Elveda Cassini

maxresdefault

Üniversitedeyken çocukluğumdan beri hayalini kurduğum şey gerçek oldu ve dört ayaklı bir dostun gönüllü kölesi olma şansını yakaladım. Gezegenlere olan merakımın ve çocukluğumun aşık olduğum çizgifilm kahramanının bana verdiği yetkiyle adını da Pluto koydum. Onunla tanıştığımızda tam tamına 2 aylıktı. En beyefendisinden tombul bir Golden Retriever. Annesinin ışıldayan kahverengi tüylerini de babasının pamuksu beyazlığını da reddetmiş, kendince bir orta yol bularak sarışın olmaya karar vermiş, adının hakkını veren bir Golden.

Tanışmamıza bir aile dostumuz vesile oldu çünkü Pluto, güzel kızları Shiva’nın satın alınmayı değil sahiplenilmeyi bekleyen yedi yavrusundan biriydi. Bebeklerle geçireceğim rüya gibi bir günün hayali ile yanıp tutuşarak gittiğim o evden, bir köpek sahibi olarak çıktım. Sonradan benim Plutom olacak olan Pluto, oyunu bitince kucağıma tırmanıp, uyuyan tek bebek oldu. Kim kimi seçmişti hiçbir zaman emin olamadım ama uyandığında artık birlikte hayatımız başlamıştı bile. Oraya köpek sahiplenme amacıyla da gitmediğimiz için, çıkarken kucağımızda sadece kutuda şaşkın bir Golden Retriever yavrusu değil, aynı zamanda mamalar ve mama kapları da vardı.

Koca poposu ile evimize teşrif eden Pluto’yu aşıları tamamlanana kadar sokağa çıkarmadan, evde ağırladık. Sonra ver elini sahil. Yeşilköy’de büyümenin ve yaşamanın yegane güzelliği olan sahil uğrak mekanımızdı. Böylece Pluto, arkadaşlar edinecek ve sosyalleşebilecekti. Ancak tabii ki her sahibine benzeyen köpek gibi o da bana çekti ve sosyalleşmemeyi tercih etti. Evet, kesinlikle bilinçli bir karardı. Uzunca bir süre sahilde tanışmak için burnunu ve poposunu koklamaya çalışan köpeklere, lord olduğu için pati uzatarak merhaba dedi. Ancak kimsenin patisini öpmediğini görünce zamanla pati uzatmalar yerini geçimsizliğe, görmezden gelmeye ve bir arada bulunmayı reddetmeye bıraktı. Maalesef bu reddediş sadece arkadaşlarla sınırlı kalmadı, aşk hayatını da sardı. Asla torunum olmadı. Üstelik kendisine defalarca birbirinden güzel hanım kızlarla eğlenceli zaman geçirebileceği mekanlar sağlanmış olmasına rağmen bu taraklarda hiç bezi olmadı.

img_3893

Arkadaşlık ve aşk hayatındaki bu ince eleme sık dokuma yemek konusunda geçerli değildi. Ne bulursa yedi, ne yersek istedi. Tabii bebekliğinden beri o surata asla kıyamadığımızdan konuyu uzatmadan teslim olmalarımızın bu hususta etkisi büyük. Dünyada her şeyden çok sevdiği, uğruna kemikten, sıcak yuvasından ve de kuvvetle muhtemel benden vazgeçebileceği yegane yemekse ekmekti. Evet, ekmek.

Diğer bir cinsliği ise Bozcaada’yı çok sevmesine rağmen denizle hiç de iyi bir ilişki kuramamasıydı. Golden’ların yüz karası, hidrofobik çocuğum suda ördek gibi süzülmek yerine, durumundan şikayetçi birtakım sesler eşliğinde, patilerini şapata şupata suya vurarak ada vapuru kıvamında ilerliyordu. İçinden bana küfrettiğine de eminim. Ayrıca koskoca denizde başka yer kalmadığından olsa gerek sadece benim üstüme doğru yüzüyor, manikürsüz patileri ile beni dayak yemişten beter ediyordu. Zamanla ben suya top atıp, onun getirmesini beklemek yerine, sorumluluk alanımı genişleterek topu hem atan hem de getiren kişiye evrildim zira topu olmadığında ağlıyordu. Yıllarca bu beyhude top atma çabasından neden vazgeçmediğimi ben de bilmiyorum. İşte, hep bir umut.

11960123_10154178822969676_5337328824806906345_n

Kendisi aynı zamanda bir süper kahramandı. Kiloları birbirine oldukça yakın iki birey olarak, bizim durumumuzda genellikle kimin kimi gezdirdiği belirsizdi. O yüzden gezmelerimiz genellikle sevgili kavgası kıvamındaydı. “Aşkım sen yürü”, “Hayır sen yürü” diye başlayan tartışmalar “Ben buraya gitmek istiyorum!”lara döner, birbirimizi ite kaka dolanırdık sokaklarda. Bir gün yine birlikte dolaşırken, beni, kaldırıma savrulan arabanın altında kalmaktan da bu sayede kurtardı sarışın oğlan.

