Sağlıklı yaşamınız içinize siniyor mu?

Şehirli hayat, sanayileşen tarım, sağlık endişelerimiz, endişeleri paketleyip bize geri satmayı bilen tüccarlar, eh bir de ölümsüzlük isteğimiz birleşince giderek yayılan yeni bir ‘üst-orta sınıf’ trendi görüyoruz: en organik, en katkısız, en şifalı gıdalar. Mahmutunuz (tabii ki) bundan eksik kalamazdı.

Bireysel sağlık endişelerinin veya tercihlerinin hepsini gayet iyi anlasam da pek de anlayamadığım şey, bu ayrıntılı gıda analiz ve tercihlerinin bir sonraki aşamaya geçmemesi: etik kaygılar. Örneğin (bunla sınırlı olmasa da), adil üretim. Sağlıklı yaşam faydayı organik üretim logosunda ararken, fairtrade logosu talebinin sınırlı olması, konuşmaya değer bir konu.

real food word cloud on a blackboard with an apple - healthy lifestyle concept

Başa alalım: daha iyi şeyler yemeyi istiyoruz; çünkü standart bir marketten alıp yediklerimizin pek de iyi olmadığını biliyoruz / düşünüyoruz / öğreniyoruz. “Annemin yediği bir portakalda benim yediğime göre daha fazla vitamin vardı” hissi. Eh, alternatifler varsa paramız da var, deneyebiliriz. Bunun tıbbi ayağına, ispat veya karşı argümanlarına girmeyeceğim; çünkü tam bir dehliz. Faydasından değil tadını sevdiği için de yiyebilir insanlar, yeni bir şeyler istediği için araştırıp kendine en uygunu bulmuştur – her neyse. Karikatürleştirilmesine karşıyım. İsteyen azotla zenginleştirilmiş toprak yer yani, bize ne, di mi Mahmutterlar? Dolayısıyla verili olarak aldığım bir “sağlıklı yaşam kaygısı üzerinden sağlıklı gıda arayışı” mevcut. Bu cepte, bu tamam. Mesele bunun ötesi.

Bu diyetlere geçiş, “yeni yaşam tarzı” önerileri gerektiriyor. Kitap veya doktor veya video veya bi twitter hesabı olması fark etmez: nerden başlayıp nasıl yapmalı, ne yerine ne yemeli rehberleri. İşte ben buraya biraz takılıyorum. Bize en faydalı şeyler ne hikmetse hep ithal. Avokadosuz, quinoasız, chia tohumsuz olmuyor, olamıyor. Belki hurma? Belki.

Şifa genelde okyanus ötesinden. Aklıma, Bodrum’a tatile geldiğinde, suyu çenelerinden akarak şeftali üstüne şeftali yiyen Perulu arkadaşım geliyor: “ay şeftali gibi bi mucizevi bi meyve bu kadar ucuz ve kolay bulunuyo, ne şanslısınız!” demişti. Peru’nun avokadosu da şeftaliymiş meğer. Benzer şekilde, İngiliz sağlıklı yaşam dergilerinde “yeni süper gıda: bulgur! Orta Doğu’nun quinosıyla tanışın!” yazıları okurken de şaşırmıştım. E işte insan o zaman bi durup düşünüyor: biz bunca kuşak, binlerce yıl, üstelik tarımın ortaya çıktığı topraklarda hep şansına mı yaşadık yahu? Birinden biri faydalıdır belki; çünkü belli ki bizden başka herkese şifa olabiliyorlar. Özetle: hiç mi yok?

img_5037

Sağlık endişesi, başka kaygılarla da birleşiyor. Hayvanseverlikten karbon ayakizine, mutfak masraflarını azaltmaktan alternatiflerin moda olmasına kadar, binbir sebeple sebze ağırlıklı bir diyete geçiş yapıyor insanlar. Ben vegan veya vejetaryen değilim, haliyle  bu sebepler üzerine bir yorum, yargılama vs yapmayacağım. Ne haddime. Yine de, alternatiflerin (ve sağlığın) moda olması başlığı ilgimi çekiyor: dediğim gibi, mevcut durumun sağlıksızlığı üzerinden bir arayış bu. “Anaakım marketler zehir dolu” derken tüm bir tarım, hayvancılık ve gıda işleme ağından bahsediyoruz. E peki bu durumda, sağlık endişesinin bizzat özü gereği aşırı etik olması, sistemi iyileştirmeyi veya en azından daha fazla bozmamayı odağına alması gerekmez mi?

