“Masayı yine hazırlayacağım”

Yıllar yıllar önce, Bostancı’daki odamdan sonra en sevdiğim yer olan Caddebostan’da, çimlerde bağdaş kurmuş halde, en kötü, en üzgün şarkıları dinlerken bile kafamdan geçen şuydu: “Daha yapılacak çok şey var.” 

O andan, şu an hissettiğim  “Aaa hayat kaçtı gitti.” noktasına ne ara ulaştım bilmiyorum. Bir kara delik gibi, bir şuursuz zaman sanki iki noktanın arası. Bir an oldu, çevremdeki herkes annemizin babamızın yaptığı şeyleri yapmaya başladı. Evlendiler, çocuk yaptılar, mutlu olduklarını gösterdiler, evlerine arkadaşları geldi, en güzel tabakları çıkardılar, en sağlıklı ama çok da lezzetli şeyleri yediler, biraz daha çalışıp biraz daha kulak doyuran bir ünvana sahip oldular, arabalarını değiştirdiler, en yeni, en popüler mekanlara gittiler. Güzel şeyler bunlar, insanı bir sonraki adıma iten şeylerin olması güzeldir herhalde. Ama ne ara yaptılar, işte onu bilmiyorum. Kafam ona takıldı benim.

Her kendime hakim olduğum anda hayalim; sevdiklerimle kocaman bir masanın etrafında oturup, en tatlı kahkahaları atıp, en -kendimce özenerek pişirdiğim- güzel yemeği mideye gömüp, bir şarap şişesi daha açıp, o esnada biraz da esen rüzgara teslim olup sakin sakin durmaktı. Ve o hayalde çocuk yoktu, çocuklar da… (Doğurdunuz abi! Ne yapayım?) Hayalim hâlâ aynı, aradan yıllar geçmesine rağmen. Ya ben vizyonsuz eşeğin tekiyim, ya da hayat umduğumuzdan hızlı ilerliyor. Bir insanın 19 yaşındaki hayali ile 34 yaşındaki hayali aynı olmamalı. Değil mi?

Olayı ben ve benim gibi olmayanlar ayrımına getirmek istemiyorum ama daha nazik bir şekilde ifade etmeye çalışayım. Bazılarımız, olması gerekeni inatla yapmadı, bazılarımız ise o yola girip, en güvenli şekilde atması gereken adımları attı. O adımları atanların daha güvende olduğunu belli bir döneme kadar asla düşünmüyordum. Onlar benim için yapması gerekeni yapan sıkıcı insanlardı, ben hayalimdeki o masanın menüsünü düşünüyor, o yemeği yerken ne giyeceğime karar vermeye çalışıyordum. Kristal kadehleri tabağın sağ üst noktasına koymak özen gerektiren bi işti, ben o iş için hazırdım. Ve gerçekten çok tatlıydım; çünkü farklı bir şey yapmak bana güven veriyordu. Şimdi aynı fikirde değilim; bi ev almadığım, iki gözü bir ağzı bir burnu olan tatlı bir bebeye sahip olmadığım, aldığım arabanın motor vergisini düşünmediğim için biraz garip hissediyorum. Hissetmemem lazım biliyorum ama önüne geçemiyorum.

10 yıldır İstanbul’da, kendimi eğittiğim, büyüdüğüm, kişiliğimi bulduğum şehirde değilim. 10 yıl öncesinin şehrinde, arkadaşlarım da aynı yerde değiller. Kimisi benim gibi gitti, kimisi kaldı ama çehresini değiştirdi, İstanbul zaten delice başka bir hale büründü. Her gittiğimde, yeni bir 28 katlı bina görüyorum, yıllarca oturduğumuz apartmanda altıncı katta oturan halam Aydos Ormanı FitiFiti Sitesi’ne taşınmış öğreniyorum. Ben bir orada bir burada hayat kurmaya çalışırken, bazı, en bilinmesi, en yapılması gereken şeyleri yapmadım sanırım. Ben hâlâ o masanın hayalini kuruyorum çünkü. Bir ara, uzağında olduğum ama çok özlediğim herkes gelecek, onlarla ben buluşacağım zannediyorum. O kocaman masada duran kaç şişe şarap olacak, düşünüyorum, sayamayacağım kadar olur diye düşünüp seviniyorum. Dört kasa mı alsam mesela? İçilir çünkü…

Oysa o masanın etrafında düşündüğüm birçok insan bugün bana birçok -haklı- bahaneyle “gelemiyoruz.” diyecek. Aldıkları evin sitesinde apartman toplantısı, yavrularının bale dersi, iş için gitmeleri gereken bir TEDx toplantısı, yeni mutfakları için görüşmeleri gereken iç mimar olacak.

