Gerçekten bu kadar yorgun muyuz?

Kime sorsam şikayet ediyor, herkes bezgin. Kimse bi şeyi de şevkle, heyecanla yapmıyor, herkes yapması gerektiği için yapıyor. Pis pis tipler olduk yemin ediyorum; ruhsuz, heyecansız, mutsuz tipler. Benim yaşım 34, çevremdekiler de artı eksi beş hesabından 29 – 39 yaş arası deyin. Kiminle konuşuyorsam işinden nefret ediyor, zorla götünü kaldırdığı sosyal aktivitesinden de nefret ediyor, yeri geliyor beraber selfie çektiği en tatlı arkadaşından da. O fotoğrafın çekildiği kahvaltı mekanına biraz da gitmek zorunda olduğu için gidiyor aslında. Mekandan çıkarken içinden mırıl mırıl söyleniyor belki. O kahvaltı mekanındaki arkadaşı da onu mutlu etmiyor, o da hepimizin darala darala düşündüğü şeyleri anlatıyor bize çünkü. Müdürünü çekiştiriyor, erkek / kadın arkadaşını şikayet ediyor, anasını babasını anlatıyor.

Ay benim müdürüm mükemmel, partnerim dünya tatlısı, anam babam da Norveçli çünkü. Ne değişik bir konu!

Ne ara bu kadar yorulduk? Daha yaşımız başımız kaç? Bu kadar neden şikayet ediyoruz her şeyden? Ben de işte, hepimizden biriyim. Aynı şeyleri düşünüyorum; yeri geliyor hiçbir şey yapmadığım bir gün, kendimi dünyanın en yorgun adamı ilan ediyor, yeri geldiğinde en yakın arkadaşımdan gelen mesajı görünce “Off Pelinsu da sıkıyor beni ha!” deyip göz deviriyorum. Bir de tüm bunlar yaşanırken, sosyal medya denen cehennem ateşinden bazı tipler çıkıyor karşımıza; hep fit, hep sağlıklı, hep mutlu, hep güzel gözüken tipler. Hiçbir sosyal aktiviteden geri kalmayan, çok güzel bir işi var gibi gözüken, kimsenin giymediklerini giyen, durmadan kitap okuyabilen ve okudukları kitabi bize göstermeseler ölecek olan insanlar.  Bunların hepsi güzel şeyler eminim. Kimseyi yaptığı ve mutlu olduğu şey için yargılamak haddime değil, sadece şaşırıyorum. Çünkü genelde yorgun ve mutsuz olduğumuzu düşünüyorum.  Bu tatlı mutsuzluk mahallesinde gezinirken, gezinmeye niyetim olmasa bile milletin oflamasıyla poflamasıyla o mahalleye itilirken, başka  birilerinin çok planlı, çok idealist, çok çılgın, çok sağlıklı, çok stil sahibi olmasını kafam almıyor.

Annem 42 sene öğretmenlik yaptı. Anne örneği ile Freud Freud karşınıza çıkmak istemiyorum ama kadın akşam eve gelince binlerce şey yapar, sonra bir ara salonda koltuğa çekilir, onlarca yazılı kağıdı okurdu. Biz çok klasik bir aile değildik; babam hep başka ülkelerde çalıştı, ablam çok uzaklarda okudu falan ama bir dönem o kadın da hepimizin gömleklerini ütüledi, hepimize her akşam yemek yaptı, evi hep temiz tuttu. Sanki başka işi yoktu yani? Bir mesleği var sonuçta, öğretmen o, önceliği o olmalı değil mi? Ben Hollanda’da kurumsal köpeklik yaparken 10 tane gömlek ütülediğim zaman hayata lanet ediyordum. E annemi düşünüyorum şimdi; benim gömlekler, ablamın gömlekler, babamınkiler…Bu işlerin sadece ailenin annesine (bu da sevimli tanım; ailemizin annesi) kalması zaten çok çirkin ama annemi hiçbir zaman “nalet gelsin!” derken bulmadım. Ya da o çok dedi de ben anlamamazlıktan geldim çocuk aklımla ne bileyim. Ben 10 gömlek ütüledikten sonra kendime koltukta iki saat yatmayı hak gördüm, o görmedi. O mu yorulmadı? Ben mi abarttım?

