Bitmeyen Balat rehberi hazırladık, koşun!

Seneler, seneler evveldi. Laf olsun diye yazmıyorum inanın. Nereden baksanız üstünden 15 yılı aşkın bir zaman dilimi geçmiş. Ben fakülteye yeni adım atmışım. Daha derste soru sormaya çekiniyorken gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Haber yazdığımız mecralar da öyle okul gazetesi falan değil, Cumhuriyet’in Pazar eki gibi en hatırı sayılır yayınlar; yayın yönetmenimiz İpek Çalışlar, editörümüz Berat Günçıkan. Konu önerisi sunmaya giderken bile heyecandan dizlerimiz titriyor, öyle şahane bir ekip.

IMG_5027

Neden konu önerisi sunmaya gidiyoruz peki? Çünkü internet hayatımıza henüz girmeye başlamış, istediğimiz her an her yerden ulaşamıyoruz. Bu sebeple önerilerimizi ya da tamamlanmış haberlerimizi diskete kaydediyor, fotoğraf filmlerimizi seçerek zarfa koyuyor ve Nişantaşı’ndaki fakültemizden yola çıkıp Cağaloğlu’ndaki Cumhuriyet’in yolunu tutuyorduk.  (Evet bildiniz, ben bir dinozorum!)

Yine o günlerden biri, bu kez yanımda Filiz de var. Başımızda bir Yeditepe İstanbul sarhoşluğuyla atmışız kendimizi dergiye, zaten o sıralar kimin başında yok ki aynı sarhoşluk.  Emre Kınay’la yatıp Uğur Polat’la kalkıyor, hayallerimizde Balat sokaklarında geziniyoruz… Artık nasıl hayran hayran anlattıysak, onayı kapıyoruz İpek Hanım’dan. İçimiz içimize sığmıyor, sete gideceğiz ve Emre Kınay’la söyleşi yapacağız! Cep telefonumuz var mıydı, numarasını nereden bulduk, kendisine nasıl ulaştık hiç hatırlamıyorum. O kadar da amatörüz ki rastgele bir gün Balat’a gidip, sokağın köşesinde bir süre bekleyip, uygun bir fırsatını bulunca da “müsait misiniz” diye sormuş bile olabiliriz… Nihayetinde röportajı yapıyoruz, fotoğraflar çekiniyoruz; bir süre daha seti izledikten sonra sokaklarda şaşkın şaşkın gezinmeye koyuluyoruz. Sanki biz de Yeditepe İstanbul’un bir parçası olmuş gibiyiz. Kendimize yeni bir mahalle, yepyeni sokaklar bulmuş olmanın sevincini yaşıyoruz. O sevinci uzun bir süre daha atamıyoruz üstümüzden. Velhasıl Balat’la ilk tanışıklığım böyle oluyor.

Bir çaycı Muharrem Abi’miz vardı, kulakları çınlasın. O da Balatlıydı. İstanbul’da onca yer dururken, hele hele Nişantaşı’nda öğrencilik yapıyorken ne bulmuştum da Balat’ı çok sevmiştim, hayret ediyordu. Ona göre burada yapacağımız gezinti ancak bir “şükür” gezisi olabilirdi.  Haksız da sayılmazdı hani. O günlerdeki görüntüsüyle daha çok yoksul bir arka mahalleydi Balat. Rumlar, Ermeniler, Museviler çoktan çekip gitmişti. O kullanmayı çok sevdiğimiz tabirdeki gibi kiliselerin çan sesine ezan sesi karışmıyor, sinagoglardan dualar yükselmiyordu artık. Gidenlerin yerini ise başka bir göç dalgasıyla İstanbul’a sürüklenip burada hayata tutunmaya çalışanlar almıştı. Bir zamanlar Dimitri’nin şarabını yudumladığı evin cumbasında şimdi Apo Amca Bitlis tütününü sarıyordu.

