Meditasyon, sen bizim her şeyimiz(mi?)sin!

Bundan sekiz dokuz sene evvel meditasyon benim için yalnızca annemlerin birkaç arkadaşının yaptığı, hatta babamın da bir süre araştırıp, pratiğe döktüğünü bildiğim bir uygulamaydı. Meditasyon yaparken bağdaş kuruluyor, eller dizlerin üzerinde dinleniyor ya da işaret parmağı ile başparmak uçları birleştirilerek o halde bırakılıyordu. Uzaktan bakınca meditasyon yapan kişi sakin ve sessizdi, içeride neler olduğunu ise bilmiyordum, çünkü daha evvel hiç meditasyon deneyimim olmamıştı.

meditation02-600x600
illüstrasyon: Kim Welling

Yoga yapmaya başladığımda (2009 yılıydı yanlış anımsamıyorsam), pek çok derse girip çıkıyor, hem bedenimin arındığını, gevşediğini, rahatladığını fark ediyor, hem de mental olarak kendimi daha iyi hissediyordum. Bir gün, gittiğim yoga stüdyosunda verilen ücretsiz meditasyon derslerinden birine girdim. Sınıftan çıktığımda ise evvelden tanıyıp bildiğim, ancak aynı anda bir araya gelebileceklerine ihtimal vermediğim duygulardan oluşan bir kokteyl içmiş gibiydim: sükunet, şaşkınlık, korku ve sevinç. Evet, hepsi birbirine karışmıştı ve eve dönüp ya da bir yerlerde oturup, hepsini tek tek incelemeye ihtiyaç duyuyordum. Sakindim, çünkü nefesimi izlemiştim, ‘an’da olmayı bir süreliğine de olsa deneyimlemiştim ve nefesin bedenime giriş-çıkışının ritmine uyumlanmak beni sakinleştirmişti. Şaşkındım, çünkü meditasyon hiç de önceden olduğunu sandığım şeye benzemiyordu. Bağdaş kurmam ve ellerimi o şekilde (mudra dendiğini daha sonra öğrenecektim) tutmam gerekmiyordu; önemli olan omurganın nötr olması (yani çok öne eğilerek ya da kaykılarak değil, tam olarak sırtımızı duvara dayarmış gibi durması) ve oturma kemiklerimin üzerinde rahat bir oturuşta olmamdı. Korkmuştum, hem de nasıl korkmuştum, çünkü içime bakmaya başlamıştım bir süre sonra: bulut bulut geçiyordu duygularım, düşüncelerim, geçmişe ve geleceğe dair vesveselerim, yapmayı planladıklarım ve gündüz düşlerim. İçime bakmak ürkmeme sebep olmuştu, ya sevmediğim, beni rahatsız eden şeylerle karşılaşırsam ne olacaktı? Tüm bu duygulara bir de sevinç eklenmişti ve bunun ‘çünkü’sü yoktu; yalnızca içimde o coşkuyu hissediyordum.

magoz-illustration-meditation-and-mindfullness
illüstrasyon: Magoz

Aslına bakarsanız meditasyonun tek bir çeşidi yok. Dinsel kökenli meditasyon tekniklerinin yanı sıra, çeşitli Uzak Doğu öğretilerinin ve hatta yoganın Batı’da tanınmasının ardından ortaya çıkan pek çok meditasyon stili var. Sakince oturularak yapılan pasif meditasyon tekniklerinin yanında, müzik ve hareketlerle, hatta yürürken uygulanan meditasyonlar da mevcut. Bir ses, bir sözcük, bir cümle tekrarlayarak (mantra da diyebiliriz) yapılan, gözler açık ya da kapalıyken yapılan meditasyon teknikleri de var. Çok uzatmayacağım, türlü türlü meditasyon tekniği var ve deneyip, size nasıl hissettirdiğine bakabilir, dilediklerinizi düzenli bir pratiğe dönüştürmeye başlayabilirsiniz.

00_CD_Meditation_HERO
illüstrasyon: Christopher DeLorenzo

Benim asıl bahsetmek istediğim şey meditasyonun tarihçesi, çeşitleri ya da nasıl uygulandığından ziyade, insanların hayat kalitesinde meditasyonun önemi. Burada cümlemi ufak bir klişe sosuna bulayarak size, “21. yüzyılda her şey inanılmaz bir hızla ilerliyor ve insan bu kadar hızla ilerleyen teknolojik, ekonomik, sosyal gelişmeleri takip ederken bitap düşüyor,” şeklinde sunmayı düşündüm ama sonra zaten görünen köyün kılavuz istemeyeceğini anladım. Hangimiz bitkin hissetmiyoruz ki? Ya da endişeli? Sokağın kalabalığı, sosyal medyada karşımıza çıkan haberler, bir yakınımızı kaybetmenin verdiği hüzün, banka hesabımızda gün be gün azalan paracıklarımız. Hepimiz bir şeylere takılıyoruz ve –bunu söylediğim için beni affedin ama- anı kaçırıyoruz. An’dan kastım etrafta olan bitenlerden de öte, içimizde olan bitenler. İçimizi hep erteliyoruz. Oysa onun da ilgiye ihtiyacı var. Meditasyon, gün içinde ister iş yerinde, ister evde, ister sahilde çayır çimen üzerinde, isterse metroda iş çıkışı kalabalığının içinde olalım, bize farkındalıkla içimize bakma imkanı sağlıyor.

