Neden kedileri sevmek zorundayız?

Teknik olarak elbette zorunda değiliz ama eğer kendimizi seviyorsak, kedileri sevmemizde de fayda var çünkü bir sabah uyandığımızda onlar dünyayı çoktan ele geçirmiş olabilirler. Hayır, maalesef şaka yapmıyorum. Kendileri sadece aklımızı başımızdan alan bir güzelliğe, içimizi eriten bir tatlılığa ve ağzımızı açık bırakan bir bilgi birikimine sahip değiller, aynı zamanda bize rahatlıkla hükmedecek bir manipülasyon yeteneğine ve eğer hala yola gelmiyorsak kullanılacak kimyasal bir silaha da sahipler. İşte, bunların hepsi ama hepsi evimizdeki küçük şeytanda mevcut.

O zaman önce güzelliklerinden başlayalım. Burası için bilimsel veriye pek ihtiyaç yok ama olsun. Nittono ve arkadaşlarının (2012) araştırması gösteriyor ki konsantrasyon ve dikkat gerektiren işler öncesinde sevimli hayvan fotoğraflarına bakmak, katılımcıların daha üretken ve daha dikkatli çalışmalarını sağlıyor. Demek sadece fotoğraflarına bakmak bile hareketlerimizde birtakım değişikliklere sebep oluyor. Artık neden YouTube’da çılgınlar gibi kedi videosu izlediğimizi biliyoruz. Yazının devamında daha dikkatli olmanız açısından şimdi üzerinize biraz Mahmut kedileri atacağım.

Tabii bu çocuklar sadece görünüşten ibaret değiller, beyin de fazlasıyla onlarda. Mesela, fizik kanunlarına son derece hakimler. Takagi ve arkadaşlarının (2016) gerçekleştirdiği araştırmada, kedi bireyler, önlerine konan kutu ve içindeki objelerin sırrını rahatlıkla çözebiliyorlar. Önlerindeki kutudan tıkırtı geliyorsa içinde bir obje olduğunu ve ilgi gerektirdiğini; ses gelmiyorsa da boş olduğunu ve işe yaramadığını kolaylıkla kavrayabiliyorlar. Fizik kanunlarına aykırı davranan kutulara – ses çıkarmasına rağmen içi boş olan ya da ses çıkarmamasına rağmen içinden obje çıkan kutulara – daha uzun süre bakıyorlar. Neden? Çünkü şaşkınlık, anlam verememe. Bu da demek oluyor ki kendileri sıradan mantık (casual logic) yürütme konusunda oldukça başarılılar. Pes, bugün 35 yaşımda ben yapamıyorum bunu, belli mürekkep yalamış bu çocuklar.

Madem o kadar çok biliyorlar neden gidip bütün gün uyduruk bir kutunun içinde oturuyorlar? Evet siz de haklısınız, bunca asalet, bunca afra tafra ama sonunda girdikleri yer alt tarafı bir kutu. Bazen bir kutu sadece bir kutu olsa da bazen çok daha fazlası. Tabii ki kutunun ilk çağrışımı güvenlik ve korunma. Ne de olsa çocuklar, kutuya girdiklerinde kimse onların yanına çaktırmadan sokulamadığı gibi, daha da önemlisi arkadan da saldıramıyor. Üstelik kurbanları da onların orada olduğunu fark etmediğinden kolayca avlanıp, güvenli bölgelerine hızlıca geri çekilebiliyorlar. İşte, bu yüzden Kedi Okulu’nda ilk ders her zaman kutuculuk. Ancak kutunun küçük dünyalarındaki karşılığı bununla sınırlı değil, kutuları aynı zamanda stresle başa çıkmak için de kullandıkları bir mabet. Vinke ve arkadaşlarının (2014) araştırması, saklanma kutularının barınakta yaşayan kedilerin stres seviyelerini düşürme ve hayat kalitelerini artırmada çok büyük rol oynadığını gösteriyor. Haliyle aynı durum sokaklarda yaşayan kedi dostlarımız için de geçerli. Onlar için hiçbir şey yapamıyorsanız, çöpe atacağınız kutuları onlara hediye ederek stres seviyelerini azaltmalarına ve kendilerini daha güvende hissetmelerine ön ayak olabilirsiniz.