Yine bir gün oralardan konuşurken Muharrem Abi beni kenara çekti ve mühim bir sır veriyormuş gibi şu cümleleri fısıldadı: “Babana söyle Balat’tan bir ev alsın, birkaç yıla kalmaz buralar uçar, benden söylemesi!”

Kentsel dönüşüm mu o?

Bildiğiniz üzere Muharrem Abi haklı çıktı. Birkaç yılı bile bulmadı Balat’ın yükselişi. Yeditepe İstanbul zaten ilk sinyalleri vermişti. Derken evler birer ikişer restore edildi; butik mağazalar, kafeler, atölyeler açıldı; gazeteciler, sanatçılar, tasarımcılar yavaş yavaş Balat’ı mesken tutmaya başladı. Ve sonuç: Balat radarımıza takılmıştı! Yanlış hatırlamıyorsam biz de “kentsel dönüşüm” kavramıyla da ilk olarak bu vesileyle tanışmış olduk; ama neyse ki Balat UNESCO koruması altındaydı da açgözlü bir dönüşüme kurban vermedik onu.

Düşünün ki bu zaman dilimi içinde Cihangir’den Asmalımescit’e, Şişhane’den Galata’ya; Karaköy’den Moda ve Yeldeğirmeni’ne her yeri yedik bitirdik, ama Balat hâlâ aynı Balat. Ne koşup tüm köşelerini tutacağımız kadar trend, ne kayıtsız kalabileceğimiz kadar sıradan. İstanbul’un başka hiçbir köşesine benzemeyen özgünlüğüyle zamana ayak uydurmaya çalışıyor kendince. Evet yoksul, evet bazı açılardan tekin (!) de değil ama bu kadar iç içe geçmiş kültürel bir dokuya İstanbul’un çok az yerinde rastlayabiliyoruz. Böylesine çok kültürlü olması, farklı sosyo-ekonomik kesimleri kucaklaması, bütün tezatlıklarıyla yaşama dört elle sarılması müthiş derecede etkileyici geliyor bana. Belki de bu yüzden sokaklarda yürürken gördüğünüz şeylerin hepsi ayrı birer karakter gibi. Bina değil insan sanki; sokak değil yaşam alanı…

Bir de şu çok ilginç; buralarda zaman, mekân ve eşya birinden ötekine el değiştiriyor bir şekilde ve bu sayede bazı şeyler hep tedavülde kalıyor. Bir kültürden ötekine, eskiden yeniye, gelenekselden moderne, birinci elden ikinci ele; biri ötekini yok etmeden… Kendi içinde hep bir sürekliliği olan bu döngü, son zamanlarda daha çok ihtiyaç duyduğumuz hafızayı da ayakta tutuyor. Sırf bunu hissetmek için bile gelinebilir Balat’a.

Anlayacağınız ben de Balat’a kayıtsız kalamayanlardanım; arkadaşla, sevgiliyle, eşle dostla Balat’a gitmeyi sevenlerden. Seneler içinde ayağım daha çok alıştı. Bazı zamanlarda can kurtaranım bile oldu. Misal bir iki yıl öncesi… Günler nasıl berbat, nasıl yorucu. Geçmez diyorum, geçmeyecek, o derece ağır. Savaştan çıkmış gibiyim, taptaze kararlar almışım, peşime takılmış bir sürü hayal. Bir arkadaşım elimden tutmuş, düşmeme izin vermiyor. Yolumuz sıklıkla Balat’a düşüyor. Geziyoruz birlikte, nerede güzel bir sokak görsek bir köşesine tünüyor, zamana aldırış etmeden o sokağın keyfini çıkarıyoruz. Merdivenlerden geçiyoruz, yokuşları tırmanıyoruz, çıkmaz sokaklara sapıyoruz, Kırmızı Mektep’i bilmem kaçıncı kez fotoğraflıyoruz.

