Her eve lazım: Kitap kulübü

Ozan’ın Mahmut’a yazdığı son yazıyı okuduğum sırada, “Sahi, ben de bu kadar söyleniyor, sürekli kendimi yorgun hissediyor olabilir miyim?” diye sordum kendi kendime. Söylenme, şikayet etme faslına genel olarak bir arkadaş buluşması sırasında on dakika kadar ayırıp (çünkü Türkiye’de yaşayıp asla şikayet etmezseniz bir yerlerinizde ur filan çıkarabilirsiniz), ardından okuduğumuz kitaplara, Süreyya Operası’nda neler olup olmadığına, bir hafta sonu buluşup nerede piknik yapacağımıza, hayatımızda vermemiz gereken önemli kararlara, başımıza gelen gülünç şeylere, Rossmann’dan aldığımız temizlik bezinin ne kadar iyi olduğuna filan geçiyoruz. Açıkçası zaten kitaplardan söz etmeye başlayınca benim için muhabbetin çok daha tatmin edici olduğunu hissediyorum. Ne mutlu ki etrafımda böyle arkadaşlarım var ve birkaç ay evvel çok yetenekli bir müzisyen olan arkadaşım Simge ile “Neden bir kitap kulübü kurmuyoruz?” diye sorduk birbirimize. Yalnızca ikimiz olacaktık, böylece buluşmamız nispeten daha kolay olacaktı; okuduğumuz kitapları paylaşacaktık ve dileyen daha sonra gidip o kitabı alıp, okuyabilecekti. Aynı zamanda, son dönemde bilgisayara ve telefona bakıp durmaktan çok da uzun saatler kitap okuyamadığımızı fark ediyor, Gülşen’in de Tsundoku yazısında söylediği gibi, ancak uçakta ‘gerçekten’ bir kitaba yoğunlaşabildiğimizi seziyorduk. Yani biraz da hakkını vere vere kitap okumak ve kitabı süründürmeden okuyup bitirebilmek, ardından da dilediğimiz gibi üzerinde konuşabilmek için kurduk -mini- kitap kulübümüzü.

 

İlk sorumuz elbette, “Ne okusak?” oldu. Kitapçıları dolaştık, bir sürü kitap arasında kaybolduk ve öncelikle roman okumak istediğimize karar verdik. Çok kalın olmasın istedik ki okuyup, çok vakit geçirmeden buluşabilelim. Sonunda Christine Orban’ın yazdığı ve Birsel Uzma’nın çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıkan, Virginia Woolf ile Vita Sackville-West’in ilişkisini ve Woolf’un bu ilişkiden ilham alarak yazdığı Orlando romanının oluşma sürecini anlatan Virginia ve Vita’da karar kıldık. İki hafta sonra buluştuğumuzda kitabın pek çok yeri çizilmiş, notlar alınmış, yazım hataları acımasızca eleştirilmek üzere post-it’lenmişti; hatta ikilinin hayatlarına dair başka ilginç bilgilerle de donanmaya hazırdık çünkü kitapla yetinmemiştik. Kadıköy’de buluştuğumuz günün aynı zamanda Virginia Woolf’un doğum günü olduğunu da bu sayede fark ettik ve çok hoşumuza gitti. Uzun uzun kitaptan bahsettik, oradan başka yerlere gittik, yaratıcılık, kadının yaratma gücü üzerine uzunca konuştuk. Yani diyeceğim o ki, bu kitap kulübü buluşması bizi ‘kahvelerimizi içerken bir şeylerden dert yanalım’ modundan çıkarıp, bambaşka bir aleme götürdü.

Processed with VSCO with f2 preset

İkinci kitabımız ise Maya Kitap’tan Avi Pardo çevirisiyle (ki Pardo’nun çevirdiği her kitabı gözüm kapalı alabilirim, öyle beğeniyorum) Alâ El Asvani’nin yazdığı Yakupyan Apartmanı oldu. 90’lı yıllar Mısır’ında Yakupyan Apartmanı’nda oturan kişilerin hayatlarından kesitler sunarken bir yandan da dönemin siyasi ve kültürel değişiminin ne tür olaylara yol açtığını anlatan romanı ikimiz de büyük bir iştahla okuduk. Kitap kulübünün güzel yanlarından birinin de bu olduğunu anladım o sırada: iştahla okuyor ve karşınızdakiyle konuşmak, paylaşmak, hak vermek ya da başka bir gözle değerlendirebilmek için sabırsızlanıyorsunuz. Elbette kendi kendime seçtiğim, okuduğum ve bitirdikten sonra kafamın içinde evirip çevirdiğim, ardından da kütüphaneme ya da başucuma koyduğum kitapların da hakkını vererek okuduğumu düşünüyorum, ancak başka biriyle o kitap üzerine uzun uzun konuşacağını bilmek insana başka bir -tatlı- sorumluluk yüklüyor. Hoşuma giden bir şey bu.

Processed with VSCO with f2 preset

Yakupyan Apartmanı‘nı okuyup bitirdikten ve üzerine bol bol konuşup, bizde olan bitenlerle bir sürü paralellik kurduktan (o sırada bir beş dakika söylenmiş olabiliriz) sonra sıra geldi üçüncü kitabımıza. Türk ve kadın yazarlar üzerinde durduk, yeni çıkan bir yazar okumak istedik ve Zeynep Kaçar’ın Sel Yayıncılık’tan çıkan Kabuk isimli romanını okumaya karar verdik. Bir süre sonra birbirimize romanın bizi çok sarmadığını itiraf ettikten sonra (ikimiz de kibarlık edip söyleyememişiz meğer) Simge, “Tanpınar’ın Huzur‘unu okumuş muydun?” diye sordu. Okuyalı çok olduğunu ve Ahmet Hamdi Tanpınar okumaya asla hayır diyemeyeceğimi söylediğimde ise bir sonraki kitap kulübü kitabımız belli oldu. Muhtemelen Mayıs ayı içinde Huzur üzerine konuşmak için buluşacağız. Sonra da bakalım neler neler okuyacağız.

tumblr_olqlwbOkvP1s4ha95o1_1280

Sosyal medyada katılmak üzere pek çok kitap kulübü bulabilir, edebi zevkine ve sohbetinin güzelliğine inandığınız arkadaşlarınızla kendi kitap kulübünüzü kurabilirsiniz. Az kişi olması avantaj sağlıyor bence, çünkü herkesin uyabileceği ortak yer ve zaman bulmak büyük şehirlerde her zaman kolay olmayabiliyor. Okunan kitaplar kütüphanenin bir yerinde ufak ufak birikmeye başlayınca da insanın hoşuna gidiyor. Nasıl gitmesin ki? Arkadaşlarınlasın (ya da sana tamamen yabancı insanlarlasın, bunu da tercih edebilirsiniz, ilginç olabilir) ve kitaplardan, edebiyattan, hayattan konuşuyorsun. Bence her eve lazım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s