Sürekli kıtalar aşıp bize şifa üstüne şifa katan süper gıdalar, mesela. Et ticaretinin karbon ayakizini ve su tüketimini biliyoruz ve kınıyoruz – e bu chia tohumu necidir? Birim fiyatı arttıkça şifası artıyormuş gibi pazarlanan butik ürünleri tek kaşım havada izledim, izliyorum. Ispanak veya pazı yerine kale yememiz gerekiyordu bir ara; sanırım bu kural gevşemiş artık. Bu ve benzeri şeyler.

Türkiye’ye yeni yeni giren ürünler hakkında birçok defa üretim ve ithalat süreciyle ilgili bilgi istedim, nadiren ulaşabildim. Nereden geldiği biliniyor, organik sertifikası uzun uzun anlatılıyor, o kadar. Türkiye’de avokadonun yeni kivi olması sağolsun, yerel üretim yavaş yavaş yaygınlaşıyor. Fakat bu şifa arayışının bir yerinde tarıma etki, çevreye etki hesabı olmazsa, “diğer her şey çok kötü çünkü sistem iyyy çok feci“deki sisteme katkı yapmıyor muyuz? Konvansiyonel tarımdaki ilaca, gübreye güvenemiyoruz diyelim. Peki bu pek çok şifalı ürünlerin tarıma etkisi nedir? Bize iyi geliyor diye tüm dünyaya iyi gelmiş mi sayılıyor?

quinua-600x350

Latin Amerika’nın biriciği quinoa, düşük karbonhidrat-yüksek protein dengesiyle sağlıklı yaşam için altın madeni olarak hayatımıza girdi. Haşlanıp yenmekten öte artık dondurmadan votkaya, binbir haline doyduk. 2013 Quinoa Yılı bile ilan edildi. Bu popülerleşmeyle beraber, “artan quinoa talebi fiyatları uçurdu, Peru’daki yerli halk satın alamıyor” analizleri başladı.

İlk aşamada küçük üreticinin talebe yetişememesi sebebiyle fiyatlar arttıysa da daha sonra büyük ölçekli üretimin devreye girmesiyle fiyatlar normale döndü ve mutlu son – mu acaba? Bu seri üretim ve özellikle Batı’daki yaygınlaşma, hemen hemen her üründe olan sorunu doğurdu: en çok talep gören 3-5 quinoa çeşidi pazarı kaplarken belki 5-10 yıl önce bölgesel olarak üretilen yerel tohumlar yavaş yavaş yok oluyor. Yani biz şifa doluyuz; ama quinoa tektipleşti. Para getirecek, talebe yetecek diye tarlalara tek tip ürün dikilmesi de bunun devamı. E tamam, serbest piyasa? Pek öyle değil; çünkü ürün çeşitliliği, kuraklık veya aşırı yağmura karşı sigorta. En çok da küçük üretici için.  Buna bir de toprak yapısındaki dengeyi ekleyebiliriz.

Bir de dediğimiz üzere, fiyatlar artık düştü; yani küçük üretici yine büyük şirketlere yenildi ve eskisi kadar kazanamıyor. Üstelik tüm tarlayı quinoaya çevirdiği halde. Kazanamayınca da başka şeylerden kısıyor: mesela hayvanını satıyor veya ilacı, gübreyi orantısızca kullanıyor. Kısacası quinoa, üretim ve tüketimiyle anaakımlaştı. Eh o zaman bize müsaade, bi sonrakine geçeriz. Bulgur verelim? Bulgur iyi evet, bulgur.