Aynı sokaklardan geçip gitsek de hiç sıkılmıyoruz. Evler görüp seviniyoruz, kapılar görüp seviniyoruz, insanlar görüp seviniyoruz, dükkanlar görüp seviniyoruz. Her şey kendi halinde; basit, kurgusuz, gerçek. Hele bir de kendimize bir kahvaltıcı bulmuşuz, o sırada İstanbul’un tüm güzel mekanları birleşse bir Forno etmeyecek gözümüzde. Ödümüz kopuyor geç kalacağız da bizim köşedeki masayı kaptıracağız diye.  Böyle böyle bitiyor geçmez dediğim günler. O yokuşlardan birinde herhalde bir 20 dakika boyunca şutlarına karşılık verdiğim çocuğunun sorusu da hâlâ kulaklarımda: “Ablaaa, sen sol ayak mısınnn?”

Balat’ta bir güne neler sığar?

Gelelim bugünlere… Bölgenin üzerinde bir kentsel dönüşüm baskısı olduğu muhakkak. Bu baskıdan sağ çıkabilecek mi yoksa o da mı ranta yenik düşecek bilemiyorum; ama görünen o ki Balat bu yaz her zamankinden daha popüler olacak çünkü bu yıl sosyal medyada en çok onun fotoğraflarını gördük. İstanbul karlar altındayken bile fenomen akınına uğradı Balat ve çevresi. Hani olur da siz de bu aralar rutinin dışına çıkmak, sokaklarında başı boş dolanacağınız bir yerler görmek isterseniz çıkın gelin Balat – Fener – Ayvansaray hattına. O güzelim yokuşları tırmanmak için bahar ayları ideal. Ağız alışkanlığıyla Balat diye özetlediğime de bakmayın, siz sınırları ne kadar geniş tutarsanız o kadar iyi.

Peki Balat’ta bir güne neler sığar? Bu tamamen sizin keyfinize, ilginize kalmış. Üzerinizde şunu da yapmalıyım baskısı hissetmeyeceğinize eminim. Zaten sadece birkaç sokağı turladığınızda bile kadrajınıza hem o meşhur evler, yokuşlar, merdivenler hem kilise ve sinagoglar hem de sokaklarda akıp giden hayat girmiş olacak.

Hafta arası gelirseniz mekanlarda yer kapmak zorunda kalmazsınız. Tabii Pazartesi hariç, çünkü bazı mekanlar Pazartesi kapalı. Hafta sonu daracık sokakları işgal eden otomobiller can sıkıcı olabiliyor ve insan trafiği artıyor, o yüzden olası bir ziyarete mümkün olduğunca erken bir saatte başlayın, yoksa pek çok yerde sıra beklemek zorunda kalabilirsiniz.  Yeme – içme faslını tamamlayıp merkezden uzaklaşarak sokaklarda kaybolmak en iyisi. Çok da ötelere uzanmayın ama, yukarısı Fatih Çarşamba. Uhud Giyim’le karşılaştığınızda nerede olduğunuzu anlayacaksınız…

Bence buralara gelmişken mutlaka yaşamanız gereken bir deneyim de “mezat”a katılmak; ki şansınız yaver gider de sevdiğiniz objelerin satışına denk gelirseniz benim gibi daha kapıdan girer girmez mezat adabından bihaber bir şekil en yüksek fiyatı çekebilirsiniz. Çünkü heyecan, çünkü acemilik! Sonradan hatırlayınca tebessümü garanti bir anı olduğunu itiraf etmeliyim ama o gün bana yönelen bir salon dolusu şaşkın bakışı unutamam. Neyse ki iki-üç porselen bebek için kapıştığım beyefendi kibarca geri çekildi de ben cebimdeki tüm parayı birkaç oyuncağa vermekten kurtuldum.

