Neden her kadının mutlaka “bizim kızlar”ı vardır?

Aslı Erdoğan’ın dünyanın en ironik sebebiyle tutuklanması kadar, hapiste geçen 136 gününün detayları da bol bol içimi ezdi. Ancak röportajı okurken hayran kaldığım bir şey de vardı: Aslı Erdoğan’ın koğuş arkadaşları kadınlar. Gözleri gibi baktıkları çiçekleri bile ellerinden alınan, yenisini dikseler onun da alınacağını bile bile inatla çayın deminden toprak yapan, tohum bulup eken, büyüten kadınlar. İntihar etmek isteyen Aslı Erdoğan’ı sarıp sarmalayan, onu hayata bağlayan kadınlar. Yemek yapmaları yasak olduğu için eski bozuk bir semaverin içinde tüm yaratıcılıklarını kullanarak koğuş yemeklerini yeniden yorumlayıp, harikalar yaratan kadınlar. Hayatı boyunca yalnız olmayı seçmiş bir kadına bile “bizim kızlar” dedirtmeyi başarmış kadınlar. Vazgeçmeyen, pes etmeyenler.

Farklı dünya görüşüne sahip insanların bırakın ortak bir hedef için bir arada çalışmasını, aynı odada bulunmaları bile genellikle kavgasız gürültüsüz olamıyorken, nasıl oluyor da bu kadar kadın uyum içinde çalışabiliyor, birlikte hayata tutunabiliyor? Olabiliyor, çünkü bu, kadınların binlerce yıldır üzerinde ihtisas yaptıkları bir mesele. Olabiliyor, işte çünkü evrim.

Kadınlar, bundan yaklaşık 150.000 yıl önce Afrika bozkırlarında yaşarken hayat şartları tabii ki bugünkü gibi değildi. Çocuklarının hayatta kalabilmesi için eşleriyle adil bir iş bölümü içindeydiler. Erkekler, ailenin yoğun protein ve yağ ihtiyacını karşılayabilmek için avlanmaya gidiyor, bazen günlerce gelmiyorlardı. Kadınlarsa, mağaralarında çocuklarıyla kalıyor, onların bakımıyla ilgileniyor, çok da uzaklaşmadan ortalıktan sebze-meyve topluyorlardı. Haliyle erkeklerin yokluğunda kadınlar birbirlerine iyice yanaşıyor, çetin bozkır koşullarında hayatta kalmanın yollarını topluca arıyorlardı. Mesela biri  başka bir şeyle ilgilenirken ya da yiyecek bir şeyler toplarken, bir diğeri onun çocuğuna bakıyordu. İşte böyle böyle kadınlar, el emeği, göz nuru ördükleri sosyal ağlarla birbirlerine bağlandılar. Birbirlerinin destekçisi, jokeri oldular.

Hemcinsler arasındaki bu müthiş dayanışma kadınların üretkenliğini arttırdığı gibi onları son derece sosyal yaratıklar da yaptı. Aşırı sosyallaşme fazla konuşmayı ve “gerekli yerlerde gıybet yapabilme hakkı”nı da beraberinde getirmiş olabilir. Gelişen sosyallikleri sayesinde kadınlar, zamanla erkeklere karşı büyük bir üstünlük de elde ettiler: karmaşık toplumsal ilişkileri uzlaşma sağlayarak yürütmek, yürütebilmek. Gerek babalarla, çocuklar arasındaki arabuluculuk görevi olsun; gerek tatlı dille yılanı deliğinden çıkarmak olsun; gerekse yüzdeki gülümsemeye eşlik eden gözlerdeki donuk ifade ve alt metindeki tıslamalarla gerekli mesajları karşı tarafa kibarca iletmek olsun hep buralara dahil. İşte bu yüzdendir ki kadınlar, hedeflerine doğru tatlı tatlı, uzlaşa uzlaşa, sindire sindire gitmeyi bir ata sporu olarak biliyor, yılmıyor, küsmüyorlar. En önemlisi de birbirlerinden vazgeçmiyorlar.

Tıpkı 60’ların sonunda Ford fabrikasında, erkeklerin arasında çalışan bir avuç kadının eşit haklar için greve gittiği Made in Dagenham’da Rita’nın kendisine sorulan “İstediklerinizi alamazsanız, bununla nasıl başa çıkacaksınız?” sorusuna verdiği cevap gibi. “Nasıl mı başa çıkarız? Biz kadınız! Aptalca sorular sormayın lütfen!” Haklı da çıkıyorlar.

Kadınların, hayatla başa çıkmasında böylesine etkili olan sosyallik, birlik ve beraberlik sadece sözde kalmıyor, beyinde de karşılık buluyor. Homo Sapiens olarak yegane alamet-i farikamız, bizi diğer tüm hayvanlardan ayıran, sosyalliğimizin kaynağı, beynimizin dış kıvrımlı yüzeyi neokorteks kadınlarla yakından ilişkili. Fareler üzerinde yapılan deneyler, neokorteksin annelerin kromozomları üzerinden taşındığını gösteriyor. Farklı primat türleriyle yapılan araştırmalar ise bir gruptaki neokorteks büyüklüğünün gruptaki kadın sayısı ile ilintili olduğunu gösteriyor. Grupta ne kadar fazla kadın varsa, neokorteks boyutu da sosyallik kapasitesi ile birlikte o kadar büyüyor.

Hal böyleyken aslında biz kadınlar çok şanslıyız. Yanımızda bizi koruyan, kollayan jokerlerimiz, hemcinslerimiz var. Başımız sıkıştığında, canımız sıkıldığında, bir şeye ihtiyaç duyduğumuzda “bizim kızlar” iki elleri kanda da olsa yanımızdalar. O zaman Mahmutters, bu kadehimi, yanındaki her tökezlediğinde ona elini uzatan, maraton koşucusu hemcinslerime kaldırıyorum. Stamina’mız bol, Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun.

Referans:

Dunbar, R. (2010) How many friends does one person need? Dunbar’s number and other evolutionary quirks. Cambridge: Harvard University Press.

 

 

Author: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s