Buraya kadar iyi, güzel, hoş da dünyayı tatlılıkla ele geçirecek halleri yok herhalde değil mi? Bence o kadar da emin olmayın. Herhangi bir kedi ile etkileşimde bulunmuş herkesin bileceği gibi onlar, efendilikte ustalar çünkü öncelikle sadık dostlarımız köpeklerden farklı olarak kendi kendilerinin efendileriler. Zaten evcilleştirilme meseleleri de biraz şaibeli çünkü kedileri evcilleştiren de bizler değiliz, onlar kendi kendilerini evcilleştirmişler. İşte tam da bu sebepten araştırmacılara göre onlar evrimin daha doğrusu doğal seleksiyonun “ışıldayan halkaları”, tıslayan da olabilir. Uzmanlara göre bir hayvanı evcilleştirmeye çalışmak için bazı mantıklı sebeplerin olması gerekiyor. Bize yardım etmesi için ya da eti, sütü için gibi oldukça çıkarcı sebepler. Tabii ki kedi bireylerde böyle bir durum söz konusu bile değil. Hayır, maalesef sadece canları isteyince kafa atarak, kendilerini zorla sevdirmeleri ya da ıslak mama krizleri esnasındaki anlık sempatiklikleri karşılıklı fayda alanına girmiyor.

Tucker’ın araştırmalarına göre kedilerin evcilleşmesi muhtemelen bir kaza sonucu gerçekleşmiş ve bu kazanın temel sebeplerinden biri de kedilerin insan bebeklerine benzemesi. Avlarını pusuya düşürmek ve binoküler görme sebebiyle yüzlerinin ortasında taht kuran o koca gözleri; koklayarak avlanma meselesine girişmedikleri için o minicik kalan hokka burunları; kısa ve güçlü çeneleriyle bezeli o yuvarlak yüz hatları… Evet bunların hepsi Homo Sapiens yavrularının da uzunca bir süre yüzlerinde taşıdıkları özellikler. Yüzlere, özellikle de bebek yüzlerine olan evrimsel yatkınlığımızı ve zayıflığımızı canlarımız kediler sömürmeyecekti de kim sömürecekti?

Diğer bir taraftan inanılır gibi değil ama güncel bir araştırma aslında onların da bizlerle takılmaktan zevk aldığını gösteriyor. Araştırmaya katılan kedilerin %50’si insan temasını ve insanlarla sosyalleşmeyi, yemeğe ve oyuncağa tercih ediyorlar. Üstelik bu oran sadece ev kedileri için değil, sokaklarda ya da barınaklarda yaşayan kediler için de geçerli (Shreve, Mehrkam & Udell, 2017). Hayır, gözüme bir şey kaçmadı, ağlıyorum. Kim bilir Mahmutters, belki de bunca yıllık emeklerimiz boşa gitmemiştir de sonunda onlar da bizi sevmeye başlamışlardır.

Ya da belki de bunun altında da küçük tatlı bir oyun gizli olabilir. Caeiro ve arkadaşları (2017), kedi yüz ifadeleri ile sahiplenilme oranlarını karşılaştırıyorlar. Sonuç olarak ne gözlerinin en anlamlı bakanı, ne de burunların en tatlısı kedilerin sahiplenilme şanslarını anlamlı olarak artırıyor. Bu şansı artıran yegane özellik, kedi bireylerin insanlara sürtünmesi. Evet o çok iyi bildiğimiz sürtünmeler, gelip kafa toslamalar kedilerin sahiplenilme ihtimallerini artırıyor. Aslında kedilerin kendi aralarında bir sevgi göstergesi olarak var olan bu hareketler nasıl oldu da kedilerin, insanlara yapmaya başladıkları bir jest haline geldi? İşte, çünkü evrim. İnsan ve kedilerin gizemlerle dolu karşılıklı evriminde, bir mihenk taşı daha. Bu durumda bize düşen gelip bize kafa atan yavrucaklara ıslak mama vermek, daha ne yapalım? Bu durumda belki de Shreve ve arkadaşlarının araştırmasında kedi bireylerin tercih ettikleri insanlarla sosyalleşmek değil uzun vadede insanlardan daha fazla şey koparabilmektir. Hmmmppfff.