Balat’ta tutulan dileklerin kabul gördüğünü de notlarıma ekleyip bu yazıyı iyice acayipleştirerek gevezeliğime bir son vereyim artık… Civarda bunun için bazı kutsal mekanlar da var (ciddiyim), ama benim kastettiğim onlar değil. Ben bir kafede arkadaşlarla laflarken öyle rast gele, çok içimizden gelerek göğe bıraktığımız dileklerden söz ediyorum. Böylesi bir ânın bizzat tanığıyım. O gün o masanın etrafında bu ritüele katılan iki arkadaşım kısa bir süre sonra tam da içlerinden geçirdikleri gibi bir hayata adım attılar. Muhtemelen şu an Almanya’nın bir şehrinde Füchschen Alt’larını yudumlarken kendileri de şaşırıyorlardır sürecin bu kadar kısa ve acısız gelişmesine. (Funda ve Fulya’nın da kulakları çınlasın, buradan kadeh kaldırıyorum! )

Benim dileğim mi? Kot ceketimin cebine en renklisinden, en çiçeklisinden bir çaput bağladım kabul görmeyen tüm dileklerim adına. Bundan böyle kendim halledeceğim o işleri.

FENER – BALAT NOTLARI

IMG_8230

  • MEKANLAR

Forno Balat: Benim favorim. Minik kruvasanlı, simitli, doğal ürünlerin bolca yer aldığı açık büfe kahvaltısı şahane. Kendi taş fırınlarından çıkma pizza, pide ve lahmacunları da öyle. Kayısılı suflesi ise sonradan insana hayal kurduracak türden.

Cafe Naftalin K: Kahvem Türk kahvesi olsun, ortam da azıcık vintage olsun derseniz Naftalin’e uzanabilirsiniz. Türk kahvesinin pek çok farklı çeşidini burada denemeniz mümkün. Yediğiniz, içtiklerinizden bağımsız olarak Naftalin’i ve kedilerini çok seveceğinize eminim.  Sıcak havalar için limonataları da pek lezzetli. Kafenin tam karşısında aynı isimle bir vintage dükkanı da bulunuyor.

Cooklife: Bir ayağı sokakta olan güzel kafelerden biri. Balat’a çok yakışıyor. Kahve ve tatlı atıştırmalıklar için uğrayabilirsiniz.

Coffee Department: 3. dalga kahvecilerin Balat’taki durağı.

Cafe Maide: Balat’ın ilk konsept mekanlarından. Kahvaltıdan, zeytinyağlı tabağına, tatlılardan, keklere kadar birçok seçenek var.

Hobbit House Balat: Adından da anlaşılacağı üzere minicik bir mekân, aslında bir “paylaş kurtul” projesi. Buraya bağışlanan eşyalar, yiyecekler, kitaplar, oyuncaklar ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyor. Sokak hayvanları da dahil bu paylaşım ağına. Gelmişken kahvaltınızı da yapabiliyorsunuz.

Breadtaking: Balat’ın artisan fırını. Sokaklarda kaybolmadan önce buraya uğrayıp çantaya bir şeyler atabilirsiniz.

Sahi İstanbul: Benim Tophane’de tanıyıp çok sevdiğim Sahi, artık sadece Balat’ta. Burası için sadece bir mekân tanımı yapsak haksızlık olur; esas olarak İstanbul merkezli bir kültür pazarlama platformu. Lokumları ağızda eriyor, kafede satışa sunulan tasarımlar sevindiriyor.  Bence bu tür mekanları yaşatmak hepimizin görevi.

Agora Meyhanesi: Canınız biraz nostalji yapmak, rakılı, fasıllı bir akşam yaşamak isterse Agora sizi bekliyor, nihayetinde hatırası büyük, görmedim demezsiniz; ama fiyatları bu kadar abartmasalar daha iyi.