Arkamızda çarpışan iki arabanın sesiyle, kahramanımız Pluto hemen direksiyonu ele aldı ve beni de öne doğru çekti. Arabanın kısmen altında kalmamın sebebi ise benim inadımdı çünkü ona güvenmek yerine durmaya çalıştım ve son adımda da olsa arabaya yakalandım. Olası senaryolardan mükemmele en yakını başıma gelmiş olsa da belli bir süre hastanede kalmam gerekti. Eve döndüğümdeyse ben sevinçler içinde kahramanıma bakınırken Pluto’nun 10 yaş yaşlanmış olduğunu, güzelim sarı tüylerle kaplı yüzüne beyazlar düştüğünü görmek beni kahretmişti. İçinden anlam fışkıran boncuk gözleri, derdini kelimelere dökemeyen ağzıyla ben evde yokken kendi kendini yiyip bitirmişti.

O zamana kadar hep ayak ucumda hatta ayaklarımın üstünde yatan 40+ kiloluk Pluto, kazadan sonra bana inanılmaz bir hassasiyetle yaklaşmaya başladı. Öncelikle, ameliyatlı bacağıma yaklaşmak bir yana, kendisine söylemeye bile gerek kalmadan yatağıma çıkmamayı kendisine prensip edindi. Eski aşırı ve uçarı hareketlerini bir yana bıraktı, üstüne bir olgunluk geldi. Artık üstüme atlamak, zıplamak hatta ses yükseltmek bile yoktu. Maalesef gece-gündüz birlikte gezdiğimiz günlerin sonuna gelmiştik. Ayağımda bolca platin, 10 günde geçirilmiş 2 operasyon ve geçirilecek 2 tane daha operasyonla Pluto’yla dışarı çıkıp, gezmek biraz hayaldi. Ancak yıllar sonra hayat normale döndüğünde bile Pluto benimle dolaşırken hep eskisinden daha dikkatli oldu.

Canımın içi Pluto, tam 12 sene boyunca sapasağlamdı. Ufak tefek gıda kaynaklı problemler dışında, ki o çöp mideye çok normaldi, her şey son derece yolunda gitti. Sonra bir gün, hiç beklenmedik bir anda Pluto krizler geçirmeye başladı. Sayfalarca tahlil sonrasında epilepsi olabileceği kararına varıldı. Buraların detaylarını yazmanın, çırpınışlarımızı anlatmanın kimse için bir faydası olduğunu sanmıyorum. Tek söyleyebileceğim: Mesele sevimsizdi ve iyiye gitmiyordu, gitmedi de. Hızlıca ellerimizden kayıp gitti Plutçuğumuz. Ondan sonrası hep burukluk. Hep bir eksiklik. Hep bir burun sızlamalı özlem.

screen-shot-2017-01-18-at-14-02-45

İşte bu duyguların bana verdiği yetki ile bir başka heyecan ve iç burukluğu ile takip ettim 2015 Temmuz’undaki Pluto FlyBy’ı. Çok yakın bir zamanda gezegenlikten çıkarılan ve cüceliğe layık görülen favori gezegenim Pluto’yu yakından görecek olmak; çok kısa bir süre içinde onunla hem tanışıp hem vedalaşacak olmak benim için alışık olmadığım bazı sembolik anlamlar da taşıyordu. Dennis Overbye, Pluto FlyBy sonrasında “Bu bir devrin sonu. Bugün hayatta olan hiçkimse bir daha, ilk kez bir gezegeni bu kadar yakından görmeyecek.” dediğinde benimle birlikte insanlık tarihi dışındaki sebepler yüzünden de gözleri dolan birileri var mıydı bilemiyorum.

2017 senesinde bilim tarihinde benzer bir veda daha yaşanacak, 2004 yılından beri Satürn’ün yörüngesinde olan Cassini, Büyük Final / Grand Finale olarak adlandırılan bir dalışla hayatına son verecek. Satürn’ün uydusu Enceladus’un güney kutbundaki buz tabakasının altında maden suyu denizi olduğunu; uzaya su buharı fışkırttığını hep onun sayesinde öğrendik. 13 senedir biz fani dünyalılara, çok acayip bilgiler gönderen bu eski dost, yakıtı bitince Enceladus’a çarpıp, zarar verme ihtimaline karşı göz göre göre Satürn’ün en üst atmosferine girerek kendini yakacak. Ancak inanılmaz bir adanmışlıkla, son ana kadar Satürn’ün kütleçekimi ve manyetik alanı ile ilgili veri göndermeye de devam edecek.

Elveda Cassini. Her şey için teşekkür ederiz.

So long and thanks for all the fish.

Yazar: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

4 thoughts

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s