Tsundoku ya da nasıl okunmamış kitap yığınlarımın altında kaldım?

tsundoku

Çocukluğumla ilgili en mutlu anılarım içinde hafta sonları İçerenköy Carrefour’daki Remzi Kitabevi’ne gidişlerimiz oldukça üst sıralarda yer alır. Kardeşimle harçlıklarımızın sınırları dışına çıkmamamız konusunda çok hassas olan babam mesele kitap alışverişi olduğunda her zaman “sınırsız krediniz var cücüklerim” der ve kendisine aldığı kitaplarla birlikte sorgusuz sualsiz seçtiğimiz tüm kitapları satın alırdı. Gerek İlyada ve Odysseia ile gerekse Harry Potter ile tanışmalarım hep bu Remzi seferleri sayesinde olmuştur.

Üniversite zamanında ise Beşiktaş Alkım Kitabevi ile tanıştım. Daha o zamanlar hemen önündeki üstgeçit duruyordu ve içerisinin şimdiki acınası haliyle alakası yoktu tabii ki. Alkım Kart kullandığınızda tüm alışverişlerinizi taksitlere bölebiliyordunuz ve ders kitapları da dahil olmak üzere Alkım’da yok yoktu. Taze üniversite öğrencisi olarak okumak istediğim öyle çok kitap vardı ki üçer beşer alıp ders yüküyle birlikte teker teker okurken sırasını bekleyen kitaplarım bir anda çoğalmaya başladı. Tüyap kitap fuarı her sene doğum günüme en yakın tarihlerde yapılıyordu (üstelik Taksim AKM önünden servisler kalkıyordu fuara gitmek için), Idefix’in sanal kitap fuarı müthiş popülerdi ve bunların hepsine birden nasıl dayanabilirdim ki? Kafamda durmadan hangi kitabı önce okumam gerektiğini planlayıp, sonunda kendimi 4 kitabı aynı anda okurken buluyordum.

kitaplar

Mayıs 2011’de 3 can arkadaşımla Başucumuzda Kitap‘ı kurduk. Mottomuz “hayır, sadece boş zamanlarımızda okumuyoruz!” idi ve kitap okumak için motivasyonlarıma bir yenisi eklenmişti: blogda inceleme yazısı yazmak.

Yıllardır durmadan kendime söz veriyorum, bilmem kaç ay asla kitap almayacağım. Elimdeki kitapların şu kadarını okumadan hiç kitapçı gezmeyeceğim. Çok güzel, almayayım, gezmeyeyim. Peki Meritokrasi ya da (tabii ki hiç tasvip etmediğimiz) Torrent’ten indirilen e-kitaplar ne olacak?

Balayı için gittiğimiz Edinburgh’da dahi torbalarla kitap aldım, saatlerimi iki metreye uzanan rafları ikinci el kitaplarla tıklım tıkış dolu minicik kitapçılarda harcadım. Tatlı kocam ise ilgisini çeken kitapları incelemeyi bitirdiğinde benim daha çıkmaya hiç niyetim olmadığını görünce çareyi telefonunda oyun oynayarak sabırla beklemekte buldu.

Almanca öğrenmeye başlayalı daha 2 ay olmuşken sadece kapak tasarımını beğendiğim için satın aldığım Almanca kitaplardan, Bozcaada’da gezdiğimiz minicik şahane kitapçıda eskiliğine ve cildine bayıldığım için kesinlikle okuyacağıma inanarak aldığım opera incelemeleri kitabından falan hiç bahsetmeyeyim bile.

abb3b28c-41cc-450f-93bc-8bb9e9a1e98d

Tüm bu karmaşaya hatta tabiri caizse bağımlılığa Japonlar tabii ki bir isim takmış. Tsundoku. Satın alıp henüz okumadığınız / okuyamadığınız kitapları yığma işi. Ya da kitap satın alma hastalığı da diyebiliriz.

Yine babamdan bahsetmeden geçemeyeceğim, kendisi bu durumu hiç de kötü bir şey olarak değerlendirmez, muhtemelen ben de hep ondan yüz buluyorum zaten. “Her kitap baştan sona okunmak için değildir, bazılarının elinin altında durduğunu bilmek dahi insana bir bilinç kazandırır” der.

