Nasıl üzülmeliyiz?

Yası, ölüm ve ayrılık gibi çeşitli kayıpların ardından bize kalan fiziksel ve duygusal reaksiyonlar olarak kabaca tanımlayabiliriz. Yaşadık, yaşıyoruz; atlatmış veya altında kalmış da olabiliriz. Buraya kadar olan kısım söz konusu kayıp ile gelen paketin içinde. Yasla ilgili asıl sorun ise kaybı yaşayanın acısının  görmezden gelinmesi, küçümsenmesi ve hatta yargılanması. Böyle bir acı yaşadığınızda çevrenizdekiler insanın fabrika çıkış ayarlarında bulunduğu iddia edilen temel empati yeteneğine sahip değilse ağladığınızda yeteri kadar ağlamadığınız, ağlamadığınızda gidenin anısına saygısızlık ettiğiniz, çok ağladığınızda abarttığınız ve dünyanın dönmeye devam ettiği gerekçesiyle, kısacası her şey için kınanır, eleştirilirsiniz. Bu yüzden geride kalan olmak her bakımdan çok daha zor.

Benim çevremde bu tür insanlar yok ya da kimsenin yası tutma şeklini analiz ettiğimi hatırlamıyorum. Ama sosyal medya sayesinde, tanımadığımız insanlara “mention yapabilme”nin verdiği yetkiye dayanarak onları acımasızca yargılayabilen, ağır eleştiriler yapabilen bir güruhun varlığına tanık oldum.  Açıkçası bu yorumların çoğunun saf kötülükten geldiğini düşünüyorum ama yasın belli bir formatta yaşanması gerektiği fikrinde olan varsa, yani bu acımasızlığın sebebi bir insanın kasten canını acıtmak değil de empati eksikliği ve cehaletse son zamanlarda tesadüfen arka arkaya izlediğim üç filmi öneriyorum. Belki yaşamaya gerek kalmadan önyargılar yıkılır.

MV5BMjI3ODMzOTYxNl5BMl5BanBnXkFtZTgwOTcyMDIyODE@._V1_SX1777_CR001777743_AL_

Arka arkaya izlediğim üç film de geride kalana odaklanıyor. Demolition’da Jake Gyllenhall’ın oynadığı karakter karısını kaybediyor. İnsanlar ondan derin üzüntü, gözyaşı kısacası alışılmış şekliyle yas bekleseler de onun tepkisi her şeyi yıkmak oluyor. Juliette Binoche’un Bleu’daki hali kadar nazik de değil üstelik, buzdolabını parçalara ayırıyor, evdeki eşyaları kırıyor ve hatta evin kendisini dozerle yıkıyor.

sea-of-trees-gus-van-sant-matthew-mcconaughey-tuiokunomori-sub01-760x506

The Sea of Trees’te de benzer bir kayıp var, Matthew McConaughey’nin canlandırdığı profesör karakteri, karısının ölümü ardından bol bol düşünce, anı ve sorgulama eşliğinde kendini Japonya’daki Aokigahara Ormanı’nda buluyor. Fiji Dağı eteklerindeki bu orman çok sık ağaçlar ve tehlikeli kayalıklar ile ünlü. Ağaç Denizi ismi verilmesinin sebebi de bu ve ormanın asıl ünü intihar için seçilmesi. Her yıl 100’e yakın kişinin kendini öldürmek için ormana geldiği tahmin ediliyor.

17RUDDERLESS-master1050-v2

Rudderless ise belki de en dokunan film oldu. Bu sefer üniversite öğrencisi oğlunu kaybeden bir babayı görüyoruz. Bu kayıp diğerlerinden biraz farklı o nedenle babanın durumu çok daha zor. Daha fazla detay vermek istemiyorum ama yas konusundaki fikirlerinizi bu filmleri izleyerek tekrar gözden geçirebilirsiniz. Yaşadığınız kayıplar varsa da hissettikleriniz ve hatta hissetmediklerinizle ilgili kendinizi sorgulamayı bırakırsınız belki.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s