Neden bilim bazen kötüdür?

Tabii ki aslında kötü olan bilim değil, bilimi pek çok şekilde kötü emellerimiz uğruna sömürmeyi başaran bizleriz. Ve maalesef bu işte bilim insanlarından, bilimi – yeteri kadar – desteklemeyen resmi makamlara, bilim okurlarından, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlara kadar hepimizin parmağı var. Tertemiz ve tarafsız olması gereken bilimi pisletmenin binbir yoluna hoş geldiniz.

squidward

O zaman ilk taşı göreceli olarak masum olana atalım, onlar bilim okurları arasında küçük ve “özel” bir yere sahipler; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar. Onlara her yerde rastlayabilirsiniz, hatta aynadan doğru size baktığı bile olur. Tııısss. Neden masumdurlar? Çünkü aslında niyetleri iyidir, popüler bilim kitaplarını okumayı, bilimdeki gelişmeleri takip etmeyi severler, hatta belki o meraklısı oldukları konularla ilgili üniversitede ya da bilmem ne akademisinde ders bile almışlardır. Kağıt üzerinde sıralayınca durum hiç fena gözükmese de uygulamada iki sorun söz konusudur; okuduklarını sorgulamadan inanmak, mutlak doğru olarak kabul etmek ve de kaynağı, gerçekliği şaibeli bu bilgileri etraflarına tavsiyeler üzerinden empoze etmeye çalışmak. Bu şekilde insan hayatını ve sağlığını tehlikeye attığımız anda aslında niyetimizin iyi ya da kötü olması, takdir edersiniz ki pek bir anlam ifade etmiyor. Ben de üniversitede 1-2 klinik psikoloji dersi almıştım, bana terapiye gelir miydiniz? *_*

Aşı karşıtı beyanatlarıyla ortalığı inletenler, kulaktan dolma beslenme tavsiyeleri ile bir anda başımıza beslenme uzmanı kesilenler, bir nörobilim kitabında ya da programında gördüğü EEG aletinin parasını bastırıp satın aldıktan sonra onunla insanlara dikkat terapisi yapmaya kalkan iletişim mezunları. Gözüm üzerinizde, hepinizin adını kenara not alıyorum. Hayır, okuduğunuz kaynakların *bazıları* hiç güvenilir değil. Ve koca bir hayır, doktor bilmem neyin beslenme kitabını okumak sizi beslenme uzmanı yapmaz. Hayır, o kitabı yazanın bir doktor olması da durumu kurtarmaz. Hayır, TED videoları size bilgi vermek için var, onları izleyip o konuda diplomanız varmış gibi davranamazsınız. Daha da koca bir hayır, birinin başına bir şey gelmeden bırakın o elinizdeki EEG aletini. Durmazsanız kendimi jiletleyeceğim, inanmazsanız bakın kaynak belirtiyorum (Gemiolanbeagle, 2017).

themanwithtwobrains-xlarge

Peki bu insanlar ne yapsınlar, bilime meraklarını mı öldürsünler, popüler bilim kitapları mı okumasınlar, her okuduklarını sorgulaya sorgulaya paranoyak mı olsunlar, iki lokma bilgi edinecekler diye her şeyi dibine kadar araştırıp yıllarını mı yesinler? Tabii ki çözüm bu değil. O zaman sahneye bilim habercilerini çağırıyoruz. Tabii hepsini birden değil. Derdimiz orijinal araştırmada korelasyon bulunmasına rağmen sanki nedensellik varmış gibi haber yapanlarla, araştırmanın kapsamını bol keseden uydurdukları kendi havalı çıkarımlarına uysun diye kendince genişletenlerle ve de özellikle beyin araştırmalarında sıkça karşılaştığımız, beyin aktivitesine bakarak gerçekte ölçümlenmemiş bir zihinsel işlem ile ilgili çıkarımlar yapan ters çıkarımcılarla (reverse inference). Gazeteyi bir açıyorum beyin araştırmaları almış başını gitmiş, okula gidiyorum, her şey bıraktığım gibi adım adım ilerliyor. Gazeteyi bir açıyorum, kanser, Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson hepsinin çözümü bulunmuş, etrafıma bakıyorum hastalar hala hasta. Gözünüzü seveyim yapmayın, resmen umut tacirliği bu.

Türkiye’de maalesef pek üzerinde durulan bir konu olmasa da yurt dışında bilim haberciliği ciddi bir uzmanlık alanı. Bu konunun okulunu okuyabiliyor, lisans ve yüksek lisans dereceleri dahi alabiliyorsunuz. Tabii bilim haberciliğinin bir diplomaya bağlanması, bahsettiğim hataların asla yapılmadığı ya da sadece diplomalıların bu işi yapabileceği anlamına gelmiyor ama bir anlama geliyor: Her şeyin bir şeyi, her işin bir yolu yordamı var. Örneğin, World Federation of Science Journalists (WFSJ) ve SciDevNet’in ortaklaşa hazırladığı Çevrimiçi Bilim Haberciliği kursu TÜBİTAK tarafından Türkçe’ye çevrilmiş, hazır ve nazır bir şekilde ilgililerini bekliyor, lütfen buradan buyrunuz. Bence güzel bir başlangıç.