IMG_6323

Kitap okumaya ayırdığım zamanın peyderpey azalması da ayrı bir dava. Çantamdan hiç kitap eksik etmem, hele ki e-kitap okuyucum cüzdanımla birlikte yanımdan ayırmadığımdır ama eskiden uzun şehir içi ya da şehir dışı yolculuklarda rahat rahat okuyabilirken şimdi midem bulanıyor, başıma ağrılar giriyor. Gece yatağa girince şöyle saati unutacak bi konsantrasyonla kitap okuyayım diyorum, sabah 6’da kalkan biri olarak sızmam en fazla 15 dakikayı buluyor. En sevdiğim kafelerde kitabımla oturayım bir kahve eşliğinde okuyayım diyorum, bir bakmışım kafenin dekorasyonunu Instagram’da story yapmaya dalmışım. Sizin için nasıl bilmiyorum ama artık en verimli okumaları yaptığım yer uçak yolculukları oldu. İnternetsiz, müdahalesiz, anne karnı uğultusunu andıran motor gürültüsü eşliğinde misler gibi okuyorum.

Rivayet olunur ki Umberto Eco’nun 30.000 kitaptan oluşan efsanevi bir kütüphanesi varmış. Evine gelen misafirlerini de bu kütüphaneye verdikleri tepkiye göre ayırt edermiş. “Mösyö Eco ne kadar çok kitabınız var, bunların kaç tanesini okudunuz kuzum siz?!” diye soranlar ve kişisel bir kütüphanenin bir ego şişirme aracından çok bireysel bir araştırma aracı olduğunu anlayabilenler.

Gerçekten kendisi mi söyledi bilmiyorum ama yazıyı Karl Lagerfeld’in bir sözüyle kapatmak isterim. Satın aldığınız her kitapla birlikte onu okuyacak zamanı da satın almalısınız.

Sırf biriktirdiği kitapları okuyacak zaman yaratmak için zamanda yolculuğun icadını sabırsızlıkla bekleyenlere de bilahare selam olsun.

8 thoughts

  1. Yazıyı okurken delicesine kitap atın alma ve eve gidip kitaplarımı sevme hissi duydum :s Uzun yolculuklarda okurken mide bulanması ve baş ağrısı durumu bende de bir süredir peydah oldu çok can sıkıcı. Toplu taşıma ya da cafelerde de okurken bir süre sonra kitap hala elimde ama kendimi ya insanları incelerken ya da mekanı incelerken buluyorum. Benim için en garantilisi evde bir köşeye çekilip okumak sanırım.

    Liked by 1 kişi

    1. Sesli kitapları da aslında çok merak ediyorum, yürüyüş yaparken falan dinlemek çok güzel olabilir ama bizim memlekette pek yaygın bir şey değil sanırım. O da güzel olurdu yollarda dinlemek için aslında.

      Liked by 1 kişi

  2. Hayat hikyalerimizin bu kadar paralel olması gerçekten heyecan verici! :)
    bu aralar yoğun iş temposu ve yeni sahiplenilen minik kedi nedeniyle ben de okumaya eskisi kadar ayıramıyorum ama odam hala en favori yerim. Kapımı kapayıp dünyayı onun arkasında bırakmak sonra o tatlı kelimelerin içinde kaybolmayı özlüyorum. Her bir yazarla farklı tonda bir muhabbet tutturuyor insan. uzun zamandır okumadığın yazarın kitabını okurken ne kadar özlediğini farkediyorsun. Böyle yorumlar yazarken de kendinin bu konuda ne kadar ‘nerd’ olduğunu da keşfedebiliyorsun :)
    Sevgiler :)

    Liked by 2 people

    1. Merhaba Gizem, ne güzel tarif etmişsiniz :) Gerçekten özellikle uzun zamandır okumadığı yazarların yeni kitaplarını okumak nasıl bir mutluluk kaynağıdır! Minik kediniz de eminim bizimki gibi ne zaman kitap açsanız gelip tam ortasına oturuyordur, kediler de bayılıyor kitaplara en az bizim kadar :)

      Sevgiler

      Beğen

  3. Bu şifasız dertten bende de var, cancağazım. Kendi paramı kazanmaya başladığımdan beri rekorum 48 gün, bu sene içinde, o da “dur artık” dediğim için kendime. Benjamin Franklin “Kitaplar sadece okumak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir.” demiş, onu şiar edinip yoluma devam ediyorum. geniş geniş okuma yapabileceğimiz o nadide zamanlara özlemle seni gül yanaklarından, yorgun gözlerinden öpüyorum.

    Liked by 3 people

  4. Yazıyı sanki ben yazmışım gibi hissetim :) Küçükken benim de en mutlu olduğum yerlerden biri Suadiye’deki Remzi Kitabevi’ydi. (Hala da çok severim) Orada kitaplara bakarak geçirdiğim uzun zamanlardaki keyfi bir daha yakalayamadım sanırım. Ve annemin de tavrı aynen sizin babanızınki gibiydi. “Kitaba verilen paraya acınmaz” der o da. Tsundoku’dan muzdaribim ama mutluyum da. En iyi kötü alışkanlık bizimkisi.

    Elinize sağlık :)

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s