Zamanla, o benim aşkla hevesle, sonsuz bir istekle hayalini kurduğum o masaya kimse oturmayacak. Ben oturup tek başıma o yemeği yiyeceğim, masadaki sayamadığım  kadar şişe şarap beni yeterince sarhoş edecek. Ama çok da kötü değil; belli ki, onlar da kötü hissetmeyecek, ben de. Hepimiz özlediğimiz, özendiğimiz, kıskandığımız, gurur duyduğumuz şeylerle hayata devam edeceğiz.

Ben masayı yine hazırlayacağım ama. Haberiniz olsun.

FullSizeRender

♦♦♦♦♦♦♦♦♦♦♦♦♦♦♦♦

Not: Ozan masayı hazırladı. “Gelemiyoruz” diyen insanların yerine masanın etrafını biz çevirdik. Atina, teras, gün batımı, kristal kadehler ve şarapla birlikte unutamayacağımız bir akşamdı. Ozan harika bir ev sahibi, yemekten sonra birlikte Atina’nın en orijinal diskosuna gittik. Disco Boom Boom, aklınızda olsun. O masayı yine hazırlasın, biz hep geliriz.

Sevgilerimizle,

Tüm Mahmutlar adına Berna-Derya-Gülşen-Melis-Sıla-Zeynep

15 thoughts

  1. Hep derim ki hayatının zamanlamasına güveneceksin, bilmeden yaptığın tercihler için bile bir bildiğin vardır senin.
    Bir gün o masalardan birinde olmayı çık isterim.

    Liked by 1 kişi

      1. <3 Suyun öte yanina sevgiler, Olafur Arnalds dinleyip hiç gitmediğim İsveç'i, hiç görmediğim seni özlüyorum. Bu da böyle bir Cuma olsun.

        Liked by 1 kişi

  2. son zamanlarda daha sık “acaba beceremedim mi ben bu hayatı yaşamayı” diye düşünür oldum. bilmem kaçıncı yaş sendromu da olabilir, ama yazını okuyunca kaygım hafifledi. ne güzel ifade etmişsin… o masa benim de hayallerimi süslüyor.

    Beğen

    1. “onlar becerdi biz beceremedik.” demek istemedim zaten. bence herkes eninde sonunda istediğini yapıyor zaten. ama bi ara bi telaşlanıp korkuyoruz, buna gerek yok. demek istediğim bu.

      Beğen

      1. “acaba beceremedim mi” cümlesi benim korkumun ifadesiydi Ozan, seni tabii ki anladım. belki de ben gerçekten yaşamak istediklerimi mi yaşıyorum kısmında durumumla barışık bir cevap veremediğim için korkum biraz daha ağır basıyor şimdilerde. “onlar”dan bağımsız olarak. neredeyse genel kabul görmüş mutluluk, başarı, iyi yaşam formüllerine bakmadan. benim derdim o değil, umarım anlatabilmişimdir.

        Liked by 1 kişi

  3. izninle twitter sayfamda paylaşmak istiyorum. yalnız hissetmememe yardımcı olduğun için teşekkürler. dün gece ev 3 5 insanla dolu olunca mutfağı temizlemeye gücüm yetmedi, hoşuma gitti. yoksa benim tezgah çoğunlukla temiz olur 1 kişiyken.

    Beğen

  4. teşekkürler. tüm masalardan kovulmuş hissederken bu yazıyı bulmak çok iyi geldi. üstelik hikayem de biraz yazıya teğet. istanbul’dan çıkıp 5 sene avrupa’da y.lisans,iş derken herşeyi bırakıp istanbul’a dönüş, üstelik tam dönemeyiş çünkü doktoraya başladım, bir nevi uzaylılık. aidiyete dair ne varsa benim için paramparça olmuşken herkes kaleler inşa edip içine kaçmış gibi geliyor. ama işte parçaları süpürmek gerek.

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s