Edebiyatın floresan lambası: Mary Gaitskill

maryg2

Mary Gaitskill fotoğraflarına bakıldığı anda bile korkulması gereken bir kadın olduğunu belli ediyor. Yaptığınız esprilere kibarlık olsun diye gülmeyecek, onu sıktığınızı hiç çekinmeden belirtecek, konuşmanın orta yerinde cinsel içerikli ve rahatsız edici bir yorumu gözyaşı bombası gibi ortaya atacak bir yazar. İncecik yüzü, kalemle çizilmiş ve özenle yerlerine oturtulmuş gibi duran yüz hatları, büyüklüğüne rağmen zerre sevimlilik taşımayan gözleri ve soğukluğunu daha da vurgulayan platin sarısı saçları yazılarını ne kadar sevse de hayranlarını uzak tutmaya yarıyordur eminim ki.

Pek hayranı olduğum James Spader’ın başrolünü aldığı alışılmışın dışında olsa da romantik komedi sayılan Secretary filminin senaryosunun ilhamını aldığı fakat meselenin özünü kenarda bıraktığı öykünün yazarı Gaitskill sıklıkla korkutucu, karanlık gibi kelimelerle niteleniyor inceleme yazılarında. Oysa ki kendisi benim gözümde floresan ışık aydınlığı ile aynı. Evden çıkmadan önce banyonun sarı ışığında kendinizi beğenerek gülümsedikten sonra iş yerinin tuvaletinde yüzünüzdeki damarları, sivilceleri ve kılları hiç de acımadan ortaya koyan cinsten bir ışık. Hayat kadınlığı, BDSM, uyuşturucu gibi romantize edilen meseleleri, kız arkadaşlık, sevgililik gibi sıradan olayları konuşulmayan her açıklığıyla ve rafine, Nabokov-vari diliyle öyle bir ortaya koyuyor ki okuyucu kendisine hayranlık ve battaniye altına girip dış dünyayla bütün ilişkiyi kesme isteği gibi iki duygunun arasında gidip geliyor.

Gençliğinde fahişelik, striptizcilik gibi meslekleri de olmuş Gaitskill çokluk seksle anılsa da öykülerini ve romanlarını sırayla okduğunuzda asıl yineleyen konunun güç dengesi ve zayıflık hakkında olduğunu kavrıyorsunuz. Bunu sadece kendi tecrübe ettiği yollar yardımıyla anlatmayı tercih ediyor o kadar. Yaşlandıkça elini seks ticareti ve uyuşturucu ortamlarından çekip koruyucu annelik yapmaya başladığı için son öyküleri ve Baileys ödülü adayı olan son romanı The Mare de bunu konu ediniyor.

Mary Gaitskill’i ilk okumamdan bu yana sekiz yıl geçmiş fakat asıl derdini geçen haftalarda Bad Behavior kitabını tekrar karıştırdığımda anladım. Amacı basit bir güçlü-zayıf çatışmasını ortaya koymaktansa herkesin güçsüz olduğu önkabulü ile zayıflığını ortaya koymaktan utanmayanlar ve zayıflıklarını hatırlamamak için derinlere gömenlerin aralarındaki sorunları anlatmakmış. Böylece bütün insan ilişkilerine bakışım dahi değişmeye başlamış oldu. Bir bakıma bizi biz yapanın beğendiklerimizden çok kaçındıklarımız, sevdiklerimizden çok korkularımız olduğuna inanmaya bile başladım diyebilirim.

Neyse, beni bırakalım Mary’den bahsetmeye devam edelim (evet, samimileştim). Öncelikle birkaç uyarı yapayım, feminist değil. En azından bildiğimiz basmakalıp anlamıyla. Cinsiyet çalışalarının işi gereksiz sulandırdığına inanıyor, cinsiyet sosyal bir yapıdır diyen öğrencisine “Pantolonunu indir bak, cinsiyet orada.” diyen bir kadın. Böyle deyince kıraathanedeki Hilmi Amca’dan bahsediyormuşum gibi oldu ama gerçekten öyle değil. Nasıl desem, kelimenin gerçek anlamıyla hayat üniversitesinden mezun olmuş biri, amfide öğrenemeyeceğimiz kadar yaşamış. Rızanın önemini kitaplardan değil striptizcilik yaptığı yıllarda komşusunun kendisini banyoya açtığı delikten gözlerken yakaladığında hissettiği tiksintiden anlamış. O yüzde katılıp katılmamak size kalmış olsa da kendine özgü bakış açısından mahrum kalmamanızı tavsiye ederim. Katılmazsanız hiç olmazsa gerçekten güzel yazılmış -sonları havada kalmış olsa da- öyküler ve romanlar okumuş olursunuz.

Mary Gaitskill’in maalesef hiçbir kitabı Türkçe’ye çevrilmedi, yayınevleri umarım bu konuda bir adım atarlar. Okumak isteyenler eminim ki kimi öykülerini internet üzerinde bulup yurtdışından sipariş gibi zahmetli bir işe girmeden önce deneme şansı elde edebilirler. Uyarıyorum, yazıları küfür, grafik anlatım, rahatsız edici seks sahneleri içeriyor ve kısa süreli hayattan aldığınız zevki minimuma indirebiliyor. Ama çoğumuzun kenarından bile geçmediği dünyaya uzaktan da olsa bakma fırsatını veriyor, dahası kendimizinkiyle arasındaki paralellikleri de bir bir ortaya koyuyor. Yani kurgu okumanın asıl amacını yerine getiriyor. Yine de moraliniz çok bozulursa beni suçlamayın.

3 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s