimpiyatların meşhur halkalardan oluşan sembolünün de yaratıcısı olan Coubertin kendisi de bir eskrimciymiş zaten.

Müzenin giriş katında Coubertin’in hayatı, antik Yunan dönemindeki oyunlara dair detaylar, oyunların tarihçesine kapsamlı bir şekilde anlatılıyor.

Müzenin 1. ve 2. katlarında ise oyunlara ve sporculara dair yüzlerce detay var. Gerçekten olimpiyat ruhu o kadar güzel yansıtılmış ve müze o kadar interaktif olarak tasarlanmış ki sporla ya da olimpiyat oyunlarıyla hiç ilginiz olmasa bile hayran kalmamak elde değil.

Ayrıca koskocaman bir bahçe var, burada da çok meşhur hiç sönmeyen olimpiyat ateşini, olimpiyatlar ve spor temalı onlarca müthiş heykeli ve yıllardır olimpiyat oyunlarında çekilmiş en güzel fotoğrafları görebilirsiniz.

Zaten 1993’te açılan müze 1995’te Avrupa’da yılın müzesi seçilmiş, Lozan’ın da en büyük turistik ilgi noktalarından birisi. Yılda 250.000 ziyaretçi alıyormuş. Toplam 18 kişinin falan yaşadığı Lozan için gerçekten akıl almaz bir insan çeşitliliği demek bu.

Biz toplantımız sebebiyle armağan edilen davetiye ile gezdik müzeyi ama giriş ücreti hatırladığım kadarıyla 18 CHF gibi bir şeydi. Tabii öğrenciler ve 65 yaş üstü bireyler için indirimler söz konusu.

img_7577
Girişin böyle düzayak görünmesine kanmayın, onlaaaarca merdiven çıkmak gerekiyor.
img_7580
1960 Roma Olimpiyatları’ndan
img_7584
Gabor Mihaly’nin Cyclistes heykeli müze bahçesindeki onlarca harika heykelden sadece biri
img_7590
THE olimpiyat ateşi
img_7606
Coubertin beyin eskrim portresi
img_7614
Olimpiyat bayrağının büyüklüğünün anlaşılması için fotoğrafımıza modellik yapan Beliz’e teşekkürlerle.
img_7627
Olimpiyat meşaleleri

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Payot Kitabevi

Ana dili Fransızca olan ülkede ne kitabevi gezmesinden bahsediyorsun diyebilirsiniz. Demeyin. Payot Rue du Grand-Port’ta koskocaman iki katlı bir kitap mağazası. İngilizce kitaplar bölümü de oldukça geniş. Hele seyahat kitapları bölümü tek başına ortalama bir kitapçı boyutunda. Örneğin dünya üzerinde, 5 farklı kıtada en ilginç tuvaletlerle ilgili bir kitap bulabiliyorsunuz. Ama en kalpleri eriten özelliği ise nerdeyse tüm kitaplara el yazması yorumlar bırakan çalışanları olması.

Fransızca kitaplar için Fransızca, İngilizceler için ise İngilizce notlar yazarak kitap seçiminize katkıda bulunuyorlar.

img_7569
İnşallah bok gibi kitap sakın almayın yazmıyordur :(
IMG_7765.JPG
Tabii ki boş geçmedim.
img_7570
Bu kitabı okuyacak olan Lozan’lılardan şimdiden özür diliyorum :(

Rue Centrale caddesi ve Pont Bessiéres & Riponne bölgesi

Her şehirde olan alışveriş caddesi tabii ki Lozan’da da var. Aklınıza gelecek her markayı burada bulabilirsiniz. Açıkçası pek fazla mağaza gezdiğimi söyleyemem fakat özellikle çaysever dostlarımız caddedeki Kusmi’yi kaçırmasın.

img_7571

img_7686

Uçak biletlerinizi ve konaklamanızı karşılayan bir iş gezisi için gittiyseniz Lozan (özellikle de Noel döneminde) harika bir gezi noktası olabiliyor. Ama onun dışında Avrupa’da gidilebilecek onlarca güzel şehir varken ne işimiz var burada derseniz siz de haklısınız. Niye bu kadar eziklendim Lozan yüzünden onu anlamadım yalnız. Neredeyse özür dileyeceğim. Medeniyetin başkenti ayol koca İsviçre, CERN bile burada daha ne olsun.

Tek derdimizin hangi şehre seyahat etsek olacağı günler dilerim. Sağlıcakla.

NOT: Tüm fotoğrafları emektar telefonum ve ben çektik. Fondü ve krep fotoğrafları ise Gidesim Var blogu yazarı, canım dostum Beliz’e ait.

3 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s