Bu aşırı basitleştirdiğim zincir, daha önce birçok tarım ürününde yaşanmış, şimdi de yaşanmaya devam eden bir döngü. Bitmeyen sağlık arayışımızla çekirge sürüsü gibiyiz ama hiçbiri yetmiyor. Tarımın bizim için şifa üreten bir makine yerine doğanın bir parçası olduğunu kabul ettiğimiz zaman, öncelikler değişebilir. Yani Amazon’daki en yaşlı ağacın 20 yılda bir verdiği harika meyve bizi ölümsüz de yapabilir mesela – peki Amazon’u dümdüz etme hakkımız mı olacak?

cmacgm-reefer-citrus-express

Avokado veya quinoa düşmanıyım sanılmasın, her ikisini de tüketiyorum. Benim için arada bir, keyfine yenen; onda da seçerek alınan şeyler. Her gün yemek isteyebilirim ama yemem, o ayrı. Gözümün önüne, ham kalsın diye 5 dereceye soğutulmuş konteynırlara doldurulmuş avokadolar ve onları taşıyan, okyanus ötesinden yola çıkmış yük gemileri geliyor. Siz hiç peş peşe 5 yük gemisinin geçişini izlediniz mi? Ben “bok yiyeyim efendiler” hissiyle, avokadoyu bırakıp elmayı seçiyorum. Muzda da aynı his sıkça oluyor.

Mesela, hindistancevizi ve hindistancevizi yağı da ayrı mesele. Yemekte, kozmetikte, laktozsuz süt olarak veya salt meyve haliyle, sürekli tüketiliyor. Etik hindistancevizi kavramı “derdini seveyim” tepkisi alabilir tabii; ama durumun birkaç yönü var: üreticilere adil maaş ve üretimde hayvanların sömürülmemesi.

Burada birkaç alıntı: Hindistancevizinin yaklaşık %60’ı Filipinler’den geliyor(muş). Kakao üreticileri gibi hindistancevizi üreticileri de aşağının aşağısı olarak, yoksulluk sınırının altında yaşıyor: dünyadaki ortalama gelir günde 1 dolar.  Ağaç yaşlandıkça verimin azaldığını da not edelim: tek tip ürün meselesi burada da mevcut.

Coconut monkey

E peki başka? O aşırı şifalı hindistancevizi, ilaçla ve dayakla terbiye edilmiş, zincire vurulmuş maymunlar tarafından toplanıyor. Sahipleri belki de seviyordur o hayvanları, evet; ama belki bıkmışlardır? Bu yöntem çok yaygın; çünkü bir insanın ağaca çıkması ve belki 3 meyveyi aşağa atması süresinde 3 maymun tüm ağacı indiriveriyor. E çünkü o kadar şifalı bir şey ki her eve lazım, değil mi? Organik ve ham ve soğuk sıkım olmasına dikkat etmeliyiz – en faydalısı, en iyisi. Etik olması peki? Cruelty free kozmetik tüketirken, açlık sınırında yaşayan üreticiler ve bütün gün, dövüle dövüle ağaca tırmanan maymunlar  derdimiz olamıyor mu?

Lafı çok uzatmak istemiyorum ve illa ki uzatıyorum ama: soya da sadece GDO tartışmaları değil, çevresel ve toplumsal etkisi sebebiyle zan altında. Palmiye yağıyla ilgili tartışmalar (yağmur ormanlarının tarla açmak için yok edilmesi) birebir soya için de geçerli; ama en yaygın laktozsuz süt olmaya devam ediyor. Evet, yetiştirilen soyanın çoğu (üçte ikisi) hayvan yemi olarak kullanılırken anca %6-7si insanlar tarafından tüketiliyor yani et üretimini kendi lattenizden daha fazla suçlayabilirsiniz; ama soyada inat etmemek de bir alternatif olabilir. Ben sanırım son 9-10 yıldır (soya sosu hariç) soya tüketmiyorum. Sağlıklıyım, ölmedim.

