Neden bize bir şey olur?

Bu yazıyı yazmaya başladığımda 2016’da 16 terör saldırı olmuştu. Daha bitiremeden 17 oldu. Derken yılbaşı eklendi. O da yetmedi İzmir’in haberi geldi. Üstelik bu sayıya Ankara ve Suruç dahil bile değil. Sene boyunca seyreylediğimiz bin bir türlü haksızlık, hukuksuzluk, tutuklanmalar, suikastlar da ayrı bir dipsiz kuyu. Her seferinde dehşete düşüyor, üzüntüden kahroluyor, bir şeyler yapmak istiyor ama ertesi sabah uyanıp işe gidiyoruz. İlk gün hayata küfredip, yaptığımız işin boşluğunu sorguluyor, kalabalık yerlere girmekten çekiniyor sonra bir şekilde normal hayatımızı yaşamaya devam ediyoruz. Sanki bütün bunları sadece 2016’da her ay ortalama 1.5 kez yapmamışız gibi insan hayret ediyor, nasıl oluyor da bu normale dönüş gerçekleşebiliyor?

Bu kadar karmaşık bir meseleyi tek bir eğilimle açıklamak mümkün olmasa da bir tanesi birkaç adım öne çıkıyor: İyimserlik sapması. Diğer adıyla “Bana/bize bir şey olmaz” sapması. Resmi belgelerde iyimserlik sapması gelecekte başımıza iyi şeyler gelme ihtimalini yüksek, kötü şeyler gelme ihtimalini ise düşük değerlendirmemiz olarak geçiyor. Yani geleceğimizi gerçekçi olmayan bir iyimserlikle hayal edip, bugünü de ona göre yaşıyoruz çünkü nasıl olsa bize bir şey olmayacak.

Böyle yazınca durum o kadar kötü değilmiş, safça bir iyimserlik söz konusuymuş gibi gözükse de kazın ayağı hiç de öyle değil. Çünkü bu sapma sayesinde bize bir şey olmayacağından dolayı hiç patlamayacakmışızcasına yaşamaya devam edebiliyor, kanserden korkmadan püfür püfür sigaraları içebiliyor, korunmadan sevişebiliyoruz. Atın ölümü arpadan olsun da buraya dahil.

Üstelik bu kadarıyla da kalmıyor, daha ileri de gidiyoruz. Geleceğe dair inançlarımızı, hayallerimizi ancak karşımıza çıkan veriler bizim düşündüğümüzden daha iyi bir tablo çiziyorsa güncelliyoruz. Aksi takdirde görmüyoruz, anlamaza yatıyoruz oluyor bitiyor. Somut bir örnek üzerinden, rakamlarla konuşmak gerekirse olaylar şu şekilde gelişiyor. Sharot ve arkadaşları, araştırmalarına katılan kişilere, kansere yakalanma ihtimallerini ne kadar gördüklerini soruyorlar. Daha sonra da gerçek kansere yakanlanma ihtimalleri olan %30’u açıklıyor ve bu veri doğrultusunda kendi kansere yakalanma oranlarında bir güncellemeye gidip gitmediklerine bakıyorlar. Kansere yakanlanma ihtimalini %30’dan daha yüksek gören katılımcılar, bu yeni veriyi hemen benimsiyor ve tahminlerini seve seve güncelliyorlar. Ancak kendilerine %30’un altında bir oranda kanseri yakıştıran katılımcılar, gerçek veriyle hiç ilgilenmiyorlar, ilk tahminlerine sıkı sıkı tutunmaya devam ediyorlar. “Siz kaç derseniz deyin benim kansere yakalanma ihtimalim daha düşük”te kararlılar. İşte böylece kanserden korunma kalkanlarımızı da aktive etmiş oluyoruz. Bu meselenin bir benzerini onaylama sapmasında da görmüştük. Böylece artık hem her zaman haklıyız hem de bize bir şey olmuyor. Neyse ki.

Biliyorum, iyimserlik de bir zamanlar iyi bir şeydi ama işte her şey dozunda güzel. Optimum seviyede iyimserliğin stresi ve endişeyi azaltarak, gerek fiziksel gerek psikolojik sağlığa katkı sağladığı su götürmez bir gerçek. Ancak aksi yöndeki verilere rağmen iyimserliği elden bırakmamak, durumu şöyle bir gözden geçirmemek de son derece teknolojik donanıma sahip bir beyne edilmiş küfür gibi. Kumar tutkunları da aşırı iyimser ama onlara madalya takmıyoruz, değil mi?

Üstelik beynimiz de bu oyuna alet olmaktan geri kalmıyor. Inferior frontal gyrus (beynin alt ön kıvrımı), inanç ve düşüncelerin güncellenmesinde oldukça önemli bir bölge. Özellikle sol inferior frontal gyrus bu güncellemeyi (ya da güncellememeyi) yanlı bir şekilde yapmamızdan sorumlu. Sharot ve arkadaşları, transcranial magnetic stimulation (TMS) uygulayarak beynin bu bölgesinin çalışmasını baskıladıklarında, deneklerin işlerine gelmeyen verileri görmezden gelme eğilimlerinde de anlamlı bir azalma görülüyor. Evet, bilim bazen gerçekten sihir gibi bir şey ve evet, hepimizin sürekli olarak kafasına TMS takılı gezmesi gerekiyor belki de.