Her şeyden çok çabuk sıkılıyor, çok çabuk yoruluyoruz. Nedenini bilmiyorum, ama rahatsızım. Daha güçlü, daha işleri “şakır şakır” halledebiliyor olmamız lazım sanki. Bir de daha genciz yani, ne olursa olsun. Hepimiz İzmir kasabasında oturamayız arkadaşlar, organik tarım yapamayız hepimiz, cafe de açamayız her birimiz haberiniz olsun. Sosyal medya fenomeni olup da keriz parasını cebine indirmek isteyenler varsa, onlara da kötü haber; o herkese olmuyor. İlk düşünen, şansı ve aklı yaver giden  yapabiliyor bunu. Bu kadar yorgun, bu kadar mutsuz olmamamız lazım. Tüm bunları yazarken Türkiye’nin ne kadar bezdiren bir ülke olduğunun bilincindeyim tabii ki ama kimse bize acımıyor biliyorsunuz değil mi? Yani acıyan vardır belki ama, acımaları bir işe yaramıyor.

Koşullar daha zorlu, daha çetin, daha sinir bozucu. Ama yorulmak için çok erken. Değil mi? Zivziv konuşup kendi kendime mi esip gürlüyorum yoksa? Elimizden geleni yapacağız, başka çaremiz yok. Mutsuz selfie fotoğraflarımızı da en fazla 100 kişi beğenir, bununla tatmin olamayız. Bu da işe yaramaz yani. Toparlanıp yola çıkmalıyız. Yolumuzu kesen olursa bi durur, ara veririz. Daha kötüsü olamaz. O, her fırsatta benim de yığılıp kaldığım koltuğa daha az uzanmak için bir çözüm bulmamız lazım.

7 thoughts

  1. Henüz 28 yasindayim ve kendimi hemen hemen hergün bir seylerden yakinirken buluyorum. Ay neden tren gec geldi, efenim ne ara ev bu kadar kirlendi ya da bisikletin tekerligi ile simdi kim ugrasacak vs… Halbuki 20’li yaslarimin basinda yaptigim her seyden zevk alirdim. O ani yasadigim icin yüzüme kocaman bir gülümseme yerlesirdi. Sanirim aradan gecen zamanda, kendim icin bir seyler yapmayi birakip, baskalari icin calistikca ‘an’in keyfini yasamayi unuttum. He, her sey ne ara bu noktaya geldi? Iste bu sorunun yanitini bir türlü veremiyorum..

    Beğen

  2. Daha küçük bir hayatın hayalini kurup bunu gerçekleştirmek bir anda olabilecek bir şey değil, ama kurumsal kölelikten kurtulmayı ve metropolde yaşamamayı herkes değil ama bu bahsedilen 29 – 35 yaş grubu aralığındaki gerçekten isteyenlerin hepsi yapabilir bence. İzmir kasabası, cafe olmadan da olabilir bunlar, cesaret kadar umutsuzluk da bulaşıcı olduğundan bunu belirtmeden duramadım. Sevgiler

    Beğen

  3. Bu tatlı mutsuzluk mahallesinden çıkın, gezinmeyin oralarda çocuğum.. Tebdil-i mekanda yarar vardır. Toparlanıp yola çıkın geç kalmış sayılmazsınız. Evet sizlere kirlenmemiş tertemiz bir dünya sunamadık. Bizim gençliğimizde de sorunlar vardı ama biz umutsuz olmadık zaman zaman mutsuz olsak da..Ne diyor dava adamı büyük şair” Yaşamak güzel şey be kardeşim.” yolunuzu umutsuzluk kesmesin buna izin vermezseniz dünyanız
    daha güzel olacaktır eminim. “Bu işlerin sadece ailenin annesine (bu da sevimli tanım; ailemizin annesi) kalması zaten çok çirkin ama annemi hiçbir zaman “nalet gelsin!” derken bulmadım.Ya da o çok dedi de ben anlamamazlıktan geldim çocuk aklımla ne bileyim. ” diyorsun ya çocuğum …Sizlerle, işimle ilgili ne yaptıysam yüksünmeden, severek yaptım.”Sevmek, en kutsal dindir”. Sen masayı hazırla çocuğum gerisi gelir. Gene ana gibi gene öğretmen gibiyim değil mi?

    Liked by 2 people

  4. Ozan Bey’ciğim, oturduğumuz yerden bık bık söylenmeyi bıraksak sanki azalacak bu yorgunluklar da. Öte yandan bahar gibi insanı yaşamaya zorlayan bir oluşumdan bile yorgunluk devşirmiş bir canlı türüyüz, o yüzden, pek emin olamadım :) Yine de denemeye değer, eksik olma, yazın umut verdi.

    Beğen

  5. ne güzel özetleyip, toparlayıp anlatmışsınız :) ben mesela bu yazıdan da; yaşasın yalnız değiliz, hiç de az değiliz, o zaman aynen devam, yaşasın tembellik diye kendime bir ders aldım. hep yazın, çok yazın

    Liked by 1 kişi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s