science

Haberini yapan kötü bilimden sorumlu, okuyan sorumlu da araştırmayı yapanın bu meselede hiç mi sorumluluğu yok? Tabii ki var, olmaz mı? Bilim, elbette hepimizin bildiği gibi, deneysel yöntemlere ve gözleme dayılı olarak sistematik bir biçimde elde edilen veriler doğrultusunda belli bir konuyu açıklamak, anlamak üzerine kurulu. Ve fakat bilim insanları da günün sonunda birer insan olduklarından bizim muzdarip olduğumuz bilişsel sapmalar, evrimsel eğilimler onların da başına bela. Kişisel inanç, değer, düşünce ve egoların, tarafsız olması gereken bilime halel getirmemesi için bilimin de aldığı birtakım önlemler, geliştirdiği mekanizmalar söz konusu. Madem öyle birkaç tanesine yakından bakalım.

Önemli önlemlerden bir tanesi sıfır hipotezi (null hypothesis) uygulaması. Araştırmacı, araştırmasını tasarlarken ampirik verilere dayanarak inşaa ettiği hipotezini doğrulamaya çalışmak yerine sıfır hipotezi (H0) yanlışlamaya çalışır ya da çalışması gerekir. Temel olarak sıfır hipotezi, araştırmacının hipotezinin aksine, karşılaştırılan değişkenler arasında arasında bir fark olmadığı konusunda ısrarcıdır.

Yani aslında hipotezimiz şu şekildeyse:

H1: 3-6 yaş arasındaki iki dilli çocukların zihin teorisi gelişimi, tek dilli çocuklarınkinden farklıdır.

Sıfır hipotezimiz şunu iddia eder:

H0: 3-6 yaş arasındaki iki dilli ve tek dilli çocukların zihin teorisi gelişimleri arasında fark yoktur.

Ve tarafsız bir araştırmada H1’imizi unutarak H0’ımız ile muhattap olmamız gerekir. Neden? Onaylama sapmasının kurbanı olmayalım, sadece o gözümüz gibi baktığımız, uğruna aylarca çalışacağımız H1’i onaylayacak verilerin peşine düşerek araştırmamıza ve bilime leke sürdürmeyelim diye. Bir nevi aksi ispatlanana kadar suçlusunuz argümanı, burada da aksi reddedilene kadar maalesef geçersizsiniz durumu söz konusu. Yoksa sonsuza kadar kendimizi kanıtlayacak verileri öne çıkarıp, yanlışlayanları reddedebilir ya da görmezden gelebilir, körler ve sağırlar olarak birbirimizi ağırlayabiliriz. H0’ı ne kadar kuvvetle reddetmeyi başarırsak H1’imizin şanı da o kadar yürür, zaferimiz şaibeli değil, köküne kadar hak edilmiş bir hal alır. Bilimsel metodoloji hepimizin iyiliği içindir.

statistically

Araştırmasını bitiren bilim insanları için diğer bir kontrol mekanizması da bu araştırmaların yayınlanacağı dergilerdeki hakemlerden, akran değerlendirmelerinden geçiyor. Bu dergilere gönderilen araştırmalar, söz konusu disiplinin standartlarına uyup uymadığının incelenmesi için o disiplindeki önde gelen, bağımsız uzmanlar (bilimsel akranlar) tarafından değerlendiriliyor. Bulguların güvenilirliği, geçerliliği, disipline ve ilgili dergiye uygunluğu gibi kriterler üzerinden araştırma değerlendirildikten sonra birtakım revizyonlar istenebiliyor ya da araştırma uygun bulunmayarak tamamen reddedilebiliyor. Geçmiş olsun. Akademik her dergi hakemli olmasa da genellikle en prestijlileri hakemli. Dolayısıyla kaynak gösterdiğiniz makalenin nerede yayınlandığı bilimsel verilerinin geçerliliği açısından da oldukça Ö N E M L İ D İ R.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın elbette akademik versiyonu da var. Mesela birgün karşınıza adının başında doktor olan biri EEG cihazı ile çıkıyor, onunla taklalar atıyor, bilim diyor, akademi diyor. Sonra ne yaptığına bakıyorsunuz, insanların beyin dalgalarına bakarak reklamlara olan tepkilerini ölçtüğünü görüyorsunuz. Ne doktoru olduğunu soruyorsunuz “Pazarlama” diyor. Doktorumuz, beyin araştırmacıları tarafından henüz tam olarak anlaşılamamış beyni, başka bir bilinmeyeni anlamak için kullanıyor. Bu denklemde kaç bilinmeyen var? Kendisine göre bilinmeyen yok çünkü o beyni çoktan anlamış. Utanç. Sonuç; abinin pazarlamayı çok iyi bildiğine hiç şüphe yok, adının başındaki titri çok güzel pazarlıyor. Bize düşen henüz MR görüntüleme cihazının her isteyenin alabileceği kadar ucuzlamamış olmasına sevinmek. Aynı sebeplerden her adının başında doktor yazan dostunuz olmayabilir, beslenme ile ilgili okuduğunuz kitaplara da dikkat etmeniz dileklerimle. Unutmayın, böbreklerimiz iflas etmediği sürece detoks yapmamızın ne mümkünatı ne de anlamı olmamasına rağmen detoks belasını da başımıza saranlar arasında adının başında “doktor” yazanlar da var.

