Dilli düdük

Hayatım boyunca sivri dilli, lafı gediğine oturtan, insanlar hakkında kısa sürede yaptığım çok “isabetli” gözlemleri çekinmeden dile getiren biri oldum. Annem babam ayıptır, öyle konuşulmaz evladım diyeceklerine çatal dilimi teşvik ettiler, farkına varmadan bir canavar yarattılar.

Yıllar sonra blog yazmaya, twitter’da aktif olmaya başladıkça olaylar bütünüyle kontrolden çıktı, her düşündüğümü yazmaya, bir de üzerine tanımadığım insanları güldürmeye başladıkça kendimi çok zeki, çok orijinal zannetmeye başladım.

Gelin görün ki, internet tam da benim gibi hadsiz götoşlarla dolu. (yazarımız burada götoş diyerek kötü bir asshole tercümesi yapıyor) Artık karşımda fiziksel  bir insan da olmamasının iştahı ile dur durak bilmeden her konu, her kişi hakkında incilerimi saçmayı bir görev bildim. Çünkü niye başkalarının estetik algısı, ilişkileri, zevkleri gibi aslında üstüme zerre kadar vazife olmayan konular hakkındaki o çok mühim düşüncelerimi saklayayım ki? Ben o kadar zevkli, o kadar değerliyim ki bir hadisenin değeri benim sevme/ beğenmeme göre belirlenebilir ancak. Beğenmediğim herşeyin hakkında da istediğim şekilde konuşmaya hakkım var.

Flashback, beş ay öncesi: Twitter’da kendisini aynen benim gördüğüm gibi gören başka iki kadının yazışmalarına şahit oldum. Cemkirdikleri kişi ben olmasam da benim profilime yakın biriydi. Başkaları hakkında car car konuşurken hiç canınız acımıyor da, başkalarının (hele ki fikrine biraz da olsa değer verdiğiniz başkalarının) çemkirmesi size de sıçrıyorsa can acıtıyormuş meğer.

O anki hislerim bir bağımlının bağımlılığı ile yüzleştiği andan çok da farklı değil. Önce reddettim, sonuçta benim gözlemlerim ÇOK DAHA ZEKİCEYDİ. Sonra ben sadece meşhur insanlara veya gerçekten hakedenlere cemkiriyordum. Ardından kabullendim: kendi yazdıklarımı okudum. Gerçekten bu iş artık tatsızlaşmıştı, arkadaşların, eşin dostun da desteklemesiyle düğmesine basınca çemkiren bir insana dönüşmüştüm.  Karar verdim: artık online bir ortamda başka insanlar hakkında çemkirmeyecektim. Online olmayan dünyada da bir konuşacaksam üç kere düşünecek, kendimi kontrol etmeyi deneyecektim.

Daha önce sigarayı, kolayı, şekeri, ağrı kesicileri, kafeini, çeşitli zararlı ilişkileri çat diye zorlanmadan bırakmış bir insan olarak bunu da kolaylıkla halledeceğimi düşünüyordum. Ha ha hayt. Meğerse ben şimdiye kadar hiç bağımlılıkla test edilmemişim.

Aşama 1: Cold Turkey: Sosyal medya ile ilişkimi neredeyse tamamen kestim, wattsapp mesajlarıma sadece göz ucuyla bakıp derin derin nefesler almaya başladım. O günlerde açıkçası “öyle demek istememiştir“ den başka fazla bişi demedim. Her cevap yapıştırabileceğim ortamda cevabı yapıştırmadığımda kendimi aptal, yavaş ve acayip hissettim.  Sanki yalan söylüyormuşum gibi geldi.

Aşama 2: Kızı çirkeflikten çıkarsan da, çirkefliği kızdan çıkaramıyorsun: Yalan değil, çatacak yer aradım. Arkadaşlarım istediğim tatmini veremedi çünkü hem genelde derli toplu insanlar hem de uzatırsam hött diyebilecekleri hukukumuz var. İş yerindeki hanımefendi, konulara hakim,  sakin kişi tipimin altında gerçek bir cazgır yattığını göstermem mahvıma sebep olur. O hiç olmaz. Napayım, yastıklara mı bağırayım?  Tırnaklarımı yemeye tekrar başlamama na şu kadar kaldı. Çok gerginim.

Aşama 3: Vagondan düştüğüm gün: Her bağımlı bir gün bunu yaşama korkusuyla hayatını sürdürür. Bağımlılıklarından kurtulmak isteyen insanlara  özellikle ilk başlarda bağımlılıklarıyla test edilecekleri durumlardan kaçınmalarını önerirler. E iyi, ilk haftaları geçirdim de ben hayatım boyunca her sabahıma Kelebek okuyarak başlamış bir insanım.  Kanaat liderimiz Demet Akalın yine kime ne demiş diye bakmaya, instagram’da #sunumonemlidir #sunumperisi #tartıdaboleksi  #gelinevi gibi favori hashteglerimi takibe ihtiyacım var. Peki ya işim? Bütün gün insanların en acayip, en kırılgan veya terbiyesiz olduğu anlarına tanıklık ediyorum, o kısmı ne yapacağız?  Kalan herşeyi sallasam da işimde gördüklerim başka bir dokunuyormuş meğerse.

Vagondan düşmemin nedeni çocuğuna sarılmış poz verdiği fotoğrafını özgeçmişine eklemiş bir aday oldu. CV yi görmemle Twitter’a sarılmam arasında üç salise var.  Şuurum kapandı diyelim:

Screenshot_2017-05-04-10-14-52-357_com.twitter.android

Yazıp rahatladım mı zannediyorsunuz? Sanki rejimimi bozmuş gibi dev bir pişmanlık duygusu ve ağır kalbimle oturdum kaldım. Sanki o kadar haftadır yaptığım herşey boşa gitmiş gibi geldi. Ama içimde biriktirdiğim çemkir enerjisini bir şekilde atmak zorundaydım. Ben de her evli kadının yapacağı en mantıklı şeyi yaptım ve kocama sardım. Evde durumlar gerildi: söylediklerimin yüzde yetmişini dinlemeyen, onun yerine kedi kuyruğu seyreden veya müzik dinleyerek zone out olan kocama çemkirirsem farketmez zannediyordum.  Dünyanın en sakin insanı olmasıyla da tanınan kocam en sonunda sakin ama sert bir şekilde cevabını verdi: Biraz daha devam edersen ben çemkirmeye başlarım, bunu görmek istemezsin.

Yavaş atın çiftesinin pek olduğunu bildiğim için hemen sustum.

Aşama 4: Can çıkar, huy çıkmaz (mi?): Baktım olmayacak,  çemkir’e  yavaş ve temkinli bir geri dönüş yaptım. Can çıkmadıkça huy da çıkmıyor, kabul ettim ama başkaları hakkında söylenmenin, başkalarının tercihlerinin zevklerinin polisi olmanın neredeyse meziyetmiş gibi, zeka göstergesiymiş gibi kabul edildiği bu oyunda ben artık yokum. Artık her lafa atlamak, her konuda değerli görüşlerimi bildirmek zorunda olmadığımı, kimsenin benim müthiş fikirlerimi dinlemekle çok da ilgilenmediğini farkettiğimden beri hayatım daha bir rahat sanki.

Demet Akalın‘ın atar kraliceliğinden sosyal hassasiyetler gösteren aile sanatçılığına geçtiği bu dünyada ben değişmişim, çok mu?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s