Yetmiyor, gelecekte yaşayacaklarımızın, geçmişte yaşadıklarımızdan daha olumlu olacağını da düşünüyoruz. Aşık olacağız ve o öncekilerden daha güzel olacak. Ödül kazanacağız ve o daha önce kazandıklarımızdan daha büyük olacak. Kimsenin hakkını yemek istemem, gelecekte sevimsiz birtakım olayların da yaşanabileceğini tamamen de görmezden gelmiyoruz. Gelmiyoruz gelmemesine *ama* bu sevimsizliklerin çok – uzatarak yazmayı sevmem ama başka türlü nasıl anlatabilirim bilemiyorum çünkü – çooook uzakta yaşanabileceğini düşünüyoruz. Hm, evet İstanbul’da bir büyük deprem olacak *ama* biz görmeyiz herhalde, önlem almaya gerek yok. Evet, terör var *ama* hep vardı, biz geçmişte neler gördük, daha kötüsü olacak değil ya. Bizim terörden etkilenmemiz için onun, bunun, şunun olması lazım ki zaten onlar da mümkün değil olamaz. Cehenneme hoşgeldiniz, başkenti ve en büyük havalimanı bile patlatılmış bir ülkeden bildiriyorum.

Eksen kayması burada da son bulmuyor. Başımıza gelme potansiyeli olan negatif olayları zihnimizde canlandırmamız istendiğinde kendimizi bu olayları birebir yaşayan kişi olarak değil de dışarıdan izleyen kişi olarak canlandırıyoruz. Hayallerimizde bile kendimizi gözümüzden dahi sakınmamız secret kaynaklı olsa gerek. Öyle bir inkar ki öyle böyle değil. Üstelik de iyimserlik sapmasının sadece biz ve “biz”e dair kişiler için geçerli olduğunu düşünüyoruz. Bizim ve bizden saydıklarımızın geleceğine güzellikler döşerken; bizden olmayanların geleceklerini pek de parlak görmüyoruz. Bizce gelecekte bize kötü bir şey olmaz ama siz her kimseniz başınıza hoş olmayan şeyler gelebilir. Çünkü neden? Hayat, tüh. Tanıdık geldi mi?

Neden peki, neden böyle? İşte, çünkü evrim. Biyolog Varki’ye göre iyimserlik, beynimizin geleceği hayal edebilme kabiliyeti kazanmasının doğal bir sonucu olarak evrilmiş. Gerçekçi bir gözle baktığımızda gelecekte başka hiçbir kötülük olmasa bile geleceğin; yaşlılığın, fiziksel ve zihinsel zayıflıkların ve kayıpların mekanı olduğu kesin. Bunun bilincinde olmak da biraz sarsıcı, hatta oldukça yıkıcı. Bu düşünceyle başa çıkabilmek ve gündelik hayatımıza devam edebilmek için de evrim bize iyimserlik sapmasını hediye etmiş. Tabii bu arada evrimin gözünde gündelik aktivite = hayatta kalmak ve üremek.

Tamam ama ortada çok temel bir problem var: biz, artık hayatta kalamıyoruz. Var oluşumuzun yegane görevini yerine getiremiyoruz. Bazen teker teker, bazen gruplar halinde bize bir şeyler oluyor ve ölüyoruz. Bu durumda hala daha neyin iyimserliğinden bahsediyoruz?  Ayrıca evrimin bize dayattığı her şeyi yapıyor muyuz ki de iyimserlik sapmasının seve seve kurbanı oluyoruz? Hani nerede evrimin sizden istediği onca çocuk?

Eğer kendi hayatımla ilgili herhangi bir konuda “atın ölümü arpadan olsun” diyeceksem de o arpayı kendim seçmek istiyorum. Sigara içmeyi, kanser olma ihtimalini gözüm görmeyecek kadar çok mu seviyorum? O zaman 3 gün yaşayacaksam sigara içe içe yaşayacağım, kime ne? Ama kimin savaşı ya da davası olduğunu bile bilmediğim, başkasının arpa tarlası uğruna ne kurban olmayı istiyorum ne de herhangi birini kurban vermeyi. Sadece 7 Haziran 2015’ten beri kaybettiğimiz 593 sivil, 538 asker, 303 polise rağmen artık “bize bir şey olmaz” diyemeyeceğim. Demeyelim çünkü bize, size, hepimize bir şey oldu, oluyor ve maalesef olacak da.

İyimserlik sapmasının kurbanı olmadığımız ama da iyimserliğin de böylesine ayağımızda pranga olmadığı seneleri görmek üzere.

Referanslar:

Sharot, T., Kanai, R., Marston, D., Korn, C.W., Rees, G., & Dolan, R.J. (2012) Selectively altering belief formation in the human brain. PNAS, 109(42), 17058-17062.

Sharot, T., Korn, C.W., & Dolan, R.J. (2011). How unrealistic optimism is maintained in the face of reality. Nature Neuroscience, 14(11), 1475-1479.

Sharot, T., Riccardi, A.M., Raio, C.M., & Phelp, E.A. (2007). Neural mechanisms mediating  optimism bias. Nature, 450, 102-105.

Varki, A. (2009) Human uniqueness and the denial of death. Nature, 460, 684.

Yazar: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

2 thoughts

  1. optimism bias moral olarak çökmemizi engelleyen ve kafayı yemememiz için gereken bir sistem. ancak bunun yanında sadece bizim görüşlerimizi destekleyen şeylere dikkat etmemize neden olan confirmation bias’ı da değerlendirmek gerekiyor. etrafımızdaki gerçekler eğer artık confirmation bias’a hizmet edemiyorsa o zaman kişi optimism bias’ını biraz gözden geçirilebilir. evrimsel olarak “geleceğe ümitle bakmak” ve “kendimizi kayırmak” üzere programlanmışız. hayatımızı sürdürmeye bir neden bulmak için bu şekilde düşünmeye mecburuz. hindsight bias’ımızın çalıştığı, bol tedbirli, başımıza bir şeyin gelmediği ve sağlıklı bir sene olur umarım.

    Liked by 1 kişi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s