Peki ya o eğer şanslı günümüzdeysek, yanımıza sokulup mırlamalarına ne demeli? Biz o sıcaklıkla eriye duralım, Brown ve Bradshaw (2014) bize bunun da manipülatif bir kontak olduğuna dair uyarıyorlar. Tabii iyi niyetli bir manipülasyon, mırlamalar kedilerin bu esnada ilgi peşinde olduklarının bir göstergesi. Bu ilgi düşündüğümüzün aksine her zaman kedi bireyin ruh halinin pozitif olduğu anlamına da gelmiyor, özellikle stresli zamanlarda ilgi ve yakınlığa daha çok ihtiyaç duyabildikleri için de mırlayabiliyorlar.

Hala kedi bireylerin manipülasyon yetenekleri ile tahtı ele geçirebileceklerine ikna olmadıysanız, son silahlarını da açıklamayı kendime borç bilirim. Zaten buraya kadar kendilerine güzel güzel teslim olmadıysanız belli ki sizi zorla teslim almaları gerekecek. Kedi bireylerin dışkısında Toxoplasma gondii adında bir parazit olabiliyor. Bu parazit, kurbanların beyinlerine girerek, onların avcılarından korkmamalarını, haliyle de fazla direnmeden, avcılarına teslim olmalarını sağlıyor. Bazı araştırmalar bu parazitin kurbanları arasında bizim adımızın da altın harflerle yazdığını ileri sürüyor. *Kıps*

İşte hal böyleyken böyle Mahmutters, ben size dedim, zorluk çıkarmadan özgür iradenizle teslim olun dedim, dinlemediniz. Gelin bu işi kimsenin canı yanmadan halledelim, sokaktaki kedi bireylere evde kullanmadığınız kutular ve eğer mümkünse alacağınız mamalar karşılığında ben de size parazitten korunmanın yolunu söyleyeyim ama önce siz. Yoksa Mahmut kedi birey çetesi peşinizi bırakmaz.

Yazının bonusu da grubumuzun tek tavşan bireyi olan Hank’ten geliyor. “Çok afedersiniz ama benim o kedi kılıklılardan ne eksiğim var?” dedi, biz verecek cevap bulamadık, siz bulursanız seve seve iletirim.

 

Referanslar:

Brown, S.L., & Bradshaw, J.W.S. (2014) Communication in the domestic cat: within and between-species. In: Turner, D.C., Bateson, P. (Eds.), The Domestic Cat. The Biology of Its Behaviour., 2nd ed. Cambridge University Press, Cambridge.

Caeiro, C.C., Burrows, A.M., & Waller, B.M. (2017) Development and application of CatFACS: Are human cat adopters influenced by cat facial expressions? Applied Animal Behaviour Science, 189, 66-78.

Nittono, H., Fukushima, M., & Moriya, H. (2012) The power of Kawaii: Viewing cute images promotes a careful behaviour and narrows attentional focus. PLOS One.

Shreve, K.R.V., Mehrkam, L.R., & Udell, M.A.R. (2017) Social interaction, food, scent or toys? A formal assessment of domestic pet and shelter cat (Felis silvestris catus) preferences. Behavioral Processes, in press.

Takagi, S., Arahori, M., Chijiwa, H., Tsuzuki, M., Hataji, Y., Fujita, K. (2016) There is no ball without noise: Cats’ prediction of an object from noise. Animal Cognition, 19(5), 1043-1047.

Vinke, C.M., Godjin, L.M., & van der Leij, W.J.R. (2014) Will a hiding box provide stress reduction for shelter cats? Applied Animal Behaviour Science, 160, 86-93.

Yazar: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

3 thoughts

    1. Çok teşekkürler, beğenmenize sevindim. Yazının sonunda yine kimin karlı çıktığı belli oldu, her yerden bizi manipüle etmeye devam ediyorlar :)

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s