Sessiz olmak zorunda değilsiniz, bağdaş kurmak zorunda değilsiniz, gözlerinizi kapalı tutmak zorunda bile değilsiniz. Meditasyon yaparken, ‘Yanlış yapıyorsun,’ diye bir şey yok zaten. ‘Yapamamak’ yok. Nefesinizi izleyin, zihninize üşüşen düşünceleri fark edin ve sonra yeniden nefesinize dönün. Söylenebilecek en basit meditasyon tekniği bu olabilir sanırım.

Yüz yıllardır pek çok insanın hayatında olan meditasyon, son yıllarda iyiden iyiye popülerleşti. Anksiyetelerimiz ve bizi strese sokan şeyler arttıkça, meditasyonun uzattığı yardım elini daha sık tutmaya başladık. Beynimizin problem çözme ve plan yapma konularında yetkili prefrontal korteks bölümünün daha aktif hale geldiği, acil durumlarda ‘savaş ya da kaç’ uyarısını gönderen amigdala bölümünün ise ufalarak, anksiyete ve stresin azalmasını sağladığı söyleniyor. Üstelik, vücutta doğal olarak üretilen ve serotonin gibi ‘mutluluk hormonu’ olarak da bilinen dopamin seviyelerinin de düzenli meditasyon pratiği ile arttırılabildiği gözlenmiş.

meditation-card-basic-01-blog480
illüstrasyon: Sam Kalda

Her ne kadar pek çok yoga stüdyosunda ücretsiz meditasyon dersleri olsa da, internette bile size çeşitli yönlendirmelerle meditasyon yaptırabilecek hocalara ulaşmanız mümkünse de, başlamak bazen zor geliyor insana. İçimizde birileri konuşuyor, “Ya doğrusunu yapamazsam?” , “Her gün düzenli yapamayacaksam hiç başlamayayım daha iyi,” ya da “Ne fayda sağlayacak bana öylece oturup, gözlerimi yummak, sıkılırım ben,” diye. Bir kere daha yazmak istiyorum: Meditasyonda doğru ya da yanlış, muhteşem meditasyon yapmak ya da feci meditasyon yapmak diye bir şey yoktur. Herkesin zihni oradan oraya koşturur en başta. Yalnızca günde on beş dakika, dilediğiniz bir meditasyon tekniğini pratik edin, ardından karar verin derim. Yardımcı olması açısından Calm, Headspace, Zazen, Simple Habit ya da  Insight Timer gibi aplikasyonları önerebilirim, ücretsiz stüdyo derslerine gidebilirsiniz vaktiniz varsa. Seçenek çok!

Size, “Meditasyon hayatımı değiştirdi,” demeyeceğim, o kadar iddialı laflar etmeyi doğru bulmuyorum. Ama sakinleştirdiği, bir gecede mucizeler ummadığım için zaman içinde etrafıma ve kendime olan farkındalığımı arttırdığı bir gerçek. Kitaplarını çok severek okuduğum Budist rahibe Pema Chödrön’ün de söylediği gibi: “Meditasyon pratiği şu anda olduğumuz kişiyi çöpe atıp, daha iyi biri haline gelmekle ilgili değildir; şu anda olduğumuz kişiyle arkadaş olmamızı sağlar.” Denemeye değer mi, ne dersiniz?

 

Yazıyı hazırlarken faydalandığım, sizin de göz atmak isteyebileceğiniz linkler:

6 thoughts

  1. Dün insight timer indirip beş dakikalık meditasyon denedim. Beş dakika boyunca hiçbir şey yapmadan durmak çok iyi geldi. Teşekkürler! <3

    Beğen

  2. Yakin zamanda farkli bir tarzi olan hocanin yoga dersine katildim, kendisi derse kocaman bir canla geliyor, ve dersin sonunda 10 dk Shavasana pozunda bu cani farkli ritimlerde caliyor. Inanilmaz bir duygu, o sesin beni alip goturdugu yerler bambaska. Hic ummadigim anilarim kafamdan birbir geciyor. Boyle bir imkan bulursan denemeni tavsiye ederim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s