  • MAHALLEDEN

Vodina Cafe: Balat Kültür Evi de diyebiliriz. Soroptimist Kulüpler Federasyonu tarafından kurulmuş. Soroptimist ne demek? ‘Birbiri ile kan bağı olmayan ama kız kardeş gibi birbirine yardım eden kadınlardan oluşan topluluk’ demek imiş.  Burada ekonomik özgürlüğü olmayana kadınlara el emeklerini satabilme imkanı sunuluyor. Aynı zamanda gönüllüler tarafından çocuklara kurslar veriliyor. Serin bahçesinde ise kahve keyfi sizi bekliyor.

Tarihi Taş Fırın / Evin Ünlü Mamulleri: Balat’ın galetaları oldukça meşhur, İstanbul’un her yerinden buraya alışverişe gelenler var. Ben her girdiğimde elimde birkaç poşetle çıkıyorum.

Tarihi Balat Turşucusu: O da tıpkı Evin gibi kendi müdavimlerini ağırlayanlardan. İçiniz yanıyorsa buyurun.

Köfteci Arnavut: Balat’ın en eskilerinden, köftelerini mutlaka tadın. Arnavut ciğeri ve Arnavut tatlısı da bonus!

Balaturca: Canınız makarna istiyorsa buraya.

Atölye Kafası: Ahşap atölyesi olarak yola çıkan, ama yoğun talep üzerine kafe hizmeti de veren bir mekân, gençler çok seviyor.

Olmadık Projeler Atölyesi: Balat’ın yenilerinden. Çalışanlarına atölye; ziyaretçilerine kahve parasına oturup işlerini halledebilecekleri bir “ofis”.

Klasik Tabela: Tahta Minare Camisi’nin tam çaprazında yer alan bu tabela atölyesi, vitrininden içeri bakmayı hak ediyor.

Sümer Yerli Mallar Dükkânı: 1960’lar günümüzü selamlayan bir mahalle esnafı.

Dimitri Cafe: Romanyalı yazar Dimitri Kantemir’in müzeleştirilen evinin bahçesindeki kafe.

Merkez Şekercisi: 140 yıla yakındır şekerleme ve lokumlarıyla İstanbul’da bir geleneği yaşatmaya çalışan tarihi şekerlemeci.

  • ALIŞVERİŞ

Maison Balat: Bölgenin en popüler mekanlarından, kendisiyle sosyal medyada sık sık karşılaşıyoruz. Mavi boyalı, kırmızı – beyaz tenteli bu antikacı kafemiz, hem alışveriş hem de keyif molası için tercih edilebilir. Cenk’e selam söyleyin!

Rag’n Roll Second Hand and Vintage: Bir sosyal medya fenomeni daha, Floransa çağrışımlı kapı önünde fotoğraf çektirmeyen kalmadı sanıyorum. Geçtiğimiz günlerde 10 TL’ye aldığım küpelerimi çok sevdiğimi de eklemeliyim.

Büyülü Fener Eski Eşya Dükkânı: İçine girince kolay kolay çıkamayacağınız bir eskici daha.

Vintage İstanbul: Burada yurt içi ve yurt dışından getirilen pek çok orijinal parçayla karşılaşabilirsiniz.

Kulis Vintage: Gömlekler, ceketler, etekler, çantalar, ayakkabılar, aksesuarlar… Ne ararsanız var.

Kozalak Artifact: Artık kullanılmaya eşyalar el emeğiyle nasıl yeniden işlev kazanıyor diye merak ediyorsanız doğru adrestesiniz.

Çıfıt Çarşısı: Balat’ın meşhur çarşısı, renkli, karışık, düzensiz, içinde yok yok. Tam da isminin hakkını verecek türden. Uzun zamandır uğramadım ben, ama siz giderseniz şayet hala yerinde duruyorsa Ayşegül Kaya’nın cam altı atölyesi Hikâye’ye bir uğrayın.

Fener Antik Mezat: Haftanın dört günü (her çarşamba, cuma, cumartesi ve pazar saat 15:00’da) mezat gerçekleştiriliyor. Facebook sayfasından güncel programı takip edebilirsiniz.