Peki her şey bitti mi, bu mudur yani? Hayır, değil. Evrensel olarak bilim insanlarının sıcak gündeminde devlet ile olan ilişkiler de yer alıyor. Bilimin, daha doğrusu bilimsel verinin, fildişi kulelerde kalmayarak geniş kitlelere yayılabilmesi ve geniş kitlelerin bilimden faydalanabilmesi için hükümet politikalarının bu doğrultuda şekillendirilmesi büyük önem taşıyor. İşte o zaman bilim, kelimenin tam anlamıyla iyi ve faydalı olabiliyor. Bu yüzden de daha geçtiğimiz hafta binlerce bilim insanı ve bilim sempatizanı ellerinde birbirinden güzel dövizlerle dünyanın dört bir yanında sokaklara döküldüler ve March for Science yürüyüşüne katıldılar. Çok afedersiniz Türkiye’de bilim için yürümeye sıra gelmediğinden bu etkinliğe katılmayan yegane ülkeler arasında adımızı altın harflerle yazdırdık. Öhö Uganda’da bile kutlandı ÖHÖ.

Hal böyleyken böyle sevgili Mahmutters, mesleğini layıkıyla yapan bilim insanlarının yıllarca geçirdikleri uykusuz gecelerde, dişleriyle, tırnaklarıyla kazıyarak, bir veri üstüne bir veri koyarak, emek emek dokudukları araştırmalarını eğip bükerek bilim haberciliği yaptığımızda, ortamlarda havalı gözükeceğiz, fikir lideri olacağız diye işimize geldiğince çarpıttığımızda bilin ki bir yerlerde bir bilim insanı kafasını duvarlara vuruyor. Onlar vurmuyorsa da onlar adına ben vuruyorum. Onlara bu saygısızlığı yapmayalım.

Yapmayalım, yapmamasına ama ben kim oluyorum da size bunları yazıyorum? Evet, işte ben de tam da bunu söylemeye çalışıyorum, gerçekten ben kim oluyorum ki? Böyle böyle birbirimizi denetleme mekanizmaları çalıştıracağız, eleştireceğiz, sorgulayacağız ki günün sonunda bilim insanı da bilim habercisi de bilim okuru da devlet de herkes hem iyi bilim yapsın hem de bilimin iyi yapılmasına katkı sağlasın. Böylece, sen, ben, biz değil bilim ve toplumun çıkarları kazansın.

Son olarak, bu yazıda işini hakkıyla yapan hiç kimsenin canı yanmamıştır.

Yazar: gemiolanbeagle

Neden? İşte çünkü evrim.

4 thoughts

  1. Yazının sonunda amin diye bağırasım geldi. Yeni nesil bilim aşığı gençlerden özellikle ilallah dedim, bilim bilim diye yanıp tutuşuyorlar ama neye tutuştuklarını anlayabilmiş değilim. Bir tür kolaycılık gibi geliyor, bilim kesindir her zaman doğrudur o zaman araştırmadan öğrenmeden o tarafa yanlayayım ki her zaman doğru olayım gibi bir şeyler. Ya da bir araştırma hakkında makale yazıldıysa o makaledeki her şey doğruymuş gibi davranıyorlar. Çünkü bakınız kaynaklar öyle demiş. Bilime bakış açıları sanata bakış açılarıyla aynı, işin aslı yıllarca verilen emek, çokluk sonuçsuz kalmak, disiplin ve çok ağır çalışma iken sanatın anlık gelen ilham ve doğuştan gelen aşırı özel olma özelliğiyle çıkan bir şey, bilimin süper zeki manyak birinin tek başına labında yaptığı çılgınlık olduğunu düşünüyorlar.

    Liked by 2 people

    1. Çok haklısın. Oysa ki bilim, okuyup bayıldığımız bir alandaki soru işaretlerini ya da eksikleri bulup, onları açıklığa kavuşturmak için tasarladığımız araştırmalar sayesinde ilerliyor. Okuduğumuz her şeyi olduğu gibi kabul edip, sorgulamayacaksak o zaman okuduğumuz makale de misyonunu tamamlamamış oluyor bir bakıma.

      Beğen

  2. Şu anda maalesef ne adını ne de adresini hatırlamadığım bir blog vardı bir zamanlar. Gazetelerde çıkan bilim haberleri (!) arasından başyapıt seviyesinde zırva olanları seçer onları yaklaşık 1200 açıdan yanlışlardı. Çok çok çok süper bir yazı her zamanki gibi! Seni çok seviyoruz gemiolanbeagle <3

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s