Ben ölmeden önce bir sürü sebebim oldu *

13 Reasons Why izlemeye başlamam “Bu dizi bana çok iyi geldi, kafamı boşaltmama yarıyor.” önerisiyle oldu. Bir süredir, yemek yerken izleyebileceğim; Man Seeking Woman gibi boş boş bakmalık ve eğlenceli seyirlik peşinde olduğum için hemen öneriyi dikkate alıp konusunu sordum. Açıkcası, intihar eden liseli bir kızın ardında bıraktığı ve intiharına giden yolda yaşananları anlattığı kasetler (Evet, kaset. Canlı ve stereo.) hakkında olduğunu duyunca bu işten biraz işkillendim. Yine de pek sevdiğim My Mad Fat Diary‘i anımsattığı ve sadece 13 bölüm olduğu için Netflix‘in Jay Asher‘ın aynı isimli romanından uyarlanan bu dizisine bir şans vermek istedim.

Hannah Baker, 17 yaşında bir lise öğrencisiyken hayatını sonlandırmaya karar veriyor. Ardında ise sevdiklerini teselli ettiği bir veda mektubu yerine, hayatını neden sonlandırmak istediğini anlatan 7 adet kaset bırakıyor. Her bölüm, kasetin bir yüzünü ve kasetin o yüzü ile ilişkili kişiyi ele alıyor. Bizler hikayeye, kasetlerin esas oğlan Clay Jensen’ın eline geçmesiyle dahil oluyoruz. Clay, psikolojik sorunları sebebiyle Çılgın Bediş gibi gündüz düşlerine daldıkça, biz de neler yaşandığını onun gözünden izliyoruz.

Kendi hezeyanlarıma dalmadan önce dizinin müziklerine değinmek istiyorum. Birkaç bölümde posterlerini de gördüğümüz Joy Division‘ın dizide ayrı bir yeri var. Zaten ilk bölüm  kapanışını Love Will Tear Us Apart ile yapınca bunu gayet iyi anlıyorsunuz. Bunun dışında Killing Moon ve The Night We Met ilk anda aklıma gelenlerden. Şarkı seçimleri kadar, kullanıldıkları sahneler de insana keyif veriyor. Bazen tam da yerinde tanıdık bir şarkı duyup gülümserken, bazen de şarkının etkisiyle -yine tam da yerinde- kalbiniz iyice paramparça olabiliyor. (Yazar burada sümüğünü çekip gözlerini pijamasının koluna siliyor.)

Bana iddia edilenin tersine, bu diziyi izlerken kafamı boşaltmak pek mümkün olmadı. Zaten sonradan ortaya çıktı ki, kafa boşaltmaktan kasıt iş-güç gibi günlük dertleri düşünmemekmiş. Evet, günlük hayattan uzaklaştırıyor belki ama, güzel bir geçmiş muhasebesine sokuyor. Mesela ben, sırf bana aşık olduğunu anladım diye kötü davrandığım ve yaklaşık yirmi yıldır görmediğim ortaokul arkadaşımı düşünürken buldum kendimi. “Acaba kimlerin kalbini kırmıştım? Acaba kimler kalbimi kırmıştı? Ya atlatamadılarsa? Ya atlatamadıysam?” Ben uykumdan olup yatakta döne döne bunları düşünedurayım, dizinin oyuncularından Kate Walsh “Bu dizi okullarda izletilmeli” demiş bile.

Dizinin müzikleri dışında bir başka güzelliği ise siyah-beyaz gibi kesin çizgilere sahip olmaması. Hayattan çok uzaklaşmıyor. Hannah’a sürekli hak verip, kalan herkesi kötülemiyor. Dizinin kahramanlarından Tony’nin de belirttiği gibi, haklı veya haksız; doğru veya yanlış, Hannah bize kendi yorumuyla hikayesini anlatıyor. Bu noktada ise aklıma Frederic Beigbeder‘in Aşkın Ömrü Üç Yıldır‘daki satırları geliyor: “Benjamin Constant’ın romanı Adolphe’un sonunu hatırla: Hayattaki en büyük sorun verilen acıdır ve en mahir metafizik bile, seven bir kalbi kıran insanı mazur göstermez.” Hannah belki de zaman zaman fazlasıyla duygusal ve alıngan olduğu için olayları farklı görüp, yorumluyor fakat bu kalbinin kırılmasını ve kalbini kıranları mazur göstermiyor.

Dizinin sonuna geldiğimizde ise yoruma açık ama tatmin edici bir bitiş ile karşılaşıyoruz. Bize tane tane kime ne olduğu anlatılmış bir son vermiyor ama ucunda ışık görünen güzel bir yol veriyor. Durum hikayelerini ve Coen Kardeşleri sevenlerin bu durumdan rahatsız olmayacaklarını düşünüyorum. Kafa karıştırıcı nokta ise Alex ve Tyler’ın (ama özellikle Tyler’ın) sonunun fazla açık kalması. Umarım bunu, dizinin ikinci sezonunu çekme hayali ile yapmamışlardır.

Sadete gelecek olursak, ben izlerken çok içselleştirdim; çok düşündüm; çok ağladım. Fakat Hannah’nın işini ilahi adalete bırakmak yerine “Sen, sen, sen suçlusun!” diyerek kendi adaletini sağladığını görerek de rahatladım. (Zira, ilahi adalete inanmam.) Müzikleri ile; lise zamanlarının tatlı heyecanları ile mutlu oldum.
Demem o ki: Bu diziye bir şans vermenizi isterim. Hiç olmazsa, belki bir ışık yakar; bir kalp daha az kırmanıza sebep olur.

Not: Dizinin uyarlandığı kitabın Türkçe basımını “Ölmek İçin On Üç Sebep” adıyla bulabilirsiniz.

* Başlık tanıdık geldiyse sizi biraz nostalji için buraya alalım: Ben Ölmeden Önce – Fatih Erdemci

 

Yazar: zapbeeblebrox42

if i ever meet myself, i'll hit myself so hard i won't know what's hit me.

4 thoughts

  1. Ben de diziyi netflixte görünce ergen dizisi olarak yorumlayıp izlemek istememiştim. Şimdi bir bakayım. Öperim ne güzel yazmışsın :) :*)

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s