Gana#1: Down on the Cape Coast

Bu sefer harbici backpacker gibi ve harbici Afrika gibi oldu bak.

Accra’dan otobüse binip gidivereceğimi sandığım Cape Coast için “otobüs kalktı” dediklerinde başımdan aşağı kaynar sular boşandı: Sırf bunun için büyükelçiliğin 29 Ekim resepsiyonunu (ehem…) haftasonuna bağlamak için izin almıştım. Şimdi gidemezsem bir daha ne zaman gidecektim? Hem Cape Coast, o sıralar yaşadığım yer olan Kumasi’ye Accra’dan daha uzaktı… Neyse ki fazla kurmama kalmadan, ayaküstü ufak bir bahşiş karşılığında bana yol gösterecek Ganalılar çevirdi etrafımı. Aldığım akılla bir tro-tro’ya (Gana dolmuşu) binip Kaneshie’ye doğru yola çıktım, otobüsü orada yakalama niyetiyle. Adeta bir aksiyon filmi yıldızıydım!

Bu bir film olmadığı için otobüsü yakalayamadım. Az önceki endişelere tekrar kapılıyordum ki, tro-tro şoförü ille de otobüsle uğraşmam gerekmediğini, dolmuş gibi bir araca da binebileceğimi söyledi. Fiyuv! Dolmuşa koştum. Ön koltukta yer buldum üstelik. Şansım dönmeye başlamıştı…

Her zamanki gibi, düşündüğümden ve Google Maps’in tahmin ettiğinden uzun sürede vardık Cape Coast’a. Çünkü Gana’da yollar duble değil ve önünüze bir at arabası çıkarsa kilometrelerce onu takip edebilirsiniz. Merkeze girdiğimizde güneş batıyordu, sahilde güzel bir günbatımı kaçırdığıma hayıflanarak bir taksi aradım. Üç beş lira karşılığında beni sahile, arkadaşların önerip durduğu Oasis‘e götürdü şoför yarı olaylı bir yolculukla. Bir de rezervasyonsuz falan gidiyordum ya, çok çılgındım, girdim Oasis’e, “odanız var mı?” dedim, yok deseler ne gidecek başka yer biliyorum, ne de tekrar taksi arayasım var. B plansızlık. Resepsiyondaki eleman “yatakhane var sadece” dedi. Hobaa, hoşgeldin ICAMES ya da 2. kız yurdunda kaçak konaklama günleri! Ama plan yapmadığıma göre ben de zaten bunu istiyordum, değil mi? (Zorlanmayı severim. Yaşayabiliyorum demek için belki de.)

Bir ranza ve yanında eşantiyon bir dolap. Ne kadar? 18 cedi, yani 16 lira filan. Oh oh, içkiye harcanacak daha çok para kaldı… “Hangi ülke?” dedi çocuk, bu artık bir klasikti zaten, Türkiye dedim, acayip şaşırdı. Meğer Oasis’i işleten, Almancı bir Türk değil miymiş? “Hatta arkadaşları da var burada” dedi ve omzumun üstünden arkamda birine seslendi: “Engin!” Engin geldi, benim şaşkınlık ifademe ortak oldu, sonra onunla ve arkadaşlarıyla tanıştım. Neredeyse 4 aydır yaşadığım Gana’da gördüğüm ilk Türk grup ve ayrıca, neredeyse 4 aydır biriyle yüzyüze konuştuğum ilk Türkçe (önceki günkü resepsiyonda edilen birkaç kelam, bir de kendi kendime konuşmalarım hariç).

Bu arada odama, ah pardon yatakçığıma yerleştim. 12 kişilik bir oda, 10 yatak dolu, hepsi gönüllü tayfadan (exchange/erasmus öğrencilerin Afrika versiyonları), halk otobüsündeki ergenler gibi car car, hiç susmuyorlar. Ben de gönüllüyüm güya ama aramızda on yaş var hepsiyle. Bir de ben daha suskunum tabi… Odamızda klima yok, tepede büyük bir pervane ve ranzalarda cibinlik var neyse ki (lakin sarhoş sarhoş yatağa girmeye çalışırken ağa dolanan sinek olmanın kaçınılmaz olduğunu ilerleyen saatlerde öğrenecektim. Neyse, sırayla gidelim.)

Oasis çok güzel bir yerdi. Bir vaha. Bir duvarkağıdı. Bir Wonderwall. Sözcüklerle çok uzatmamak için rolü fotoğraflara bırakacağım… Akşam yemeği niyetine bir şeyler atıştırıldıktan ve çok fazla, çok çok, haddinden fazla Gana müziği* çaldıktan, epeyce içildikten ve sahilde ateşler yakıldıktan sonra gece, pek çok insan için bitti.