BU VE BENZERİ diyerek kapanış:

Organik, katkısız, %100 doğal vs kovalamaya alıştığımıza göre bir sonraki aşamada fairtrade arayabiliriz. Muzda yaptık bunu, çok zor değil. Egzotik şifalar yerine, yerel ama gazete manşetlerine henüz çıkamamış (fotoğraflık olmayan) sağlıklı gıdaları tercih etmek de fena olmayabilir. Sağlıklı tüketiciden sorumlu tüketiciye doğru evrilmek biraz da bu niyetle başlıyor: “yediğim şey soframa nasıl geliyor?” sorusunun sınırlarını kendimizden öteye genişletmek. Tüm yeme içme alışkanlığını kapsayan değişikliklerden çok daha basit ve ulaşılabilir bir hedef.

Hepimiz sorumlu tüketiciler olmak zorunda değiliz elbette; ama madem sağlıklı yaşam kaygısı mevcut, kendimize gösterdiğimiz o müthiş özenden birazcık artırıp diğerleriyle paylaşabiliriz. Bunca çabayla sonsuz gençlik ve yaşama ulaştık diyelim, yaşanabilir bir dünyanın yokluğu biraz tadımızı kaçırabilir.

Görsel kaynakçası sırasıyla: oprah.com, ptpa.com, dobbernationloves, quinua.pe, hellenicshippingnews, Michael Freeman

Save

2 thoughts

  1. Sakiz cignerken merdiven cikmaya calisirken aklindan turev almaya calisirken bir de yolda gelirken mirildandigin sarkinin ikinci kitasinin sozlerini hatirlama cabasi gibi ama alisinca yapiliyor ve evet iki gozum deryik umarim toplu bir aydinlanma yasanacak.

    Gerci benim takip ettiklerim genelde vegan vejetaryenler olunca durum chia ve avokado haricinde ideale yakin. Hatta genel bir “sacmalayanlara itibar etmeyiniz, birim pismis kinoa-bulgur karsilastirmasinin protein orani ayni” “avokadosuz vegan olunuyor, vallahi kolay aslinda” “chiasiz da musli yeniyo, sikinti yok” “hindistancevizi yagi evrt iyi guzel ama kimseyi tanimadim ben zeytinyagindan guzel” gibi cagrilar giderek artiyor. Soya granulu yerine bezelye proteini, kupleri yerine seitan filan geldi oturdu.

    Soyanin insan tuketimine ayrilmis kismina dikkat cekmektense ben et-peynir yeme “damak zevki”nin ve deri-kaz tuyu giyme hevesinin gozden gecirilmesi taraftariyim (temel etik sorunlari gectim deryikciim senin belirttigin tarim alani kullanimi sebebiyle gozden gecirelim en azindan.). bunu okuyup goz deviren varsa da o zaman kole maymunlara da takilmaya gerek yok.
    Ne bileyim, herhalde bir noktadan sonra “bana ne ya napiyim seviyorum o biftegi o avokadoyu o chiayi kinoayi, bana ne perulu ciftcisinden, bir senede kesilecek ineginden, dovulen maymunundan tektiplesen tohumundan” diyor insan. iste o bi nokta’larimizin hep iyiye hep guzele dogru kaymasi dilegiyle diyelim.

    (Ay bitirirken aklima takildi, belki deryik’in belki baska birinin bi fikri vardir: nedir bu ithal sebze-meyveler vs ithal hayvanlar ve hayvan tuketimi icin ayrilan yemlerin biraktigi karbon ayakizleri orani?)

    Liked by 2 people

    1. hah iste evet, ideali zaten bu dedigin. maksat niyet ya. neydi o, yeni aliskanlik edinmek 21 gun mu suruyordu? o hesap.
      sogutulmus kargonun sanirim max %10u meyve-sebze ama kuru kargoyu bilemiyorum. tabii ki et ve et uretim agi cok daha agirliklidir.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s