  • SOKAKLAR, YOKUŞLAR, MERDİVENLER

Her bölgenin olduğu gibi Balat’ın da “mutlaka”ları var.   

Merdivenli Yokuş: Sıra sıra cumbalı evlerin dizildiği, Balat’ın en renkli sokağı. Buradaki evlerin bir kısmı UNESCO projesi kapsamında restore edildi.

Sancaktar Yokuşu: Sizi Fener Rum Erkek Lisesi’ne yani Kırmızı Mektep’e götürecek yol. O fotoğraflarda sıkça görüp merak ettiğimiz toz pembesi cumbalı ev de bu yokuşun tam ortasında yer alıyor.

Ayan Caddesi: Balat’ın mahalle dokusunu en net hissedebileceğiniz bölgelerden biri.

Kireçhane Sokak: Forno Balat’a popülerliği artan, yeni mekanlara gebe sokak.

Yıldırım Sokak: Balat’ın Karaköy’ü; bahsi geçen kafelerin, butiklerin çoğu burada.

Vodina Caddesi: Bölgenin merkezi; bütün güzel sokaklar bu caddeye bağlanıyor.

Fener Külhanı Sokağı: Bir nevi dizi seti; bu sokak sık sık dizi ve film setlerini ağırlıyor.

  • KİLİSELER, SİNAGOGLAR, CAMİLER, YAPILAR

Bölgede çok fazla kilise, sinagog, caminin yanı sıra tarihi ve kültürel öneme sahip birçok yapı var. Hepsinden tek tek söz etmek yerine aşağıda naçizane bir liste paylaşıyorum çünkü yerimiz dar. Bir de sinagog ziyareti için şu önemli notu eklemem gerekiyor: İstanbul’daki sinagogları ziyaret etmek isteyenlerin güvenlik nedeniyle önce Türkiye Hahambaşılığı’ndan izin ve randevu alması gerekiyor.  Aksi takdirde ziyaret mümkün değil.

Fener Rum Erkek Lisesi / Kırmızı Mektep (O kadraja sığdırmakta zorlandığımız heybetli yapı, mutlaka!)

Fener Patrikanesi

Ahrida Sinagogu (Ziyaret saati sabah 10.00, tabii ki önceden alınmış izinle)

Bulgar Kilisesi (Tadilat bitti mi emin değilim)

Kanlı Kilise / Meryemin Kilisesi (Tarihi boyunca kilise olarak varlığını sürdürmüş ender yapılardan biri)

Surp Hreşdagabed Kilisesi (İşte burada dilek tutabilirsiniz, mucizelerin gerçekleştiğine inanılıyor)

Rezan Has Müzesi (Kadir Has Üniversitesi içinde yer alan müzede şu sıralar “Cevher ve Zanaat: Kapalıçarşı Ustalarının İzinde” sergisi izlenebilir.

Tahtaminare Hamamı (1450’li yıllardan günümüze uzanmış mistik bir yapı)

Fener Konakları (Merdivenli Mektep Sokak ile Tevkii Cafer Mektebi Sokağı’nın birleştiği köşede)

4 thoughts

  1. Harika bir yazı olmuş, tek tek bütün yerleri haritama not aldım. Bu noktada aklıma gelen bir faydalı icraat bu tip yazılarda belki bir Google Maps üzerinden bütün bahsi geçen yerler işaretlenebilir. Bazı yerlerin adreslerini bulmak oldukça zor internette, bazıları haritaya eklenmemiş bile. Oldukça büyük bir amme hizmeti olur cidden. :)

    Beğen

    1. Çok teşekkür ederim, öneriniz için de :) Bahsi geçen yerlerin çoğu yakın güzergahlarda. Yürümeyi seviyorsanız, google maps de varsa keyifle dolaşır, üstüne listeye yeni mekanlar da eklersiniz zaten. Şimdiden iyi gezmeler! :)

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s