Tek başına rakı masası notları #2

Processed with VSCO with f2 preset
Görseldeki mekân yazıda bahsi geçen mekandan bağımsızdır.

Serinin bir önceki yazısı için tık tık.

Sene 2016, bir Nisan Cumartesi’si. Bodrum’da hava misss! 19.20’de uçağım var, Bodrum Merkez’den havayolu şirketinin servisi 17.15’te kalkıyor. O saate kadar kahvesi, latte‘si bir yere kadar. Bodrum Marina’da tek başıma gündüz rakısına oturdum. Bu, hayatımın ilk gündüz rakısı. Çıkardım defterimi, kalem kutumu; Serdar Müdürüm gibi yazıp durmaya koyuldum. (Serdar Abi’m de tek başına Beşiktaş Meyhane’lerinden birine oturup, sayfalarca yazmasıyla ünlüdür.)  Ne tuhaf diye düşünüyorum, içimden. Hayatımın ilk rakısını da Serdar Müdürümle beraber içmiştim. 27 yaşındaydım. Dün gibi aklımda. Belki 2. kadehten sonra ona duygusal bir mesaj atarım diye düşünüyorum içimden. Şimdi, o gün ona o mesajı attım mı hatırlamıyorum.

İsim vermeyeyim, Marina da, oturduğum balıkçı da bomboş. Bir tek kadın gelmiş oturmuş lokantanıza. Bir tek kadın, defterini kitabını çıkarmış, belki saatlerce oturacak ve oracıkta, ÖSS puanıyla büyücülük okuluna girmeye hak kazanan gençlerle ilgili sıradışı bir roman yazacak. Bir tek kadın o gün orada tek başına ilk kez rakı içmek için senin lokantanı seçmiş, bir tek kadının yiyeceği meze miktarı belli.

“Birkaç ayrı meze tabağı yiyebilmem mümkün değil. Bir tabağa, bir dilim peynir, birer kaşıktan da 4 çeşit meze koyabilir misiniz?” diyorum. “Onun hesabını yapamayız, kasaya girmesi zor oluyor.” diyor. Bunu diyen gencecik bir garson. Diyelim ki bu gencecik garson tecrübesizliğine yenildi, patrondan korkusundan beni reddetti; fakat mekânın sahibi kalantor, o sırada sırtı bana dönük istifini bozmadan çayını yudumlamaya devam ediyor.

Heves etmişim ya, çıkıp da gitmek içimden gelmiyor. 1 dilim peynir, biri yoğurtlu biri yoğurtsuz 2 çeşit meze de söyleyip yola yakın masalardan birine kuruluyorum. Neyse ki rakının ilk yudumunu alırken üst dudağına değen buzun sürprizli neşesi daima mekan sahiplerinden, manzaradan, karşındakinden bağımsız. Sen ve kadehin arasındaki özel bir an o.

O sırada sırtı dönük çayını yudumlamaya ve çalışanları azarlamaya devam eden kalantor mekân sahibinin ensesindeki katmanlar dikkatimi çekiyor. Adamın ensesi kat çıkmış resmen. Zannediyorum ki esnaf enselerindeki katlar kendilerinin zenginliğini sembolize ediyor.

Türk Edebiyatı’nda Meyhanenin Yeri ve Önemi hakkında hiç okumadığım, belki de hiç yazılmamış bir şeyler okumak istediğimi fark ediyorum. Zira hiçbir Sait Faik öyküsünde, hiçbir Orhan Pamuk romanında, İkinci Yenicilerin “Ölmeme Günleri” anılarında filan, adisyonu inceleyip sipariş edilmeyen mezenin yazılıp yazılmadığını kontrol ettiklerini hatırlamıyorum. Bir de bakmışım ki o kitaplarda okuduğumuz eski bilge meyhane sahipleri, hâlden anlayan garsonlar şimdi sadece Türk dizilerinde gösteriyorlar varlıklarını. Bir Kıvanç Tatlıtuğ, bir Erkan Petekkaya olmadığımızdan zahir.

Hesabı öderken, öğleden sonra ılıklığının da etkisiyle, yanaklarım ısınmış, tatlı bir uyku bastırmış. Mutluyuz de mi Mahmut? Esnafa karşı süngümüzü düşürdük belki, ama huzurumuz bizde kaldı.

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s