2294.JPG

Tanıştığım gruptan enerjisi yüksek iki çocuk “Elmina’ya gidelim, club var orada” dediler. Benim ne hazırlanmaya, ne de hazırlanmadan gitmenin perişan hissine tahammülüm vardı o noktada, kaldım diğer iki beyle birlikte. Biri, kömürünü Türkiye’den getirtecek kadar nargile meraklısıydı, ben de böylece Gana’da eli yüzü düzgün bir nargile tüttürmüş oldum. Garip şeyler oluyordu bu haftasonu. Sonra müzik sustu, işletmeciyle yarı-hemşeriliğin bize verdiği yetkiye dayanarak müzik sistemini (yani hoparlör kablosunu) ele geçirdik, sabaha kadar Türkçe şarkılar çaldık. Önce pop, haliyle. Dans edecek mecalimiz kalmayınca Zalim, Nilüfer, Evvelim Sen Oldun… Son olarak da Nemrudun Kızı. Afrika’nın bir yerinde, sabaha karşı dört buçukta okyanusa karşı “ocağım söndü, nasıl beladıııır” diye çığıran 3 kişi.

Değişik, güzel ve hafifti her şey. Günün yorgunluğu ve teriyle yatağa attım kendimi, ağ beni tuttu. Yastığı kenara kaldırdım, temiz yastığı temizken kullanmak isteyeceğimi bilecek kadar ayıktım. Anında uykuya daldım. 3 saat sonra nedensiz şekilde uyandım. Kendimi biraz daha zorlayıp 1-1,5 saat daha uyuduktan sonra kalktım, mayomu giydim ve hayatımın 2. okyanusuna daldım (kaldı 1). Su dalgalı ve bulanıktı, tersyüz olup çıktım. Engin’le karşılaştık, kahvaltı, çay, kahve.

Kahvaltıdan sonra bu yavaş yaşayan yerin gerektirdiği üzere biraz daha oturakalıp, sonra Kakum Ulusal Parkı‘na doğru yola çıktım, şu meşhur ip köprülerde yürümeye. Giderken taksi tutmadım, cimriliğim tuttu. Hem az paralı turistim ya bu haftasonu… Tro-tro’ya atladım, sıkışık, uzun bir yolculuk, elimde Gana’da çok popüler olan çilekli donmuş yoğurt paketi, bir kenarından emiyorum. Yolda başlayan bolca yağmur, üstümde beyaz ENSO tişörtü (bazı şeyleri planlayamıyorum).

Devasa ağaçların arasına, yerden 30 metre yükseğe asılı ip köprülerde canopy walk, güzel ama kısaydı. Özel teşekkürlerim selfie çubuğuna gidiyor, içinde benim olmadığım fotoğraflar da dahil. Bir de tişört aldım çıkışta, yürüyüşü tamamlayabildiğime dair. Bu aslında “Yağmur ve yüzde 85 nem yüzünden sırılsıklam halde yürüyebildim, o zaman yeni ve kuru bir tişörtü hak ettim” demekti.

2341

Ölmeden önce listelerine inanmam. Aslında aşka inanmamak gibi bir şey bu. Ölmeden önce yapmış olduğuma sevineceğim şeyleri ancak onları yaparken anlıyorum. Mesela, bir ip köprüye ayak basarken.

30-31 Ekim 2015, Accra – Cape Coast

 

* Gana’da dinlediğim, 2015 yazının ve kışının (orada hepsi aynı mevsim ya, neyse) en popüler şarkılarını şu playliste topladım. Dikkat: Şarkılar iyi değil :) Gana’da yaşadığım süre boyunca benim için bir şekilde önemli olmuş şarkılar da var, artık Cape Coast diye söylediğim malum şarkı gibi… Diğerleri de, ay neyse, onlar sonraki yazıların konusu.

(Kamu spotu: Spotify’da mahmuttheblog hesabını takip ederseniz, yazılarda adı geçen tüm playlistlere ulaşabilirsiniz!)

Fotoğraflar bana aittir. Instagram: @bellatrixbegins

Yazar: bellatrixbegins

twitter, instagram: @bellatrixbegins kişisel blog: www.bellatrixbegins.blogspot.com Daha ne diyem, Mahmut mu diyem? (DEDİ)

2 thoughts

    1. Gelecek gelecek, ilk yazilar hep zor cikiyor (hangisi ilk olsun sikintisi da vardi burda) artik dokulurum aklimda ne varsa :))

      >

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s