Eşyalar ve hatırlattıkları: silgihanım

FullSizeRender (1)

Kitsch olana sevgim büyük. Çocukluk intikamını almak için kendisini büyüten zengin ailenin arasına baştan aşağı estetik ameliyat olup sızan Canan’ın maceralarını anlatan Canan isimli Fox Tv dizisini Türkiye’de her hafta kaçırmadan izleyen tek kişi oluşum bence bu konuda yeterli bir kanıt ama daha fazlasını isterseniz, dizinin ilk sezonunun sonunda intikamını alıp yanarak ölen Canan’ın, ikinci sezon aslında ölmemiş olduğunu ve bir dizi yeni estetik ameliyat geçirerek geri döndüğünü nereden bildiğimi umarım tahmin ediyorsunuzdur… (Gamze Özçelik yerine gelen yeni Canan, -bence- vatkalarının hakkını veremediğinden dizi üçüncü sezonu göremedi.) Eve yerleştirmem yasaklandığı için yeğenimin çeyizine koymaya karar verdiğim 80’lerin kırmızı ojeli el şeklindeki sabunluğu, yıllarca itinayla ve sabırla arayıp bulduğum başka kitsch objelerle birlikte (oldukça kötü boyanmış, orantısız büyüklükte gözleri olan seramik ceylan biblosu, kafası keçi, vücudu denizkızı olan tuzluk biberlik vs.) kullanılmayan eski valizlerden birinin içinde duruyor. Hâl böyle olunca da, kitsch’e düşkünlüğümü takdir eden az sayıdaki insanlarımdan birinin yılbaşı hediyesi olarak bana bu harika el emeğini hediye etmesi kaçınılmazdı. Elbette salonumun baş köşesinde asılı duruyor.

Screen Shot 2017-05-19 at 3.58.35 PM

Çocuğu olan arkadaşlarımın kendi aralarındaki buluşmalarına genelde davet edilmiyorum. En son gidişimde ebeveynler arası çocuklarının usluluğu/yaramazlığı konulu bir sempozyum düzenlenmişti veya bana öyle gelmişti. Tabii biraz da kısır bir konu olduğundan, arkadaşlarım kendi çocukluklarından örnekler verip konuşmayanları da teşvik etmeye çalışırken, konuya ani bir “Ee Ceren, sen nasıl bir çocukmuşsun?” sorusuyla dahil oluverdim. Genelde böyle altından nasıl bir tahlil çıkacağı belli olmayan sorulara üç saniye kadar düşünüp yanıt veririm. Bu seferki üç saniyemi, annemin hep anlattığı gibi, “hahaha eline bir çay kaşığı tutuştururduk, üç saat gıkı çıkmadan onunla oynardı” şeklinde aktarmanın kimseye bir fayda sağlamayacağından emin olarak kullandım ve “Normal bir çocuktum işte, kaleydoskopları severdim” dedim. Bu cevabımla beraber gelen anlık sessizlikten burada uzun uzun bahsetmeye gerek yok. Ama hakikaten, en çok kaleydoskopları severdim. Değişen renkleri, şekilleri, ışıkları uzun uzun izlemek, sanki başka ülkelere, hatta başka gezegenlere gitmişim hissi verirdi. Bu evimde görmüş olduğunuz kaleydoskopsa en yakın arkadaşım Ozan’ın hediyesi. Belki çocukken inandığım gibi beni başka gezegenlere götürmedi, ama birlikte yepyeni şehirler, ülkeler, kıtalar gördük. Gittiğim her yere benimle gelen üç parça eşyamdan biri.

FullSizeRender

Bu ruju alalı 6 seneden fazla oldu. Mac’in limitli bir süre için çıkardığı Wonder Woman koleksiyonunun parçasıydı ve bir Wonder Woman-sever olarak kendisini almam kaçınılmazdı. Bitmesin diye yıllarca sürmediğim hâlde en ufak bir bozulma emaresi göstermeyişiyle de gönüllerde taht kuran (ve fakat kafalarda soru işareti uyandıran) bu ruju şu an bu yazıyı yazarken sürdüm. Çok iyi ruj, yeğenin çeyizini görme ihtimali olan objeler arasına düşünüyorum.

Screen Shot 2017-05-19 at 3.59.02 PM

Ufakken, benden yedi yaş büyük abim tarafından zaman zaman karate partneri olarak görüldüğüm vâki. Etimin budumun belli ve pek bir varlık gösteremeyeceğimin aşikar olduğu bu müsabakalara karşı bir silah geliştirmem gerektiğini idrak etmem uzun sürmedi. Abimin damarına en basacak, hatta o damara basa basa kendisini odadan çıkarak şeyin; Ayşecik’in oynadığı Oz Büyücüsü’nün Türk filmi versiyonundaki cadının kahkahası olduğunu da, bu filmi 86. kere izleyip kahkahayı ve cadının “Eriyoruuum!” diye bağırmasını kendi kendime taklit ederken fark ettim. Artık benim de bir silahım vardı, abimi sinir edip “Tamam allah kahretsin sus tamam!” dedirten bu kahkahayı da uzuun seneler kullandım. Ta ki artık işe yaramadığını anladığım güne kadar. Neyse ki o zaman da imdadıma MTV ve Beavis ve Butthead’in eheheheheheh gülüşleri yetişti. Canım abim böyle güldüğüm zaman da ifrit oluyordu! Kısacası, alalı nereden baksan yedi sene olan ve kafalarına dokunur dokunmaz kendi aralarında salak salak konuşup gülmeye başlayan Beavis ve Butthead figürleri bana her özlediğimde abimi ve beraber güldüğümüz günleri getiriyor.

Serinin diğer yazıları için tık tık: yinemimerve

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s